BU METNİ KALEME ALAN KİM?

Abone Ol

Denilgelere göre Taksim Gezi Parkı’nda bulunan ağaçların sökülmesine tepki için başladı, gösteriler..

1,2,3,4,5…

Neredeyse 20 güne yaklaştı..

Polis, tazyikli su sıktı olmadı.

Polis, biber gazıyla müdahale etti, yine dağılmadılar.

Cumhurbaşkanı devreye girdi, ikna olmadılar.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “size son bir süre” dedi, yine olumlu bir sonuç çıkmadı.

İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, göstericilere devletin tatlı-sert sopasını gösterdi, yine de vazgeçmediler…

Erdoğan, son olarak gösterilere destek veren sanatçılarla saatlerce görüştü, yargı kararını bekleyeceklerinin teminatını verdi, gerekirse halk oylaması yapabileceklerini iletti..

Düşüneceklerini ve sonrasında bir karar vereceklerini ifade ettiler.

Son kararlarını da verdiler;

Direnişe devam…

Yapılan açıklama son derece çarpıcı.

Açıklamadan satır başlarını aşağıda vereceğim ama önce bir soru:

- Sahi, bu metni kaleme alan kim

SİZ BU SATIRLARDAN NE ANLIYORSUNUZ

Gezi Parkı göstericileri dün sabah saatlerinde bir metin açıkladı.

Daha sonra da bu metnin Taksim Dayanışması’na destek veren 116 örgütün ortak kararı olmadığı deklare edildi.

Anlaşılan, göstericiler de “eyleme tamam mı, devam mı” noktasında ortak bir karara varamadı. Benim aklım ise açıklanan ilk metinde...

Oldukça profesyonelce kaleme alınan metinden satır başlarını buraya almak istiyorum.

Okuyun, “mesele sadece bir ağaç ve çevre meselesi mi ” sorusuna siz cevap verin.

Buyursunlar;

* Bu memleket topraklarının tanık olduğu en büyük hak arama mücadelelerinden biri olarak tarih sahnesinde yer alan bu direniş daha ilk günden başlayarak yoğun polis şiddetinin hedefi oldu. Yaşam hakkı dahil tüm insan haklarının ayaklar altına alındığı bir süreç içindeyiz. Ancak bu zulüm; kalabalıkları dağıtacağı yerde büyüttü, birbirlerini mücadele içinde tanıyan insanların dayanışmasını güçlendirdi, bütün canlıları boğan gaz bombalarının altında her türlü şiddete karşı sokakları doldurdu, direnişi birleştirdi ve bir halk hareketine dönüştürdü.

* Bu direniş sırasında polis şiddetinin bir neticesi olarak 18 gün içerisinde 4 yurttaşımız; Ethem Sarısülük, Mehmet Ayvalıtaş, Abdullah Cömert ve Mustafa Sarı hayatını kaybetti. Henüz bu ölümlerin sorumluları hakkında ciddi bir işlem başlatılmamış olduğunu bir kez daha ifade ediyoruz, bu şiddetin sorumlularının yargı önünde hesap vermesinin takipçisi olacağız… Taksim Gezi Parkı direnişçileri ve Taksim Dayanışması olarak ülkenin dört bir yanında direnişe katıldığı için gözaltına alınan ve tutuklanan yurttaşlarımızın derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz.

* Bu süre içerisinde üzerimizde yürütülen şiddet politikalarına rağmen farklı eğilimlerin zenginliği ile bir araya gelebildiğimizi, tartışabildiğimizi, ortaklıklar yaratabildiğimizi ve birlikte mücadele edebildiğimizi gördük.

* Taksim Gezi Parkı direnişçileri ve Taksim Dayanışması olarak bu süreç boyunca öğrendiğimiz en önemli şey mücadelenin zaman ve mekânla sınırlandırılamayacağı ve bundan sonra da hayatın, kentin ve ülkenin her metre karesinde ve her anında devam edeceğidir.

* Direnişimizin 18.gününde 15 Haziran cumartesi günü içindeki tüm canlılar ile beraber parkımız ve kentimiz, ağaçlarımız, yaşam alanlarımız, özel yaşamımız, özgürlüklerimiz ve geleceğimiz için Taksim Dayanışması olarak nöbete devam ediyoruz. Taleplerimizin takipçisi olmaya devam edeceğiz… Bugünden itibaren tüm yurda ve hatta dünyaya yayılan mücadelemizden gelen dinamizmle ve gücümüzle ülkemizde yaşanan her türlü haksızlığa ve mağduriyete karşı direnişi devam ettireceğiz. Şu anda 18 gün öncesine oranla çok daha güçlü, örgütlü ve umutluyuz.”

Merak ediyorum, ne anladınız, bu açıklamadan

İLGİNÇ BİR MEKTUP…

Almanya’nın Köln şehrinde yaşayan Ramazan isimli bir okurdan son derece çarpıcı bir mail aldım. Diyor ki,

“Selâmün Aleyküm.

Bu Nazi katliamları yaşandığında Alman basını olaya döner katili gibi adeta alaycı bir isim koyarak olayları bilerek komikleştirmeye ve küçümsemeye çalışıyordu. Ben bir Türk mahallesinde yaşıyorum. Gerçi artık Bulgaristanlı, Iraklı ve çingeneler doldu mahallemize. Fakat bundan 10 sene öncesine kadar Türk mahallesiydi. Sanırım yıl 1995 filandı. Yılı tam olarak hatırlamıyorum. O zamanlar bir kaç kez elektrikli cihazlara bomba yerleştirip sokağa bırakanlar olmuştu. Basın `irre bombenleger’ ismini vermişti kişi ya da kişilere. Ben o zamanlar 12-14 yaşlarında idim. Birileri elektrikli araba süpürgesine bomba yerleştirip mahallemize bırakmış. Recep Solak isminde bir amcamız süpürgeyi bulunca alıp Mercedes’inde denemek isterken bomba patladı. Ben o an 25 metre ötede top oynuyordum. Arabanın alt kısmı tamamen çökmüştü. Yeşil Mercedes’in bir yanı kanlardan kırmızıya dönmüştü. Amca kurtuldu fakat kör oldu.

Bomba ekipleri arama yaparken hurma çekirdeği bulmuş ve ona uzun uzun bakarken biz de gülmüştük. Polis sanırım hurmayı tanımıyordu. Ve çekirdekten dolayı hadise Ramazan ayı zamanında olmuş olabilir. Belki bu olay da bu Nazi örgütü tarafından yapılmış olabilir. Bunu Nazi davalarına eklenmesini sağlarsanız, yeni bulgular çıkabilir ve köşeye sıkışırlar. Tarihi ne yazık ki tam hatırlamıyorum. Ama yer Köln-Mauenheim, Etzelstrasse (sokak).  Mağdur kişi Recep Solak.”

İlginç değil mi sizce de…

NOT:  Bugün 16 Haziran 2013, Pazar...  İktidar ve TBMM’de grubu bulunan partiler, 2012 yılında yeni ve sivil anayasa vaadini yerine getiremedi. Sınıfta kaldı. Umutlar bu yıla sarktı. TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda herkes ayrı telden çalıyor. Temmuz 2013’e kadar umutsuz son bir maraton daha başladı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül bile, “Görülüyor ki, yeni Anayasa olmayacak!” dedi. Du bakali n’olacak Takipteyiz…