Bugünkü Türkiye Müslümanlarının Ayıpları

Abone Ol

Birinci ayıp: Birleşip, reisli ve teşkilatlı tek bir

Ümmet olmak için hiçbir girişimde bulunmamaları; bugünkü tefrikayı,

bölünmüşlüğü, parçalanmışlığı, kopukluğu gaflet ve uyuşukluk içinde

sürdürmeleri.

İkinci ayıp: Başlarına geçirmek için âdil, âbid, zâhid,

doğru ve dürüst, râşid, kâmil, muktedir, müdebbir bir İmam aramamaları, böyle

bir zatı bulup ona biat ve itaat etmemeleri.

Üçüncü ayıp: Beş vakit namaz kılma oranı yüzde ona

düştüğü halde, bu konuda namaza davet seferberliği ilan etmemeleri.

Dördüncü ayıp: Ellerinde yeterli hürriyet, imkan ve

fırsat bulunduğu halde emr-i mâruf ve nehy-i münker farzını yerine

getirmemeleri.

Beşinci ayıp: Devlet bedava Osmanlıca kursları açtığı

halde, bu kurslara kayd olarak bin yıllık islamî yazımızı öğrenmemeleri.

Altıncı ayıp: Cuma ezanı okununca dükkanlarını, iş

yerlerini kapatmamaları.

Yedinci ayıp: Her Müslümanın bilmesi ve öğrenmesi farz

olan ilmihal bilgilerini doğru şekilde öğrenmemeleri.

Sekizinci ayıp: Bir kısım Müslümanların Kur anın,

Sünnetin, Şeriatin, fıkhın, hikmetin emr ettiği şer î tesettüre uymayıp,

şeytanî tesettüre bürünmeleri.

Dokuzuncu ayıp: İslamî kesimde büyük ölçüde gıybet

edilmesi, nemmamlık yapılması, insanların gizli günah ve ayıplarının

araştırılıp teşhir edilmesi.

Onuncu ayıp: Eline para ve imkan geçenlerin israf, lüks,

şatafat, beyinsizlik yollarına sapması.

On birinci ayıp: Ramazanlarda bir kısım Müslümanların

içkili ve fuhuşlu lüks otellerde papazlı ve patrikli iftar ziyafetleri vermesi.

On ikincisi: Suriye ve Mısır Müslümanlarının başlarına

gelen felaket ve facialardan ibret almamaları ve toparlanmamaları.

On üçüncüsü: Bir kısım Müslüman yazarların aşırı şekilde

yalakalık ve yağcılık yapması ve ötekilerin bunları uyarıp itidale çağırmaması.

On dördüncüsü: Bir kısım Müslümanların futbol kulübü

tutar gibi cemaat holiganlığı, militanlığı, fanatizmi, çılgınlığı sergilemesi.

Aklı başında Müslümanların onları uyarıp düzeltmemesi.

On beşincisi: Memlekete hürriyet geldiği halde, Ehl-i

Sünnet Müslümanlarının, eski İslam Medreselerinin tekrar açılması için

çalışmaması, bu konuya ilgisiz kalması.

On altıncısı: Eski tasavvuf tarikatlarının, tekke ve

zaviyelerin tekrar açılıp, Meclis-i Meşayih denetiminde faaliyete geçmesi için

gayret gösterilmemesi.

On yedincisi: Şifahî-bedevî kültüründen yazılı-medenî

İslam kültürüne geçmek için gereken hizmetlerin yapılmaması.

On sekizincisi: Tevhidî eğitim verecek ve öğrencilerinin

vakit namazlarını okul imamının ardında cemaatle kılacağı gerçek İslam

mekteplerinin açılması için çalışılmaması, teşebbüse geçilmemesi.

On dokuzuncusu: Zekatların Kur ana, Sünnete, Şeriata,

fıkha göre verilmemesi, sarf edilmemesi.

Yirmincisi: Sabah namazlarında (Eyüb Sultan ve birkaç

cami dışında) camilerde çok az cemaat olması, bilhassa sözde dindar gençlerin

bulunmaması.

Yirmi birincisi: M. Kemal ve İsmet Paşa zamanlarında bile

suç olan zinanın suç olmaktan çıkartılmasının protesto edilmemesi.

Yirmi ikincisi: Ucuz ve kolay Ayasofya edebiyatı yapılıp,

Ayasofyayı açtıracak ağırlığa ve güce sahip olunmaması.

Yirmi üçüncüsü: Zengin ve orta halli Müslümanların,

oğullarının yeterli kısmını askerî okullara gönderip subay yapmaması ölümcül

kusurunun sürdürülmesi.

Yirmi dördüncüsü: İş, ticaret, sanayi, çalışma hayatını

ıslah ve tanzim etmeye yönelik fütüvvet, ahîlik ve lonca teşkilatının

kurulmaması.

Yirmi beşincisi: Amerika da Amish lerin bağımsız bölgesi

gibi; İslam kentleri, İslam komünleri, İslam mahalleleri, İslam bölgeleri

kurulup buralarda Kur ana, Sünnete, Şeriata, fıkha, İslam ahlakına ve

bilgeliğine göre yaşanmaması.

Yirmi altıncısı: İstisnalar dışında islamî hizmet ve

faaliyetlerin paraya, maddî menfaate, ücrete, maaşa endeksli olması; muhlisen

lillah ve hasbeten lillah hizmet edenlerin az olması.

Yirmi yedincisi: Makam ve mevkilerin, memuriyetlerin,

işlerin, hizmetlerin ehliyetli, liyakatli ve uzman olanlara değil; bizden

olanlara, hısım akrabaya, yandaşlara, ihvana, hemşehrilere dağıtılması, peşkeş

çekilmesi.

Yirmi sekizincisi: Hizmetlerde, hayırlı işlerde müsabaka

(yardımlaşma) değil, rekabet edilmesi.

Yirmi dokuzuncusu: İçi boş, kof, aldatıcı, afyonlayıcı

bir kendini övme edebiyatına kapılarak; asıl faziletin düşmanların kabul ve

tasdik ettiği üstünlükler olduğunun unutulması.

* (İkinci yazı)

Dünya Beyliği Mâneviyat Sultanlığı

SEN uzun yıllar boyunca sessiz sedasız gizli bir

imparatorluk kur. Yüz milyarlarca dolar para topla ve harca. Nice sektörde kadrolar

yetiştir, her yere kendi adamlarını yerleştir. Okullar, üniversiteler, dev

medya kuruluşları, günlük gazeteler, tv ler, bankalar ve daha neler neler

Polis teşkilatı, yargı, idare, bürokrasi, üniversiteler, medya emel kurumlar.

Sonra, hedefe çok yaklaşmışken, siyasete ve stratejiye

aykırı bir sürü vahim ve ölümcül hata yap ve bir çuval inciri berbat et.

Madalyonun bir yüzünde muazzam bir başarı, öteki yüzünde,

en tecrübesiz cahil kişilerin bile yapmayacağı akıl almaz hatalar.

Birinci büyük ve ölümcül hata: Uluslararası çapta dev bir

dinî kuruluş veya cemaat böylesine aktif siyaset yapmaz; sivil darbe

teşebbüsünde bulunmaz.

İkinci hata: Mâneviyat ile dünya saltanatı bir arada

yürümez.

Üçüncü hata: Ne kadar büyük ve güçlü olursa olsun hiçbir

parça (cemaat, tarikat vs), bütünden (Ümmet) büyük olamaz, bütünü göz ardı

edemez, bütünü hesaba katmadan plan program yapamaz.

Dördüncü hata: Hatasız olduğunu, yanlış yapmayacağını

sanmak hataların en büyüğüdür.

Beşinci hata: Bir Müslümanın, mülkün asıl sahibinin Allah

olduğunu, O nun mülkü dilediğine verdiğini, dilediğinden aldığını çok iyi

bilmesi ve dünya iktidar ve saltanatına talip olurken bu temel gerçeği bir an

bile hatırından çıkartmaması gerekir.

Bir Müslüman için en büyük şeref, rütbe, mevki, derece,

itibar; sırf Allah rızası için ihlas ve samimiyetle, doğru ve yerinde hayırlı

hizmetler etmektir. İmanın, İslamın, Kur anın has hizmetkarları, Yaratan için

yaptıkları hayırlı işlerin ücretini yaratıklardan istemezler ve verilmek

istense bile kabul etmezler.

Asıl sultanlık mâneviyat sultanlığıdır.

İbrahim Edhem hazretleri tacını, tahtını, padişahlık

kaftanını, sarayını, ülkesini terk edip derviş olduktan sonradır ki, ölümle son

bulmayacak bir saltanata nail olmuştur.

Beyim, iki karpuz bir koltuğa sığmaz.

Hem dünya beyliği, hem maneviyat sultanlığı bir arada

olmaz.

Bu dünya tercihler dünyasıdır.

1.5.2014