Bu milletin gerçeği kimin umurunda?

Abone Ol

Bir iktidar düşünün... Kendi sinesinden çıktığı toplumun feryadına kulaklarını tıkamış, halkın en temel arz ve taleplerini bir kenara fırlatmış. Sokaktaki yangını, mutfaktaki fukaralığı görmezden gelen bir anlayış, ne hikmetse uluslararası platformlarda adeta bir "olağanüstü hal" titizliğiyle arz-ı endam ediyor. Evet, NATO Zirvesi’nden ve o zirvenin etrafında koparılan fırtınadan bahsediyorum.

Kuruluş amaçlarının ve tarihsel misyonunun İslam coğrafyasının, inancımızın aleyhine işlediğini bile bile, bu yapıya gösterilen bu aşırı hürmet niye? Nedir bu teslimiyetin, bu olağanüstü çabanın arkasındaki sır? Bütün dünya izliyor; her şey, okyanus ötesindeki güçleri, özellikle de Trump’ı razı etmek, onlara şirin görünmek uğruna yapılıyor. Yapılan harcamalar ise tam anlamıyla akıllara zarar, bize göre israfa varacak kadar abartılı birer gösterişten ibaret. Halk yoksullukla boğuşurken, yukarılardan yine o bildik, o kibirli slogan yükseliyor: "İtibarda tasarruf olmaz!" Oysa bu toplumun feraseti, hassasiyeti ve içine itildiği bu mülhem vaziyet, dönen dolapları ve yapılan haksızlıkları gayet net bir şekilde fark etmeye yetiyor da artıyor bile.

Gelelim bu tiyatronun sahne arkasındaki ortaklara...

İktidarın küçük ortağının kürsü konuşmalarına baktığınızda, yine o bildik senaryo vizyona giriyor: Kahramanlık ve milliyetçilik hamaseti zirve yapıyor. NATO Zirvesi’ne yapılan o anormal iltifatların, dökülen dillerin üzerini örtmek için hemen yeni bir kılıf uyduruluyor. Neymiş? "Beka sorunu!" Toplumun asıl dertleri konuşulmasın diye, konu yine o meşhur beka söylemleriyle ustaca kamufle ediliyor.

Peki ya büyük ortak ve onun lideri ne yapıyor? O da toplumun manevi ve dini duygularını paravan yaparak ümmetçilikten dem vuruyor. Kürsülerden inanç, din, iman nutukları yükseliyor. Ancak gelin, bu süslü nutukların arkasındaki ülke gerçeklerine hep birlikte bakalım. Kendi iktidarları döneminde, muhafazakârlık iddiasıyla yola çıkanların gözleri önünde travestilik alabildiğine çoğalmış, gençlik deizm ve ateizmin pençesine düşmüş durumda. Değerlerin altı oyulurken, toplumsal ahlâk kan kaybederken kafalarını kuma gömüyorlar, görmezlikten, bilmezlikten geliyorlar. Çünkü asıl amaç, ne pahasına olursa olsun inançlı kesimi konsolide etmek, oyları çantada keklik tutmaktan öteye geçmiyor. Maalesef, her şey o coşkulu nutuklardan ibaret; gerisi koca bir boşluk.

Ve yine, her zaman altını çizerek söylediğimiz o acı gerçek bir kez daha karşımıza dikiliyor: Toplumun en büyük kesimini ilgilendiren yoksulluk ve fakirlik, bu sorunlarla boğuşan milyonlar unutturuldu. İşte Temmuz kapıya dayandı! Milyonlarca asgari ücretlinin hali ne olacak? Ev kirasını mı ödesin, faturalara mı yetişsin, çoluk çocuğuna aş mı götürsün? Emeklilere ne kadar zam verilecek? Üç kuruşluk refah payı için gözü televizyon ekranlarında kalan, her gece bu düşüncelerle yatıp kâbuslar gören bir emekli, asgari ücretli ve dar gelirli toplumu var karşımızda. Halk artık bu iktidardan ümidini tamamen keser hale geldi.

Bütün bu dram yaşanırken, bizler ekran karşısında iktidarın ve ana muhalefetin karşılıklı şovlarını ibretle, biraz da hayretle izliyoruz.

Fakat beni asıl hayrete düşüren, asıl içimi acıtan şey çok daha derin bir yara. Siyaset sahnesindeki bu liderler, şov da olsa, hamaset de olsa, seçim meydanlarında "emeklinin yanındayız, asgari ücretlinin hakkını savunuyoruz, gençliğin geleceğiyiz" diyerek yoksul kesimleri az çok dillerine doluyorlar. Ancak her nedense, sıra bu toplumun en sessiz, en mağdur kesimine geldiğinde kimseden çıt çıkmıyor: Engelliler...

Soruyorum size; iktidarıyla, muhalefetiyle bu liderler engelli toplumunu neden hiç hatırlamıyor? Neden onların yaşam mücadelesini, protez ve ilaç masraflarını, istihdam sorunlarını, erişilemeyen sokakları, ödenmeyen insanca maaşları ağızlarına dahi almıyorlar? Bu vurdumduymazlık, bu körlük nedendir? Adeta bu insanları yok sayıyor, tabiri caizse insan yerine koymuyorlar.

Siyasetçilerin kendi ikballeri için kurdukları bu parıltılı sahneler, halkın feryadını bastırmaya yetmeyecek. Bir yanda NATO salonlarında Trump’ı memnun etme yarışına giren lüks, diğer yanda Temmuz ayında ne yiyip ne içeceğini düşünen, evine kapanmış ve siyaseten tamamen unutulmuş milyonlar...

Bu devran böyle gitmez. Toplumun hassasiyeti de, hafızası da bu haksızlığı kaydetmektedir. Unutulmasın ki, kendi insanını unutanları, tarih de bir gün öyle bir unutur ki, adlarını anacak kimse kalmaz.