Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, son öğrenci evi tartışmasında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la farklı düşündüğünü ve “ofsayta düştüğünü” açıkça ilan etti.
Dolaylı da olsa bir özür beklediğini ima etti.
Başbakanla “neredeyse” ipleri kopardı.
Şimdi herkes şunu soruyor; ne oldu da böyle oldu
Yıllarca devam eden birliktelik, neden bir anda tuzla buz oldu
Oysa durum öyle değil.
Bunun bir de arka planı var.
Başbakan Erdoğan, Bülent beyi ilk kez ofsayta düşürmüyor ki!
Neler olmadı ki, geçmişte;
* Bülent Arınç Diyarbakır Emniyet Müdürü Recep Güven’in “Dağda ölen PKK’lıya ağlamayan insan olamaz” sözlerine destek çıkmış ve “Şahsi takdirlerimi sunuyorum” demişti. Başbakan Erdoğan ise Arınç’ın ardından “Askerlerimizi öldüren teröristlere ağlamayız. Bu böyle.” dedi.
* Açlık grevleriyle ilgili olarak BDP’nin samimiyetine güvendiğini söyleyen Arınç’ın sözlerine Başbakan Erdoğan Trabzon’dan tam tersi yönde bir değerlendirme yaptı. Erdoğan “Bu açlık grevleriydi, ölüm oruçlarıydı bunlar şantajdır, bunlar blöftür, bunlar şovdur. Şimdi de milletvekilleri yapıyorlarmış. Ne yapıyorlarsa yapsınlar. Bizim görevimiz bellidir. Biz sağlıkla ilgili gerekli müdahaleyi yaparız” dedi.
* 6. İdari Mahkemesi’nin, Taksim Topçu Kışlası projesine karşı açılan davada yürütmeyi durdurma kararı vermesine AK Parti’den iki farklı tepki geldi. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, mahkeme kararını isabetli bulurken Başbakan Erdoğan kararın aceleyle alındığına işaret ederek, mahkemeye itiraz edeceklerinin sinyalini verdi.
* Erdoğan, bir gazetecinin, “Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın “Türkiye ve İsrail’in facianın veya saldırıların durdurulması konusunda görüşmesi lazım” yönünde bir açıklaması oldu.” hatırlatması üzerine şunları söyledi: “İsrail ile kim görüşecek İsrail ile şu anda görüşebilecek en ideal yer BM Güvenlik Konseyi’dir. Bir de İsrail ile münasebetleri yerinde olan ülkeler görüşmelidir. İsrail ile görüşme noktasında herhangi bir bağlantımız yok”
* Başbakan, Arınç’ın 17 Haziran’daki “Öcalan’a ev hapsi tartışılabilir” açıklamasına basın önünde tepki gösterdi.
* Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, Özel yetkili mahkemelerin yerine terör mahkemelerinin gelmesiyle ilgili bir çalışma yaptıklarını açıkladı. Bülent Arınç ise farklı bir görüş dile getirdi. Sonuçta özel yetkili mahkemeler kalktı. Atalay’ın bu görüşleri, Erdoğan’ın değerlendirmelerini yansıtıyordu.
* “Biat edilecek bir insan varsa, bunu benim Erbakan Hoca’ya yapmam lazımdı. Ben biat etmedim, edilseydi ona ederdim. Bunun için Recep Tayyip Erdoğan’a da biat etmemiş adamım.” diyen de yine Bülent Arınçtı.
BEN ŞİMDİ BU HİKÂYEYİ NİÇİN ANLATTIM Kİ!
Koca Ali uzun boylu, iri pençeli, kalın pazılı bir pehlivandı.
On senedir ham demirden dövdüğü kılıçları her yerde nam kazanmıştı.
Onun çeliğe çifte su vererek yaptığı kısacık bıçaklar bile iki kat olur, kırılmazdı. Bu “Çifte su vermek” sanatının ona has bir sırrı idi.
Yanına çırak almaz, dükkandan dışarı çıkmaz, kimse ile konuşmazdı.
Pazarlık yapmaz, ne verilirse alırdı.
Şehirde onunla ilgili birçok söylenti vardı. Ama kimdi, nereden gelmişti Kimse bilmiyordu.
On iki yaşındayken beylerbeyi olan babası öldürülmüştü.
Amcası vezirdi. Koca Ali’yi okutmak istedi ama o kimseye minnettar kalmak istemiyordu.
***
Bir gece amcasının evinden kaçtı.
30 yaşına kadar gezmediği yer, yapmadığı iş kalmadı.
En son Erzurum’da ihtiyar bir demircinin yanında işe girdi.
O para için değil, yaptığı sanatının zevki için çalışıyordu. “Çifte su vermek” onun aşkıydı.
Bir gün yine sabah namazından sonra durmadan çalışmıştı.
Sönen ocağına baktı sonra karşıdaki mescitten gelen akşam ezanını duydu.
Bu mescide genelde fakirler gelirdi.
İkindi abdesti duruyordu. Ellerini yıkadı, kapısını çekip çıktı. Kapısını kilitlemeye gerek duymazdı.
Mescide girdi, daha saflar tutulmamıştı. Kenara çekilip oturdu. Yanındakilerin konuşmalarına kulak misafiri oldu.
Konya’dan iki derviş yatsı namazına kadar mesnevi okuyacaktı. Zaten başı ağrıyordu. “Biraz dinler açılırım.” dedi.
Akşam namazından sonra mescit biraz boşaldı, sonra dervişler mesnevi okumaya başladı.
Koca Ali, mesnevi okundukça kendinden geçiyor, garip duygular içinde ruhu ürperiyordu.
Yatsıdan sonra mescitten çıktı. Dükkana uğramadan köprünün yanına gitti. Suyun üzerinde parlayan yıldızları izleyip kuşların sesiyle tekrar kendinden geçti.
***
Sonra bir ses duydu.
Bunlar şehir subaşısının adamlarıydı.
Geceleri afyon yutan bu serseriler, hırsızlardan, uğursuzlardan daha korkunçtu.
Gece yolda gördüklerini dayaktan geçirirlerdi ama Koca Ali’ye kötü davranmadılar. Sadece buralarda dolaşmamasını söyleyip gittiler.
Koca Ali dükkana girdi, yorgundu. Hemen yatağına yattı.
Kapı vuruluyordu uyandı. Bunlar dizdarbaşı ve adamlarıydı.
Dün gece Budak Beyin mandırasında hırsızlık olmuş, hırsızlar çaldıkları bir kuzuyu köprünün yanında kesmişler. Bekçiyi de dövüp sol kolunu kırmışlar.
Bekçi adamlardan birini Ali’ye benzetmiş; dükkanın önünde de kan lekeleri vardı.
Mahkeme kuruldu.
Sonunda Koca Ali’nin sol kolunun kesilmesine karar verildi.
***
Sipahiler kolunun diyetini verecek zengin bir kasap buldular.
Ama kasap “Ali’nin ömür boyu kölesi olmasını” istemişti.
Kabul ettiler.
Koca Ali çalışıyordu ama kasabın kolunun diyetini vermesini sürekli ve de mütemadiyen başına kakması onu deli ediyordu.
Kasap sürekli, “Bak ben olmasam kolunu keseceklerdi…” diyordu.
Daha ne kadar dayanacaktı, bu duruma
Koca Ali kimseye minnettar kalmak istemiyordu.
Bir gün çok sinirlendi.
Kasap yine o bildik ve bıktırıcı cümleyi sarf etmişti ki, Koca Ali satırı aldı, kasabın faltaşı gibi açılan gözleri önünde, satırla sol koluna vurdu, kesti, kopardı kolunu.
Kasap kıpkırmızı olmuştu..
Koca Ali, kestiği kolunu kasabın önüne atarak,“Al şu diyetini, verdiğin şeyi” dedi ve çekip gitti.
Koca Ali’den o günden sonra kimse haber alamadı.
Geldiği yer gibi gittiği yeri de kimse öğrenemedi.
***
Sâhi, Ömer Seyfettin’in `Diyet’ isimli öyküsünden derlediğim bu hikayeyi neden şimdi anlattım ki!..
NOT: Bugün 10 Kasım 2013 Pazar… İktidar ve TBMM’de grubu bulunan partiler, 2012 yılında yeni ve sivil anayasa vaadini yerine getiremedi. Sınıfta kaldı. Umutlar bu yıla sarktı. Cemil Çiçek, liderlerle görüşerek yeni bir süreç başlattı. Son hazırlanan Demokratikleşme Paketi sanki yeni ve sivil Anayasa çalışmalarını sekteye uğrattı, yavaşlattı. Du bakali n’olacak Her şeye rağmen yine de takipteyiz…