Gazze’de yaşananlar birçok gayrimüslimin İslam’la tanışmasını, Kur’an-ı Kerim’i kendi dillerinde okumasını, kendi yaşadıkları toplumları ve sistemleri sorgulamasını beraberinde getirdi. Hatta bu anlaşılmaz derecede insanlık dışı tablolar karşısında Amerikalı bir asker kendini yakarak Amerikan toplumunun kendisi ile yüzleşmesini tetikledi. Birçok Batı ülkesinden ihtida haberlerine tanıklık ettik; İslam’la şereflenen insanların yaşadığı mutluluklara sevinç gözyaşları ifade etmesini gördük.
Filistin meselesi birçok kişinin yüzündeki boyayı silip süpürürken, birçok Müslüman liderin maskesini düşürürken birçok vicdan sahibi insanın ruhunu diriltti. Müslüman ülkeler birtakım bahanelerle ticaretlerine, ilişkilerine devam ederken, Filistinlilerle hiçbir ortak bağı olmayan; ne ırki ne inanç ne coğrafi açıdan ortak bağı olmayanlar şehirlerinin, ülkelerinin limanlarından katil işgalci İsrail’e gidecek gemilerin önlerini keserek; ticaret gemilerine yükleme yapmayı reddederek vicdanlarından yana tavır aldılar.
Filistin’in insanlığa bir diriliş ruhu verdiği, insanların ihtida etmesine vesile olması ilk defa gerçekleşen bir olay değildir. Bu isimlerden biri ülkemizin gündemine “İngiltere eski Başbakanı Tony Blair’in baldızı Müslüman oldu” haberi ile giren gazeteci Lauren Booth’tur.
İngiliz gazeteci Filistin’i ziyaretinde işgalcinin kurduğu kontrol noktasında işgalci askerin silahı ile burun buruna geldiğinde gerçekle yüzleşiyor. Batı’da İsrail’in yaptığı ne olursa olsun “kendini müdafaa” olarak zulümlerin meşrulaştırılması da durumu sorgulamasına yol açan Booth, Filistin ziyaretinde Filistinlilerin kendi topraklarında yaşadıklarına şahit olması İslam’la tanışmasında önemli bir nokta olacaktır.
Lauren Booth, Filistin’de yaşadıklarından sonra, “Kendim, İngilizliğim, dünyanın gerçekliği ve gazetecilik hakkında bildiğimi sandığım her şeyi yeniden gözden geçirmek zorunda kaldım” diyor. Booth’un bu sorgulamaları sonucunda yolculuğu, İslam’la şeref olmaya çıkıyor. Müslüman olduğunu ilan ettikten sonra da hayatının yeni zorlukları ile karşılaşmasına rağmen yılmadan yeni yolculuğunda ilerliyor.
Peki, yazımızda neden Booth’un hidayet sürecine yer verdik? Çoğunuz büyük ihtimal bir yerlerden bu hikâyeyi okudunuz ve gördünüz. Booth’un hikâyesini daha anlamlı kılan ve bize örnek teşkil eden yanı Booth’un babasının ona bir sözü. Babasının bu sözü Booth’un hayatının değişmesinde, karakterinin gelişmesinde, dünyayı algılamasında meşale olmuş. Booth hayatını anlamlandırmak için verdiği çabada tetikleyici babasının tavrı olmuş.
Çocukluk yıllarında babası Lauren Booth’a, “Önemli olan nerede başladığın değil, nerede bitirdiğindir. Ve sen. Sen dünyayı değiştireceksin” diyor. Babasının bu sözünün etkisini, “O gün; inanç, güven ve etik değerlere sahip olmanın, dünyaya yön vermenin tek yolu olduğuna karar verdim” şeklinde ifade ediyor.
Evet, babalar sözümüz aslında size. Karakter sahibi, duruşu olan bir neslin yetişmesinde sanıldığı gibi annenin değil babanın tavrı etkilidir. Çocuk babasından aldığı destek, hissettiği güvenle hayata dair bir duruş geliştiriyor. Babalar olarak geçim sıkıntısının getirdiği yorgunluklar, günlük hayatın zorlukları yüzünden bu görevinizi ihmal etme çocuklarınızın hayatını olumsuz etkileyebilir. Çocuklarımız babalarından görmesi gereken duruşu başkalarının yolunda aramaya yönlenebilir. Annenin gayretlerini boşa çıkaracak şekilde. Ömrümüzü tükettiğimiz çocuklarımıza karakter kazandırmak da görevlerimiz, sorumluluklarımız arasında.
Zamanında babasının söylediği bir söz ile yolu İslam’a düşen böyle bir örnek var iken biz Müslümanlar çok daha titiz bir şekilde çocuklarımızın üzerine eğilmeliyiz. Bizim sözlerimiz de çocuklarımıza hayat olmalı.