Bu millet varoldukça

Abone Ol

Ülkemiz, 1996 yılı ortasında özlemini çektiği bir hükümete kavuşmuştu. Fakir fukaranın problemlerine çözümler bulunmaya çiftçisinden memuruna işçisinden esnafına kadar her seviyedeki halkın yüzü gülmeye başlamıştı. Denk bütçe yapılmış iç ve dış borçlar periyodik olarak azalma sürecine girmişti. Ülkeyi kendi gücüyle kalkındırmaya başlayan Erbakan Hoca ya efsane başbakan ünvanı verilmişti.

Türkiye nin imkanlarının halkın cebine girmeye başlaması, içte ve dışta ülkeyi sömürmeye alışmış çevreleri rahatsız etti. Ne yapıp edip halkın oylarıyla seçilmiş bu hükümeti iktidardan uzaklaştırmayı planladılar. Çünkü Türkiye nin gelişmesi ve halkın yüzünün gülmeye başlaması onların çıkarlarına zarar veriyordu. Hedeflerine ulaşmak için nice teamülleri çiğnediler, nice kuralları alt üst ettiler. Suni gündemler, düzmece senaryolar akla hayale gelmeyen ayak oyunları uluslararası güçlerin Türkiye deki piyonları eliyle sahneye kondu. Kanunlar çerçevesinde ve demokratik yöntemlerle kurulmuş REFAH-YOL Hükümetini iş başından uzaklaştırdılar.

Taşlar yerinden oynamış hayatın tabii akışına müdahale edilmişti. İnsanı hayrette bırakan olaylar yaşanmaya başlamıştı.

Refah-Yol un hükümetten uzaklaştırılmasından sonra zorlama yöntemlerle Mesut Yılmaz başbakan yapıldı ve o da siyasi hayatıma mal olsa bile anlayışıyla yasalar çıkarmaya başladı. Daha sonra Meclis te 69 sandalye ile temsil edilen Ecevit in DSP sine tek başına iktidar imkanı sundular. Bu arada Abdullah Öcalan paketlenerek Türkiye ye gönderildi. Siyaseten bitmiş olan Ecevit in, bu hava ile 18 Nisan 1999 genel seçimlerinde birinci parti olması sağlandı. Sayın Ecevit in ilerleyen yıllarda söylediği Öcalan ın hangi sebeple paketlenerek Türkiye ye gönderildiğini hâlâ anlayabilmiş değilim sözü dış müdahalenin ne kadar açık seyrettiğini ortaya koymaktadır.

1999 Seçimleri sonrası Ecevit in başbakanlığında kurulan DSP-MHP-ANAP üçlü koalisyonu sırasında ekonomiyi düzeltmek adına ABD nin has adamı Kemal Derviş Türkiye ye gönderilmiş, sayın Derviş de hükümet dışı bir güçmüş gibi kendine has icraatlara girişmişti. Sayın Ecevit in şu sözleri Türkiye nin hangi ellerle yönetildiğini gösteren ibretlik ifadelerdir: Derviş karanlık biriydi, amacını gerçekleştirip gitti. Onun belli başka bir siyasi amacı da vardı. Şu bir gerçek ki genelde gereğinden çok daha fazla, çok daha sık Amerika ya gidip geliyordu . (Ecevit ve Gizli ve Arşivi, Can Dündar- Rıdvan Akar, İmge Yayınları.)

2002 seçimleri sonrası hükümete gelen AKP nin de ABD ve İsrail bağlantıları kimsenin meçhulü değildir.

28 Şubat sürecinde Cumhurbaşkanlığı görevini yürüten Demirel de bu kural dışı gelişmelerin içinde yer almış, hatta bazı basın kuruluşlarının ifadesiyle, darbenin başkomutanı olarak nitelenmiştir. Hükümete karşı sivil platform oluşturan ve kamuoyunda beşli çete olarak bilinen grup içinde yer alan DİSK Başkanı Rıdvan Budak Bizi Demirel teşvik etti, keşke 28 Şubat hiç olmasaydı, sivil siyasi sürecin önü kesilmeseydi. derken; TİSK Başkanı Refik Baydur da 28 Şubat ta rejim tehlikesi yoktu, patronların çıkarları zedelenmişti demektedir. (Zaman, 27-02-2007)

Demirel in 28 Şubat taki tavrı, Necip Fazıl ın Süleymanname sindeki şu mısraların ne kadar isabetli olduğunu ortaya koymaktadır:

Kuzum, senin neren Anadolu dur

Türk e Amerikan püskürtülüsün.

Mümtazer Türköne, 28 Şubat ın dış müdahalenin eseri olduğunu şu sözlerle ortaya koyar; 28 Şubat süreci, BÇG çetesinin eseridir.(...)Bu askeri müdahalenin emir komuta zinciri içinde yapılamadığı, bir cuntanın eseri olduğu ortaya çıkmaktadır. (Zaman ,27-02-2007)

Yaşanan süreçten ülkemiz ve halkımız zarar görmüşür. Yerli, milli ve bağımsız politikaları ile kısa sürede Türkiye yi ayağa kaldıracağı açıkça görülen bir hükümet iş başından uzaklaştırılmış ve halk perişan edilmiştir. Berat Özipek, 28 Şubat ın demokrasiye açtığı derin yaralarla anılacağını söyleyerek halk üzerinde meydana getirdiği tahribatı şöyle anlatır; Süreç siyasi bakımdan belki sadece RP yi hedef almış görünüyordu ama ekonomik ve sosyal açıdan asıl mağdurlar, alt sınıflar oldu. (Star, 27-02-2007)

Bereket ki, bin yıl devam edecek dedikleri 28 Şubat ın bugün bir tek savunucusu kalmadı. Sürecin aktörleri alacaklarını aldılar ve piyasadan çekildiler. En son, sürecin en büyük destekçisi durumundaki bir kartel medyası da pişmanlığını itiraf etti.

Suni bir şekilde oluşturulan havanın ne kadar gelip geçici olduğu görüldü. O günün güçlü aktörleri ortadan kayboldu. Fakat, 28 Şubat ın en büyük mağduru Erbakan ve Millî Görüşçüler yollarına devam ediyor. Erbakan Hoca nın şu tesbiti ne kadar yerinde: Bu millet var oldukça, Millî Görüş de var olmaya devam edecektir.