Bu Otoyolları Düş Görebilelim Diye Yaptı Devlet

Abone Ol

“Kenetlendi köpekler bitmemiş bir kundağın etrafında

hüzne davet ettiler halkı siyah gerdanlıklarının içerisinden

İçerlendi halk, dişlerine kentin leşleri yapıştı

yaşamak dedikleri dadanılmış bir sofraydı”

Yukarıdaki dizeler 2000 doğumlu bir şaire ait. Diğer bir tabirle söyleyecek olursak bu mısralar 23 yaşına henüz baliğ olmuş bir genç adamın şiirinden alınma.

Şiirin başlığının sıkleti oldukça ağır: “Tabutlara Yakıt İkmali”. Ölümün yanma ile kurduğu ilişki nereye dek sürecek diye ilk sayfadan itibaren iz sürüyoruz.

Batıda 1450 ile 1750 arası üç asır boyunca Ortaçağ mirası olarak devam eden cadı avı geliyor insanın aklına. Kitabın ismi gelip zihnimizin tam orta yerine oturuyor: “Gelin Cadı Yakalım”.

Kemal S. Sayar (Şiirimizin 2. Kemal Sayar’ı) ilk şiir kitabını bu adla geçtiğimiz günlerde Loras Yayınları’ndan çıkardı. Şiirlerine Dergâh, Aşkar, Mahalle Mektebi, Hece gibi dergilerden aşına olduğumuz bir şair Kemal S. Sayar.

Yukarıdaki dizeleri okurken unutulan bir vakayı hatırlamaya çalışan bir zihinle karşılaşıyormuşum intibaı oluştu önce. Sonra başka bir zamandan şimdiki, yanımızdaki zamana sokulmaya çalışan bir gayretin mahsulüymüş gibi geldi okuduklarım.

Demek tabutlara yakıt ikmali böyle yapılıyormuş dedim içimden.

İnsana modern dizgece teslim alınmış bir zihnin bir süre sonra çevreyi anlamlandırması böyle oluyormuş dedirtecek tarzda bir şeyler de var bu dizelerin bir şiire doğru akışında.

Belli ki kelimelerin birbirini ateşleyen bir tarafı var:

“Kelimelerden bir ateş yaktı bıçak kullanmayı bilmeyen demokrat/bütün o boşluklara duman dolduğunda anlaşılacağını sandı.”

Sadece bu şiirde görünen ve görünmeyen zaman diye isimlendirebileceğimiz iki dünyanın malzemeleri dikkatten kaçmıyor. Rötar, doktrin, Bolşevik, komiser, vaiz, patron, Amerikan tröst, vertigo, hedef tahtası, gerdanlık bu kelimeler görünen bir zamanın serili çamaşırları gibi.

Bir de görülmeyen zamanın kendi güneşinde kuruyan çamaşırları var: hüzün, içerlenme, dadanma, alışkanlık, rüya, gammazlama, kovalamaca, ağrı, günahkâr, acı, sıkılmak, kaygı, boşluk, sanmak, bitkin, sessizlik, ölüm, yozlaşma, telafi, heves…

Gotik bir hava seziliyor Kemal S. Sayar şiirinin derin dehlizlerine girdikçe. Bunu çok yerde görüyoruz, irkilme uyanışa kapı aralıyor. “bozuk para koyuyorlar ölülerin ağızlarına”.

Duvar resimleri ve çivi yazılarına sürünerek şiirin çıkış kapısına doğru yürüyor okuyucu. Haşereler ve fırça darbeleriyle karşılaşıyor.

“Diskur”, “Beni Bu Hasretten Al” ve “Taraf” olmak üzere üç bölümden oluşuyor “Gelin Cadı Yakalım” kitabında yer alan şiirler. Şiirlerin neredeyse hepsi uzun soluklu dizelerden oluşuyor. Yola yeni koyulmuş bir şair olarak Sayar’ın şiirlerini modern, derin ve başka sözcükleriyle anlatmak mümkün. Müphemiyet ve kapalılık daha çok zamanın buğusuyla ilgili bir durum. Mekân fazlasıyla net. Sırtına bir hızı yüklenmiş gibi uzayıp giden yollar tıkanan hayal dünyamızı yeniden açmak için sanki yukarıdan aşağıya indirilmiş.

“Bu otoyolları düş görebil diye yaptı devlet”

Bir dünya yolculuğunda uykulu gözlerle buğulu bir otobüs camının arkasından dışarıyı seyreden insanın gördükleri hakkında hüküm yürütmesi nasıl zorsa, şairin imgesel dünya bakışıyla görüp kelimeler giydirmeye çalıştığı dünyayı anlamak da anlatmak da kolay değil.

Ne diyordu şairimiz:

“n’olur beni haklı çıkar dünya”.