Önemli olaylar ve durumların yaşandığı zamanlarda hayat insana çok şey öğretiyor. Siyonizm ve emperyal güçlerin İran’a saldırdıkları şu günlerde önemli gelişmeler oluyor. Zihinler açısından insanların karakterleri, mizaçları, korkaklıkları, yan çizmeleri gösteriyor. Bu insanlar, sanki bir dünyadan bir başkasına geçiş yapıyorlar.
Bu savaşı umursamayan, ilgilenmeyenler ağırlıkta. Öyle ki bu savaş sanki yanı başlarında yaşanmıyor, insanlık tedirginlik içindeyken bu umarsızlıkları insanlıkla asla bağdaşmıyor.
Savaşın ilk günü bir kız okuluna bomba düşmesi 168 sabinin, o temiz çocukların ölümü bile onların kaşarlı ruhlarını etkilemiyor. Aptalca bahaneler üretmekten de geri kalmıyorlar. İslâmî ilimlerde söz sahibini olduğunu gösteren, sakallarıyla, sarıklarıyla ortalıkta gezinen bu mahluklar Siyonistlerin yaptıklarını bu anlamda hayra yorabiliyorlar. O zalimler, gözlerini kırpmadan bir soykırım uyguladıkları, çocuklara yaşama hakkı bile tanımadıkları bir zamanda bunu yapıyorlar. Onlar ki yaşayan her Müslüman çocuk, Filistinli ya da İranlıları kendi gelecekleri hakkında tehlikeli buldukları için gözlerini kırpmadan öldürdüklerini gördükleri hâlde. Her Filistinli çocuk ya da her Müslüman çocuk, onlar için birer tehlikedir inancındadırlar.
Hazreti Musa ile Hızır Aleyhisselam’ın birlikteliklerindeki üç farklı anekdotun birinden yola çıkarak yapıyorlar bunu. Oradaki bir hikmeti görüyor ama diğerini görmüyorlar. Çocukların haklarını koruma adına zalim bir kralın o masumların gemilerine el koymamaları için gemilerini kusurlu hâle getirmelerini fehmedemiyorlar. Ya da yıkılmakta olan bir duvarı düzeltme nedenini ve hikmetini bile düşünemiyorlar.
Şairler, yazarlar kimi beldeler söz konusu olunca duyguları birden duyarlı hâle geliyor, canhıraş çırpınıyorlar. Ama nedense bir başka belde söz konusu olunca ırkî veya mezhebi duyguları daha ağır basıyor.
Ey şair ve yazarlar, Bosna bizimdir, Filistin, Suriye, Yemen, Azerbaycan, İran Müslümanların yaşadığı hemen bütün topraklar bizim topraklarımızdır. Bazılarında duygularınız kabarırken İran söz konusu olunca neden susarsınız, yutkunursunuz ve pusarsınız.
Azerbaycan halkı kardeşimiz, evet kardeşimiz, tıpkı onlar gibi İran halkı da kardeşimiz. Onlar can ise bunlar da canımız. Her iki halk da Şii ve Müslüman!.. Ee, nasıl oluyor da biri can, diğeri nefret edilesi. Üstelik biri Gazze konusunda Filistin halkı yanlısı, onun uğrunda savaşmış, bedeller ödemiş, ödemeye bedel ödüyor. Ya diğeri ise bu savaşta daha çok çıkarını düşünerek petrol satıyor, üstüne üstlük liderleri Aliyev gidip ağlama duvarı önünde, başında kipa ile yakarıda bulunuyor.
Mezhep konusu deseniz her iki ülke halkı da Şii, İran’da otuz milyonun üzerinde Azeri Türkü var, İran’ın yöneticileri de onlar. Pezeşkiyan Azeri Türkü, şehit olan Hamaney Azeri Türkü. Bu nasıl bir mantık anlamak mümkün değil.
Ehl-i sünnet mensupları olarak sınırları yapay belirlenmiş bu ülkelerin bir kısmını lanetlerken diğer kısmını can olarak kabulleniyor. Bu gelişmelere bakılınca ne sağlıklı bir mantık ne da sağlıklı bir düşünüş var.
Emperyalizmin oyununu bozacak Müslüman coğrafyada önemli iki ülke var. Bunlardan biri Türkiye, diğeri de İran. Devlet gelenekleri olan, halkları toplama değil, birlikte zorlukların üstesinden gelebilecek ruha sahipler.
Allah’ın kendilerine bağışlamış olduğu gerek konumları ve gerekse bölgeleri kendileri için bir lütuf.
Geçmişteki öncülerimizi rahmetle anıyoruz. Onlar gelecekte olabilecekleri gördüler, anlattılar, mücadele ettiler, örnek oldular, görevlerini tamamladılar; bu dünyadan göçtüler. Onlar örnek alınmalı iken ne yazık ki emperyal propagandaya yenik düştüler.