Bu mümkün!

Abone Ol

İbni Haldun, “Mağluplar galipleri taklit eder, çünkü onlarda olağanüstü bir güç vehmederler. Madem bu beni yendi, bende olmayan bir güç var onda, tekrar galip gelebilmem için ve ona karşı koyabilmem için onu benim taklit etmem lazım.” der. Bu tespit önemli bir duruma işaret ediyor. Bugün dünyayı tekeline almış olan kapitalist düzenin her türlü düşünceyi dönüştürdüğü ve bu dönüşüme karşı direnç göstermek adına ortaya çıkan her şeyin zamanla direncinin kırılarak onun bir parçasına döndüğünü görüyoruz. Büyük küçük bütün kültürleri, bütün renkleri kendi bünyesinde toplamaya çalışması neticesinde “çamur” gibi bir görüntü ortaya çıkıyor. Aslında dikkatli bakıldığında rengârenk bir dünyadan bahsetmek çok güç görünüyor. Ancak her şeyden biraz varmış gibi hissettiriyor. Bu da gayet normal bir durum, sonuç itibarı ile kocaman bir imitasyon fabrikası gibi her şeyi kopyalıyor.

Bütün bunların içerisinde siyasi, fikri, sosyal, ekonomik, ahlaki alanlarda ortaya çıkan görünüm ise kısır bir döngüden ibaret. Özellikle mümkün dünyaların geldiği tıkanmışlık, kendinden vazgeçişler ve hızlı bir entegrasyon yarışını dikkate aldığımızda mümkün dünyaların da tamamen iflasın eşiğine geldiğini ifade edebiliriz. Oysa netice itibarı ile siyasi, ekonomik, sosyal, fikri ve ahlâki ve de uluslararası alanlarda yeni bir söz söyleme imkânı “sağ”a evrilme sonrası ortadan kalkmıştır. Bugün dünyaya yeni bir söz söyleyecek, yeni bir nefes sunacak en önemli aktör olan İslam inancı ve düşüncesi aktörlük işlevinden vazgeçmiştir. Kültürel bir olgu olarak yoluna devam ettirilmesi işte bu yüzdendir. Sadece toplumu bağlama işlevi yüklendiğinden öze dair hiçbir şey gündelik hayatta kendine yer bulamıyor. Bir inanç sadece şekle dönüşmüşse onun bu haliyle düşünce üretmesi, irade ortaya koyması pek düşünülemez.

Giderek muhafazakârlaşan toplum ise nasıl bir dönüşüme uğradığından ziyade edindiği yeni biçimin konforuna meftun olur. Bireyselleşen ve nitelik kaybeden toplumu bir arada tutan şeyler sadece menfaat odaklı paylaşımlarıdır. Yola çıkarken ortaya konan hedefler ve hayalleri sürecin zahmetlerine katlanmak yerine sonucun nimetlerine odaklı hale indirgemek büyük bir çürümeyi beraberinde getirmektedir. Maddeye bağımlılık arttıkça manevi alana ait olan her şey hızlı bir şekilde madenin emrine sunulur. Bu çeşit bir maddeleştirilmenin temelinde yatan asıl saik ise başta ifade ettiğimiz vehimlerin artık bütün hayatı etkileyecek derecede zihinlere ve davranışlara yerleşmiş olmasıdır. Bu yerleşme neticesinde ne mevcut iktisadi düzen ile nede onun ahlaki yapısı ile ilgili hiçbir problem yoktur. Adaletten, temel insan haklarına varana kadar her şey hızlı bir şekilde güçlü görünene benzeşmeye başlar. Bu bakımdan İslâm’a, Kur’ân’a ve sünnete uygun yeni bir dünya tahayyülü, çabası gayreti “yenik” bir bilinçaltı ile artık zordur. Zoru tercih ediyor olman ise marjinalliğe bir kapıdır.

Bu kapıdan içeri geçmek, etkin ve aktif olmayı gerekli kılıyor. Bu aktiflik,  yeni bir dünyanın imkânını açığa çıkartarak var olma ve kendi kalabilme potansiyelini mümkün kılar. Onun için süreç üzerine düşünmek ve sonuna kadar direnebilmek, yeni fikirler ortaya çıkarabilmek adına da bu durum içinde birçok avantajlar barındırır. İnsanın ve toplumun ana zeminine İslam’ı yeniden oturtabilirsek yeni bir dünyanın mümkünlüğünü görebiliriz. Yeni bir iddia, yeni bir düzen önerisi dünyadaki zulümleri, haksız paylaşımları ortadan kaldırabilir. Nostaljik bir hüzünle değil, doğru bir şekilde akıl ve mantığı harekete geçirmekle mümkün olur. Taklit’in çabuk dönüşeceğini unutmamak gerekiyor. Dünyadaki zulümleri, adaletsizlikleri gördükçe bir şey yapmalı duygusu açığa çıkıyor. Bu duyguyu eyleme dönüştürecek basamakları doğru tırmanmak gerekiyor. Onun için de nefes alabiliyorsan her şey mümkündür. Sadece bir adım atarak, her şeye yeniden başlamak gerekiyor. Hoşça bakın zatınıza…

TAŞ GEMi

“Yüzü güzel olana kırk günde doyarsın da,

Gönlü güzel olana kırk yılda doyamazsın.” (Aşık Veysel)

Not:  Ahmet İhvani’den, “Dost Cemalin Benzer” isimli eseri dinliyoruz. Türküler ile iklim iklim gezmek, her es’te bir lahza nefeslenmek iyi geliyor. Ne kadar sade dökümler bunlar. İster iç ister dış hepsi bir yerden sarıyor. “Dost Cemalin Benzer Güneşe Aya/Bakamam Yüzüne Yandırır Beni/Aşığı Kül Eyler Sendeki Ziya/ Gonca Güller Gibi Soldurur Beni”

Bize Kadar

1- El- Câhız, “Kim güzel bir anlam dilerse ona güzel bir lafız arasın, çünkü iyi bir anlamın hakkı iyi bir lafız” olduğunu söyler.

2- Émile Zola, “Ben sözcükleri sevmem. İnsan birini sevdi mi, yapabileceği en iyi şey onu göstermektir” der.

3- Jess C. Scott, “Kendimi hayvan gibi hissettim; hayvanlar günah nedir bilmez, değil mi?” diye soruyor.

4- Dostoyevski der ki, “Herkesi öldürüyoruz sevgili dostum. Kimini kurşunlarla, kimi sözlerle, kimini yaptıklarımızla ve kimini de yapmadıklarımızla.”

5- Dilersen bu hafta güzel bir belgesel izleyebilirsin. Matt D’Avalla’nın yönettiği “MİNİMALİSM/Önemli şeylere dair bir belgesel”i üstüne üstüne gelen eşyaların arasından sıyrılmak ve yeni bir değerlendirmenin imkânını görmek adına izleyebilirsin.

Dağarcık

“Mazi ile alakamızı yeni baştan kurmamız lazım. (…) Maziyi ihmal edersek hayatımızda ecnebi bir cisim gibi bizi rahatsız eder, terkibin içine ister istemez sokacağız. O, kendisinden gelmemiz lazım gelen bir şeydir. Bu devam fikrine bir vehim de olsa muhtacız. Kaldı ki, dün doğmadık. En çetin realitemiz budur. (…) Biz şimdi bir aksülamel devrinde yaşıyoruz. Kendimizi sevmiyoruz. Kafamız bir yığın mukayeselerle dolu; Dede’yi Wagner olmadığı için, Yunus’u Verlaine, Bakî’yi Goethe ve Gide yapamadığımız için beğenmiyoruz. Uçsuz bucaksız Asya’nın o kadar zenginliği içinde, dünyanın en iyi giyinmiş milleti olduğumuz halde çırçıplak yaşıyoruz. Coğrafya, kültür, her şey bizden bir yeni terkip bekliyor; biz misyonlarımızın farkında değiliz.” (Tanpınar’dan (Huzur) Tadımlık .)

Tekke

“Dünyada hiçbir şey “öteki”ne karşı sorumsuzluğun meşrulaştırılması kadar korkunç olamaz. Hangi ülkede yaşıyor olurlarsa olsunlar, bütün Müslümanların, bizim çıkarlarımız çok önemli iken, neden komşularımızın çıkarlarının hiçbir önemi yok sorusunu sorabilecek İslami bir yetkinliğe sahip olabilmeleri gerekir.”(Atasoy Müftüoğlu’ndan tadımlık)

Bir Lahza

“- Sen bir canavarsın. Ssadece canavarları besliyorum diyelim.” (The Place’den)