Bu Mayaya İhtiyacımız Var

Abone Ol

ADINA “Millî Görüş camiası” da denilen camia ile

tanışıklığım çok eski yıllara dayanır. Muhterem dayım Mehmet Bozgeyik 1973’te

MSP’den milletvekili seçilmeden önce pek çoğuyla tanışmıştım, merhum Erbakan

Hoca’nın konferansını dinlemiştim. Yıllar içerisinde bu camiadan pek çok isimle

tanıştım. Hepsinin müşterek vasıfları; samimî bir mümin ve Müslüman, güzel

ahlâk ve fazilet sahibi, vatanını çok seviyor oluşlarıydı. Bu ümmetin ve bu

ülkenin böylesine insanlara çok ihtiyacı vardı.

Zaman içerisinde böylesine nezih bir kadronun idarede

müstesna hizmetler yaptıkları ve yapacakları görülecekti. Mahallî idarelerde

gerçekten destansı hizmetler yaptılar. Ülke idaresinde bilfiil bulunduklarında

neler yapabileceklerini gösterdiler.

Merhum Erbakan Hocanın başbakan olduğu devrede yapılanlar

gözler önünde. Kısa süreli iktidar esnasında yalnızca memurlara, işçilere ve

emeklilere yapılan maaş zammını, havuz sistemi ile ülkenin borç ve faiz

sarmalından kurtulmasını hatırlamak yeter. Bu insanlar bu ülkeye iyilikten

başka ne yaptı da, bazıları tencere çalıp ışıkları söndürdüler, bazıları

postmodern darbenin figüranlığına soyundular Bunu yapanların vicdanı sızlamadı

Bütün yapılanlara rağmen bu camiaya gönül verenler

küsmedi, darılmadı. Namık Kemal’in dediği gibi; “Usanmaz kendini insan bilenler

halka hizmetten / Mürüvvetmend olan mazluma el çekmez iânetten / Hakîr olduysa

millet şanına noksan gelir sanma / Yere düşmekle cevher  sâkıt olmaz kadr ü kıymetten” dediler ve hizmet yoluna devam ettiler.

Bu nezih kadro, şana, şöhrete, ikbale, paraya, pula

ehemmiyet vermedi. Şayet bunlara ehemmiyet verecek olsalardı şimdi her birinin

maddî durumu çok daha farklı olurdu.

Ailemin büyük ekseriyeti bu camianın mensubudur.

Kardeşlerim çok eskiden beri Millî Gazete abonesi ve okuyucusudur. Valide

ümmîdir, ancak dinî sohbetlerde birlikte oldukları hanım arkadaşlarıyla

birlikte Millî Gazete alır ve gazetedeki bazı yazıları da sohbetlerinde

okurlar.

Gerek aile fertlerimin, gerek yakından tanıdığım bu camia

mensuplarının bariz vasıfları hasbî ve samimî oluşları, birbirlerini Allah için

sevmeleridir. İşte bu çok mühimdir. İmanın tezahürü olan bu sevgiye, bu birlik

ve beraberliğe çok ihtiyacımız var. Şahsen ben bu sevgiyi ve birliği, dünyanın

bütün ikballerinden, iktidardan da üstün görmekteyim. Şu kadar rey nispeti, şu

kadar milletvekili, tek başına iktidar veya koalisyon ortaklığı vs. bunlar hiç

mühim değil. Mühim olan bu nezih kadronun birlik ve beraberliği, birbirini

sevmesidir. Bu birlik ve sevgi bir “maya”dır. Koca bin tencere sütü yoğurda

dönüştüren bir kaşık maya olduğu gibi; birbirini Allah için seven bu topluluğun

mevcudiyeti de inşallah mazlum İslâm camiasını ayağa kaldıracak şanlı bir

birliğin mayası olur.

Şüphesiz âlem-i İslâm’da bu nezih camianın benzeri,

birbiriyle tanışıp kaynaşmış ve birbirlerini Allah için seven başka topluluklar

da vardır. Bu insanlar birbirini tanımasalar da, birbirlerinden haberleri

olmasa da bu ortak vasıf, “ihlâs havuzuna” bir damla, bir bardak veya çeşmeler

dolusu su olur. Gün olur havuz göle, göl denize, deniz okyanusa dönüşür.

Birleşen eller ve gönüller, dillerden dökülüp semaya yükselen tekbirler yeni

bir medeniyetin habercisi olur.

Kemiyet, madde, rakam hiç mühim değildir. Tâlut’un 313

çelik gibi imanlı askerinin Câlut’un on binlerce müşrik askerini bozguna

uğrattığı gibi; Bedr’in 313 aslanının kendilerinden üç misli fazla müşrik

ordusunu perişan ettiği gibi; 40 sahabenin 40 senede 40 devleti mağlup ettiği

ve 40 ülkeyi fethettiği gibi; zâhiren azlık gibi gözüken yiğitler topluluğu

Allah’ın izniyle nice zaferler kazanabilir. Yeter ki birlik olsun, dirlik ve

düzenlik olsun. Yeter ki kalplerdeki sevgiye zarar gelmesin.