Bugün 10 Kasım

Abone Ol

Atatürkün ölümüyle ilgili Engin Ardıçın bir iddiası var, şöyle diyordu:

"Atatürkün açıklandığı ve hep anıldığı şekilde saat 9u 5 geçe değil, sabah 7 sularında öldüğünü, okulların ve resmi dairelerin mesai saati başlangıcına denk getirilmesi ve böylece törenlere katılımın kolaylaştırılması amacıyla kamuoyuna 9u 5 geçe olarak bildirildiğini duymuştuk" diye yazdı köşesinden.

Bu iddialarını ise Latife Hanımın kız kardeşinin torunu Mehmet Sadık Ökenin kitabına dayandırıyordu yazar.

Yazıyı atlayarak alıyorum:

"...Sayın Öke, Atatürkün sanıldığı ve hep bilindiği gibi 10 Kasımda değil, 9 Kasımda öldüğünü, son bir hafta boyunca süren pazarlıkların son gün yoğunlaşarak anlaşmaya varılması üzerine 10 Kasımda vefatın ilan edildiğini söylüyor.

"Cumhuriyetin taht kavgası olsa gerek.

"Doğru mudur bu Tabii bilirsiniz diye başlamış sözüne, söyleşinin o bölümünde. Hayır bilmeyiz. Biz de bilmedikten sonra, halk ne halt etsin

"Gerçi Atatürkün açıklandığı ve hep anıldığı şekilde saat 9u 5 geçe değil, sabah 7 sularında öldüğünü, okulların ve resmi dairelerin mesai başlangıcına denk getirilmesi ve böylece törenlere katılımın kolaylaştırılması amacıyla kamuoyuna 9u 5 geçe olarak bildirdiğini duymuştuk ama... Bunu ortaya atan da Çetin Altan olmuştu hatırladığımız kadarıyla, pek üstünde durulmamıştı."

Ardıç yazısına şu satırlarla devam ediyor:

"Fakat 9 Kasım... Hayır bilmiyorduk. Diyeceksiniz ki, Atatürk 9 Kasımda ölse ne fark eder, 6 Kasımda ölse ne değişir Saat sekiz çeyrekte ölse ne olacak, on buçukta ölse ne yazacak Mesele bu değildir. Ne tür rezillikler dönmüş o Dolmabahçe Sarayında Nasıl gözümüzün içine baka baka yalan söylerler ve yetmiş yıl kimse ağzını açmaz Nasıl kandırılır kuşaklar boyunca bu ülkenin vatandaşları

"Bu memleketin, bu rejimin her şeyi mi yalan dolan ve sansür üzerine kuruludur " (2011, Sabah, Engin Ardıç)

Problemin temel kaynağı bu olsa gerektir. Yalanlarla uyutulduk. Kaç kuşak tarihini bilmeden narkoz yemiş hasta misali sersem gibi başka bilgilerle donatıldık.

Dolmabahçede yaşanan rezillikleri bir bir sayıp dökecek değiliz. Zira o dönemin günahları o döneme aittir. Ancak niçin "doğru tarih" aktarılmadı bize Neden yalanlarla susturulduk hep

Ahmet Altan bir yazısında:

"Bana Türkiyede en tehlikeli üç mesleğini say deseniz, ben size, bomba imha uzmanlığı, medencilik ve tarihçilik derim" diye yazmış.

Devamında:

"Tarihçilik neden tehlikelidir peki Çünkü tarihi gerçekleri söylediğinizde Kemalizm denen diktatörlük sistemini havaya uçurursunuz. Kemalizm, üç büyük sahte tehlike üzerine bina edilmiştir: İrtica, Kürtçülük ve Komünizm." (25 Kasım 2011, Taraf)

İşin doğrusu "yakın tarih" bizim için hala "muamma". Bilmediğimiz bir tarih üzerine "hüküm" bina ediyoruz.

Osmanlı tarihinin parça parça edildiği dönemde yaşanan kaos, anarşi ve bilinmezlik, ne yazık ki ufkumuzu daraltıyor. Geleceğimiz hakkında bize fikir vermiyor.

Belki yakın tarihin üzerindeki sis perdesi kaldırılırsa önümüzü görebileceğiz.

Dönemin aktörlerinin putlaştırılmasına dayanan kült ve dahası ülkenin bu gün içinden çıkılmaz hale geldiği manevi, kültürel ve siyasi yıkımı yaşamayacaktık belki.

İlk cumhuriyet liderinin şehir meydanlarında ilk heykel diktiren ilginç bir özelliğe sahip olduğu gibi, ikinci Dünya Savaşı sonrası demokrasiye bir "mutabakat" yaparak geçtiği günleri hala tam olarak değerlendirebiliyor muyuz

Hâlâ ülkemizde 1920ler, 30lar totalitarizmini gömmek için bugüne kadar ciddi bir hesaplaşma yapamadık.

Zira, 1970lerde Portekiz, İspanya, Yunanistan geçmişiyle hesaplaştı.

Ama ya biz

İtalyadaki faşist model Katolik kilisesini bir müttefik olarak gördü.

Alman Nazizmi, din kurumunu siyasetin kenarına itti.

Sovyet modeli ise dini tamamen yok etti.

Bizde

Sovyet modelini aratmayan, "Din"i tamamen yok etme projesi uygulandı. Ama dinin kurumsal alt yapısı olan tarikat, medrese ve vakıfları çökertemedi. Osmanlıca ve Kuran eğitimini yasakladı. Toplumun üstünden silmeye çalıştı. Ama bu millet değerlerine sımsıkı sarılmayı bildi. Kuran-ı Kerimi toprak altına, samanlığa gizledi, eğitimini bir sonraki nesillere aktardı.

Hülasa:Bugün 10 Kasım!

"Neşe" dolmuyor insan.