Bu ülkede ne tuhaflıklar oluyor

Abone Ol

Bu ülkede, Batı düşüncesine dayalı, kavim eksenli bir yapı

oluşturuldu. Bu milleti millet yapan değerler yok sayıldı, devrimler adı

altında, kavmi bir oluş ile diğer kavimler, değerler, mezhepler ve koskoca bir

kültür yok sayıldı. Afrika içlerinde, derinliklerinde, hiçbir kültür ile bağı

olmayan bir klan devlet oldurma düşüncesiyle yapılandı. Yeni ve yabancı bir

oluş…

Yabancı düşünceler, batıdan gelen akımlar; sağ, sol,

milliyetçilik, muhafazakârlık, demokratlık, ilericilik, gericilik, Marksçılık,

Maoculuk ve daha nice yabancılık kendine yer buldu. Antik Yunan kültüründen

tutun, Fransız, Rus, İngiliz kültürleri bu milletin üzerine boca edildi. Alfabe

yasaklanarak kendi kültürüyle olan bağlar kesildi. Milletin üzerinde kurulan

baskıyla on yıllarca uygarlığı ve kültürüyle bütün bağları kesilmeye çalışıldı.

Bunda da başarılı olundu. Milletimiz parçalara bölündü, birbirine hasım hâle

getirildi.

Sağcılık, solculuk, Türkçülük, milliyetçilik birbiriyle

yarıştı, kamplara bölündü, çekişti ardından düşman oldular. On binlerce genç

öldü, öldürüldü. Ardından da bu akımların içinden bir Kürtçülük hareketi inşa

oldu. Marksist düşünceden doğan bu akım, kimlik adı altında önce siyasal bir

hareket ardından da toplu bir karşı oluşa dönüştü. O oluş şimdilerde kendine

yeni bir din arayışında. Müslüman Kürtler İslâm öncesi arkaik pagan kültürlere

götürülmek isteniyor. Benzer durum Türkler üzerine uygulandı. Bir ölçüde de

tuttu. Milletin kendisi bütün bu baskılara karşın direnerek kendisini bulmayı

sağladı. Kur’an ile bağlarını kesmedi, hafızlarını el altında gizlice

yetiştirdi. İmam hatip okulları fırsatı doğunca oraya yoğunlaştılar. Zorlanarak

da olsa dergilerini çıkardılar, gazetelerini yayımladılar. Partilerini

kurdular. Direnişlerinin sonucu büyük ölçüde kazandılar.

Asırlarca İslâm’a büyük hizmetleri olmuş Müslüman Kürtler

üzerine batıcılık ve yabancılık ağdırılınca denge bozuldu.

Bu ülke, şimdi onların kendi dinlerinden ve kültürlerinden

uzaklaştırılırken bir yanda da bu oluşuma maddî yardım ve destekte bulunuyor.

Dinler arası hoşgörü ve diyalog adı altında camilerin yanına kilise, havra,

yezidî tapınakları inşa ediliyor. Bu, şu anlama geliyor. “Ey Kürtler, artık

sizler bu yeni dininizin ibadethanelerine gidebilirsiniz” denilmektedir.

Sevgili Efendimiz ile başlayan yeni dönemde fethedilen

beldelere mutlaka birer mescidin inşası, orada ezan okunması öngörülüyordu.

Bölge halkı İslâm’a davet edilirdi. Mescidi bulunmayan beldelere mutlaka bir

mescidin inşası gerçekleştirilirdi.

Bir taraftan Kürtlerin Yezidilîğe yöneliminden rahatsızlık

duyulur, sesli olarak dile getirilirken, bir yandan da camilerin yanına

kiliseler, havralar, sinagoglar inşa ediliyor. Bunu devletin kendisi yapıyor.

İslâm öncesi kimi durumlar öne çıkarılıyor. Örneğin nevruz

Türklerin mi, Perslerin mi Kürtlerin mi bayramıdır Paganlık dönemi ait olan bu

kutlama, batılı ruhlular tarafından paylaşılamıyor. Üstelik devlet yetkilileri

bu paganlık kültürünü Kürtlere kaptırmama telâşında. Yanlışa yanlış ile

karşılık veriliyor.

Putlarını helvadan yapan ardından da onları yiyen

putperestler konumunda.

Bu devletin asıl paradoksu budur. Yabancılığa özendirilir,

genç kuşaklar oraya yönlendirilir. Sonra bu yetiştirdikleriyle savaşır.

Yetiştirdiği bu insanları öldürür.

Güneydoğu’da medrese geleneği çok kuvvetli iken, bölge halkı

sahih Müslüman iken bu devlet medreseleri ortadan kaldırdı, dergâhları kapattı.

Manevi önderler halkın gözünden düşürüldü, mahkûm edildi, sürüldü, zulmedildi.

Halk İslâm’dan uzaklaştırıldı. Ardından da bu insanların İslâm öncesi

kültürlere yönelimi sağlandı. Şimdi de sorunları gidermek adına onlarla

savaşıyor, öldürüyor, öldürülüyor.

En son Mardin’de caminin yanına kilise, havra ve yezidî

tapınağının inşasına geçildi.

İslâm dışı ve öncesi kültürler devlet eliyle yerleştiriliyor.

Bu paradoksu anlamak güç. Güç ama Türkiye Cumhuriyeti’nin ideolojisine uygun

bir durum. Asıl sorun bu bakışta.