Parlamentoda farklı alternatiflerle hükümet kurma olasılığı var iken mevcut partilerin uzlaşmaz, nefret, düşmanlık gibi en olumsuz duruşları yüzünden gerçekleşmedi. Hükümet kurmamak için büyük bir çaba içine girildi.
Tarafların durumu çıkmaza sürüklemeleri yüzünden Türkiye’nin bir yılı boşa geçmiş olacak. Kasım ayında yapılacak olan seçimde durum bundan çok farklı olmayacak gibi görünüyor. Durum değişmeyeceğine göre, yitirilen bir yıllık zaman, ülke ekonomisinin dengesizliğe sürüklenişi, yeni bir masrafın, israfın gereksizliği göz önünde bulundurulacak olursa yazık olmuyor mu
Seçim sonuçları neden farklı olsun ki Seçmen ne diye bu mevcut partilere oy versin
Dört farklı bir hükümet çıkabilirdi parlamentodan. AK Parti+MHP, AK Parti+CHP, AK Parti+HDP, CHP+MHP+HDP, ya da dışarıdan kurulacak azınlık hükümetleri. Bu kadar alternatif dururken hükümetin kurulmayışı gelecek açısından da kaygı verici.
MHP’nin tutumunu anlamak daha zor. Geçmişte, FP ile hükümet kurmayarak 28 Şubat sürecinin önemli bir aktörü olması, yıllarca kanlı bıçaklı oldukları bir CHP ile birliktelikleri unutulabilir mi İmam Hatip Okullarının kapatılmasından tutun İslâmî kesim üzerinde oluşturulan baskı içinde yer aldı. Bugün istesek de istemesek de HDP’nin 6 milyon dolayında seçmeni var. Bu giderek artabilir. MHP ise mevcut konumunu yitirebilir, dördüncü parti olma ve belki de baraj altına düşme riskini taşımaktadır.
HDP Türkiye partisi olma yolunda iken, böyle bir şans vardı ve ne yazık ki bunun da önü kesildi. HDP âdeta ötelendi. Bir bakıma çatışma, savaş ve gerilimin tırmandırılmasına yol açıldı. HDP’nin içselleştirilmesi süreci yumuşatabilirdi. Çözüm sürecini başlatmış olan AK Parti cesaretle bir adım atabilirdi. Atmadı. Güneydoğu ve Doğu’da kaybetmiş olduğu Kürt oyları yerine MHP’nin oylarına yöneldi. Bir denge tutturamadı. Üslup ve yaklaşım ile bölgeyi tamamen HDP’ye kaptırmış oluyor. Orada bulunan ve İslâmî duyarlığı olan büyük kitleyi de onların baskısına terk etmiş durumda. Dolayısıyla emperyalizmin oluşturduğu tuzağa düşüverdiler. HDP’nin arkasındaki güçler de çatışmayı bilinçli bir şekilde derinleştirdi.
İktidardaki partiler her zaman için yıpranırlar. AK Parti artık düşme sürecinde. Konumunu koruma şansını büyük ölçüde yitirmiş bulunuyor. Buna AK Parti’nin kendisi neden oldu. Üslubu, yaklaşımları, yolsuzluk söylentileri, kibirleri, insanlara tepeden bakışları, tarafgirlikleri, kendi burjuvazisini oluşturmaları, çıkarcılıkları ve hatta parti içinde kimi yetkililerin densizliklerini de buna eklemek gerekir. Bunların çoğu nedense örtbas edildi.
Seçmen bu seçimlerde şu soruyu sorabilir. Mademki aranızda uzlaşmıyorsunuz ve bir araya gelmiyorsunuz neden size oy verelim, diyebilir, denmelidir de.
Uzlaşmazlığın nedeni geçmiştedir. Sert ve acımasız politik söylemlerle birbirlerine olmadık hakaretler edenler, aşağılayanlar bugün birbirlerinin gözlerinin içine bakamaz oldular. Elbette ki bu bir çıkmaz.
Vardığımız sonuç şudur, Sayın Cumhurbaşkanı herhangi bir koalisyondan yana görünmediği için hükümetin oluşumu çıkmaza girdi. Tabiî ki CHP’nin, MHP ve HDP’nin tutumları bu çıkışa destek oldu.
Yeni seçim dönemi nasıl geçecek üç aşağı beş yukarı belli. AK Parti %2 ila 3’lük bir artışın peşinde. Bunun için de Saadet Partisi’nin oylarına şiddetle gereksinimi var. Geçen seçimde hemen hemen bütün cemaatler, sivil toplum örgütlerinin birlikteliği, iktidar gücü, devletin hemen bütün kurumlarının maddi ve manevi destekleri AK Parti’nin tek başına iktidar olmasına yetmedi. Tabiî bir diğer riski de kendi içinde bulunan kimi Kürt oylarını da yitirebilir son yaklaşım ve tutumuyla. Demek ki Saadet Partisi’nin o seçkin oyları da onlara yetmeyebilir. Şimdilik gözünü küçük yüzdeler üzerine kuruyor ki bu da gelecek açısından umut verici olmaz.