İktidar partisi sözcülerinin seçim kampanyasını toplumu
korkutmak üzerine kurmaları insanı ürkütüyor. Çünkü yaptıkları açıklamalar
ciddiye alındığı takdirde bu ülke ve insanımızın AK Parti ye mahkûm olduğu gibi
sonuç ortaya çıkıyor. Sadece Başbakan Yardımcısı Babacan ın, İstikrar
sarsıldığı zaman bir ülkenin ne duruma düşeceğini etrafımızdan görüyoruz. Bakın
Yunanistan a , Muhalefetin vaatleri faizi yüzde 17 ye çıkartır cümleleri bile
12 yıldır iş başında bulunanların çaresizliğini ortaya koyuyor. Sabit ve dar
gelirlilere yönelik muhalefetin bir takım vaatlerine karşı iktidar sözcüleri,
Verdiğiniz sözlerin kaynağını nasıl sağlayacaksanız gibi bir yaklaşımla
karşı çıkmıyor, toplum bu vaatlerin peşine takılmasın diye korkutulmaya
çalışılıyor. İktidar sözcüleri bununla da yetirmiyor, seçmeni kendilerini
tekrar tek başına iktidara getirmek zorunda olduğuna inandırmaya çalışıyorlar.
Çünkü seçimlerden tek parti iktidarı çıkmadığı takdirde koalisyon
hükümetlerinin kurulmasının ülkenin uçuruma sürüklenmesi anlamına geleceğini,
koalisyonların istikrarsızlık anlamına geldiğini, bu bakımdan AK Parti
iktidarına ülkenin mecbur ve mahkûm(!) olduğu gibi bir mantıkla hareket
ediyorlar. Bu yaklaşım seçmen iradesine saygısızlık değilse nedir Seçmen
sadece size oy verirse mi ülke iyi yönetilebilir
Muhalefet partilerinin dar ve sabit gelirlilere yönelik
vaatlerinin faiz oranlarını yükselteceği, ülkenin uçuruma sürükleneceği gibi
iddialar üzerinde biraz düşünüldüğünde 12 yıllık AK Parti iktidarının dar ve
sabit gelirlileri yoksulluk sınırının altında bir gelire mahkûm ettiğini,
insanların gelirlerini artırıcı tedbirler almak yerine yoksul insanların
evlerine yardım paketleri bırakmayı tercih ettikleri gerçeğini gözden kaçırmaya
çalıştıklarını söylemek yanlış olmaz. Kaldı ki, muhalefetin vaatleri daha
hayata geçmediği halde dolar almış başını gidiyor, paramız sürekli değer
kaybediyor. Faiz oranlarının düşürülmesi talepleri Merkez Bankası tarafından
doğru bulunmuyor. Yani, bugün yaşananlar muhalefetin vaatleri hayata geçmeden
ve 12 yıllık bir tek parti iktidarına rağmen ekonominin felakete doğru
sürüklendiğini ortaya koyuyor. Bu bakımdan iktidar partisi sözcüleri
koalisyonlar dönemi gelirse ülke uçuruma sürüklenir, dar ve sabit gelirlilerin
biraz olsun gelirlerini artırırsak ülke batar gibi söylemlerle toplumu
korkutmak yerine geleceğe dönük özellikle dar ve sabit gelirlilerin durumunu
iyileştirecek ne tür uygulamalar planladıklarını anlatmak durumundadırlar.
Resmi istatistiklere göre bugün çalışanların büyük bir bölümü ile emekliler
açlık sınırının altında bir gelire sahiptirler. Bu gerçeği iktidar sahipleri
gördükleri halde dar ve sabit gelirlilerin aynı durumda hayatlarını
sürdürmelerini istemek iktidar sahiplerinin yaklaşımı olamaz/olmamalı.
Öte yandan kendileri toplumun büyük bir kesiminin
sıkıntılarına gözlerini kapatmışken öbür yandan da bu duruma isyan edecek olan
dar ve sabit gelirlilerin kendilerini iktidar koltuğundan indirme ihtimali
karşısında, Koalisyon uçuruma yuvarlanmak demektir yaklaşımı ile peşin olarak
millet iradesini baskı altına alma çabaları demokratik bir yaklaşım değildir.
Böyle bir anlayışın sahiplerinin ısrarla başkanlık sistemi istemeleri üzerinde
ayrıca durulması gerekir. Çünkü dar ve sabit gelirlilerin durumunu
iyileştirerek onların gönlünü yanlarına çekmek yerine, muhalefetin vaatleri
felaket olur, koalisyonlar ülkeyi uçuruma sürekler gibi bir mantık sağlıklı
değildir. İktidar olmak sadece zenginlerin sorunlarına çözüm aramak değil,
toplum kesimleri arasında adaletli bir gelir dağılımını sağlamaktır. Bunu
yapmayan/yapamayanlar toplumu korkutarak bir yere varamazlar.