Bu vahşetler insanları ürpertemiyorsa!..

Abone Ol

Günlerdir Narin Güran konuşuluyor, çeşitli senaryolar, kurgular ve kimi değerlendirmelerde bulunuluyor. Önemli bir olay. Bir çocuğun böyle vahşi öldürülüşü insanı hem ürpertiyor hem de ürkütüyor.

Medyaya bakmaya insanın, insan olanın içi kaldırmıyor. Toplumları genel anlamda ilgilendiren bu olayın diğerleri için de yaklaşım bağlamında örnek olması beklenir. Her insan aziz ve değerlidir. Her insana aynı yaklaşımda bulunulması gerekmektedir. Mazlum olan kim var ise sahiplenilmeli.

Hemen her gün farklı olaylar yaşanmaktadır. Bunların kimi alabildiğine karşılık buluyor kimileri de atlanıyor, geçiliyor. Bu, biraz da kimi çevrelerin baskınlığı ya da ilgisizliği yüzünden oluyor.

Bu denli vahşiliğin yaygınlaştığı toplumlarda insanların bunları manevî olarak kaldırması elbette zordur. İnsan psikolojisi bu denli ağırlıkları kaldıramayabilir. Öyle de yaşanan bunca olaya karşın insanların duyarlıklarında bir körelme, bir sağırlaşma var ise bunları neye bağlamalı veya yormalı?

Bu toplumları böyle vahşileştiren nedir, neden sınır tanınamaz hâle gelinmiştir? Bunun karşılığını vermek elbette güçtür. Ne yazık insanlarda artık manevî korku duygusu hemen yok gibidir. Bunu hayatın, toplumların hemen her kesimi için söylemek olası. Haram veya yasak duygularının tamamen yok olan toplumlara veya insanlara bazı şeyleri anlatma güçlüğü ortada.

Devletlerin katı ve acımasızlıkları başta olmak üzere, güçleri ellerinde bulunduranlar, örgütler, ideolojiler, ırkî fanatizmler, sermayeyi ellerinde bulunduranların sınır tanımaz hırsları ve daha birçok neden sıralanabilir.

Devletler adil ve merhametli değilse, insanını sadece yönetilen bir sürü konumunda görüyorsa, onu değerli bir varlık gibi düşünmüyorsa… O zaman sorunlar baş gösterir. Halkına eşit davranmayan, eşit bölüşüm sağlamayan, haksızlıklara göz yuman, yandaşı olan ya da çıkar umulanlar korunuyorsa!.. İşte o zaman insanların güven duygusu azalır. Güveni sarsılanlar da güvensizleşmeye başlar. Bu, dalgalar hâlinde yayılır. Toplumlara çürümeler derinleşmişse bunu önlemek bir o kadar güçleşir. Çürüme alanları birbirini etkiler bu, giderek yayılır.

Bir elma ısırığının suyunun boğaza kaçması üzerine, elma sahibine giden ve tam yedi yıl hizmetinde bulunan bir insan örneğini bu çağda bilmek, anlamak ve anlatmak o kadar aykırı geliyor ki insanlara. Haram denilen olgu insanların bütün ruhunu ve bedenini kuşatmış, tutsak etmiş. Sınır tanımazlıktaki uçların ipi iyice kaçtı. Haram veya helâl olgusu hayatın hemen bütün alanları için geçerli. Sınır tanımazlığın ahlâkî boyutu tam anlamıyla egemen durumda. Yaşanmakta olan hayat anlayışı çağlar ötesi vahşi ve hayvansı zamanlara kadar götürüyor. İnsanlık için uyarıcı olan peygamberler çağında değiliz elbette. Her inanan insan bir anlamda peygamber ahlâkı, inancı ve düşünüşünün sorumluluğunu taşımalı. Aslında taşımaktadır da. Ne ki aşırılıkların dizginlenemeyişi, haram ve yasak olan hemen her durum, davranış ve yaşayış bu zamanın anlayışı durumunda. Ne somut ne soyut yasalarının sınırları olmayan bir dünya görünümünde. Sınırsızlık giderek hız alıyor, giderek yaygınlaşıyor.

Çocukların vahşice katledilişleri -bu bir Narin değil, onlarcası için geçerli bir durum-, ahlâk sınırlarının aşılışının kurbanlarıdırlar.

Kapitalist sistemin iletişim araçlarında insanları kışkırtan o kadar çok şey var ki. Sabahtan akşama kadar televizyonlarda, diğer iletim araçlarındaki kışkırtıcı reklâmlar, tanıtımlar, gösterimler insanların duygularını fazlasıyla etkiliyor. Giderek artık ele avuca sığmayan bir hayat anlayışı baskınlaşıyor. Çağın en görünür yüzü karanlık çağ insanlarının daha modernize olmuş hallerini yansıtıyor.