Refah Partisi’nin yerel seçimlerde İstanbul, Ankara başta
olmak üzere pek çok yerde yönetimi devralması hem zihniyet hem de toplumumuzun
önyargıları açısından yeni bir dönemin başlangıcıydı.
Yönetici vasfı nedense abdestli namazlı insanlara pek
kondurulmuyordu önceleri. Belediyelerdeki iktidar süresince o türden insanların
da yönetici hatta daha iyi birer idareci olabilecekleri görüldü, gösterildi
dosta düşmana. Buna alışmak zaman aldı tabi ki! Yıllarca etrafında idareci
olarak namaz kılanları pek görmeyenler bocaladılar önceleri. Fakat çabuk uyum
sağladılar. Bir kısmı artık amirlerinin abdest almasını dört gözle bekler
oldular. Amirleri abdest almak için lavaboya gittiğinde onlar da hemen seri bir
şekilde abdest almak için peşlerinden seğirttiler. Nasıl yapıldığını bilmeseler
ve sormaya da utansalar da bakarak bir şeyler öğrendiler. O devirlerde bir
kısım insanlar için iki şey çok mühimdi. Bir abdest almak için amirlerin
gelmesi, iki namaz takkelerinin uçlarının görülecek şekilde taşınması.
Zaman hızla akıp geçti, devran değişti. Namaz kılan
idarecilerin yadırganmasının üzerinden çok zaman geçti günümüzde artık namaz
kılmayanlara tuhaf gözlerle bakılıyor. Geçmişte barda, eğlence mekanlarında
verilen pozlar gösterilirken eşe dosta; bugün sosyal medyada namazın nerede
kılınılacağı bildiriliyor tüm dünyaya.
Dünün namazında niyazında insanları ise yine aynı
durumdalar. Yani dün ne iseler bugün de aynılar. Geçmişte fark edilmedikleri
gibi günümüzde de pek hatırlarını soran yok.
Eskiden “sen bizdensin kardeş. Biz diğerlerinin kalplerini
kazanmalıyız” diyorlardı onlara şimdi de “bir işin var ya daha ne istiyorsun”
diyorlar. Ha o kalpleri kazanılanlar ne mi oldu Onlar şimdi arada sırada
nerede namaz kılacaklarını tivit atarak, ne kadar dindar olduklarını
göstermekle meşguller amirlerine!..
Kuşlar rızık endişesi taşımaz
İnsan geçmişte de günümüzde de uçmayı hep istemiş;
masallarına, hikayelerine konu eylemiştir kuşları. Özgürce gökyüzünde süzülen
kuşlara baktıkça derin derin iç çekmiş ve kendisinin de o kuşlar gibi özgür
olmasını hayal etmiştir.
Kuşlar gibi uçabilmek, kanat çırparak göğe yükselmek ve
öylece süzülmek. Kulağa ne de hoş geliyor. Kim bilir belki bir gün uçak olmadan
da insanlar havaya yükselip, kuşlara nazire yaparlar. Havada senkronize bir
şekilde bir oraya bir buraya giden kuş sürüsünü bıkmadan saatlerce izleyebiliriz.
Onların yem yemek için süzülüşleri, yemlerini yerken ürkek tavırları hoşumuza
gider. Hayret ederiz kışın ortasında bizler üşürken onlar çatılarda, ağaçlarda
öylece dururlar. Allah (c.c.)’ın hikmeti der geçeriz belki ama günlük geçim
derdine düşmüş insanlara ibrettir aslında onların tavırları. Bizler akşama
kadar didinirken, onlar vakarla dururlar dallarında. Beklerler sabırla. Yüce
Yaratıcı’nın Er-Rezzak - Rızık verici olduğunu bilirler. Yem bulmak için telaşa
düşmezler. Bazen bir vapurun arkasından, bazen bir caminin avlusunda gelirler
gözümüzün önüne. Bizler de sevgiyle bakar ve yiyeceğimizi paylaşırız. İşte
Mevla Teala bizi onların rızkına vesile kılmıştır o an idrak edemeyiz ya da
fazla düşünmez geçeriz.
Kuşlara uçabilmek için imreniriz de rızık konusundaki
teslimiyetleri noktasında imrenmeyiz nedense. Hep daha fazlasını isteyen bir
nefse kuşlardan daha güzel örnek olabilir mi ..
Minik bir tebessüm
Küvetin tıpası
Bir akıl hastanesini ziyareti sırasında, adamın biri sorar:
- Bir insanın akıl hastanesine yatıp yatmayacağını nasıl
belirliyorsunuz
Doktor:
- Bir küveti su ile dolduruyoruz. Sonra hastaya üç sey
veriyoruz. Bir kaşık, bir fincan, ve bir kova. Sonra da kişiye küveti nasıl
boşaltmayı tercih ettiğini soruyoruz. Siz ne yapardınız
Adam:
- Ooo ! Anladım. Normal bir insan kovayı tercih eder. Çünkü
kova kaşık ve fincandan büyük.
- Hayır, der doktor. Normal bir insan küvetin tıpasını
çeker.
Kıssadan hisse: Gerçek akıl, sadece bize sunulan çözümleri
seçmek değil, en uygun çözümü bulabilmektir.
İlgilisine notlar:
• Din eğitimi, imam hatipler ve başörtüsü isimli kitabını
nezaket gösterip imzalayıp gönderen Sn. Mehmet Emin Gerger’e teşekkürler.
• Lafta ölçü bilmeyen, edepsizlikte sınır tanımaz.