H er yıl, 12 Aralık -18 Aralık tarihleri arasında Yerli Malı Haftası kutlanıyor.
Ama son yıllarda bu geleneğimizi unuttuk, sanki.
Çevremizdeki hemen her obje “yabancı unsur”lardan oluştuğu için yerli malını hatırlamaz olduk, maalesef!
Bakınız lütfen şöyle bir çevrenize; ne görüyorsunuz? Türkçe olmayan tabelalar; berber olmuş kuaför, lokanta olmuş restoran… Bu kadarla kalsa yine iyi, o kadar abuk sabuk isimler var ki, anlatamam. Bazen içimden şunu geçiriyorum; yahu bu belediye zabıtalarına görev verilse, bu abuk sabuk isimler, tabelalar tamamen ayıklansa… Olamaz mı?
Neyse, “yerli malı”ndan bahsediyordum…
“Yerli malı” argümanı bana hep şunu hatırlatıyor;
İmam Hatip Lisesi yıllarımda, Başbakanlığa bağlı Vakıflar Genel Müdürlüğü bünyesinde bulunan Vakıf Öğrenci Yurtlarında kaldım. 7 yıl boyunca. Bu yurtlar devlet yurtları…28 Şubat darbesinden sonra, yoksul ve zeki Anadolu çocuklarının barındığı bu yurtlar kapatıldı, kapılarına kilit vuruldu. Vakıf öğrenci yurtlarının hâlâ niçin açılmadığını bir türlü anlayabilmiş, çözebilmiş değilim.
İşte bu yurtta kalırken hemen her yıl “Yerli Malı Haftası” etkinlikleri düzenlenirdi.
O dönem Erzincan Vakıf Öğrenci Yurdu müdürümüz Kadir Akarkaya’nın öncülüğünde…
Çok heyecanlı ve unutulmaz anlara sahne olurdu, vakıf öğrenci yurdu koridorları…
“Yerli” mallar, ürünler masalara serilir ve tüm öğrenciler bu serginin başına üşüşürdük.
Yine “yerli” ve “milli” denildiğinde ilk akla gelen isimlerden olan Erbakan Hoca’nın, 1970’lerin son çeyreğinde Sivas’ta düzenlediği büyük mitinge, Kadir Akarkaya’nın teşviki ile gittiğimi hiç unutamam. O dönem İmam Hatip ortaokuluna gidiyordum… Milli Selamet Partisi’nin Sivas Mitingi’ne yurtta kalan birçok arkadaşım da iştirak etmişti…
***
Son bir not;
Bizi, öğrencilik yıllarımızda “iyiye”, doğruya”, “güzele” yönlendiren Kadir Akarkaya şu anda ne yazık ki mağdur bir bürokrat.
Nasıl mı?
Kadir Akarkaya, Başbakanlık Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü, Bursa İl Müdürü iken kızağa alındı.
Geçen seçimlerde iktidar partisinden Bursa milletvekili aday adaylığı için görevinden istifa etti. Listeye giremedi. Ama normalde bürokratlar seçim sonrası eski görevlerine dönüş yapabiliyorken ve bu yasal hakları iken Kadir Akarkaya görevine başlatılmadı. Aynen vakıf öğrenci yurtlarında olduğu gibi bu uygulamanın da “neden”leri muallâkta! Sahi, niçin?
Bu vesile ile bu mağduriyetin de giderilmesi gerektiğini düşünüyorum…
DARBECİLER MÜZEDE SERGİLENMELİ
Darbelere karşı dünyada bugüne kadar yapılmış en kapsamlı entelektüel buluşmalardan biri olan Kartepe Zirvesi, 26-28 Ekim tarihleri arasında Kocaeli’de gerçekleşti.
Kocaeli Belediyesi tarafından organize edilen ve çok sayıda bilim insanı, entelektüel, siyasetçi ve medya mensubunu buluşturan zirve, darbelere karşı değerlendirme ve stratejilerin yer aldığı bir deklarasyon yayınladı.
Deklarasyonda “Darbelerin Bir Daha Yaşanmaması İçin” ara başlığı ile şu önlemlerin alınması öngörülüyor;
- Ülkelerin meşru hükümetlerine; ekonomik yaptırımlar, askeri yöntemler ve terör faaliyetleriyle müdahale etmek, uluslararası toplum tarafından, insanlığa karşı işlenmiş suç olarak kabul edilmelidir.
- Hangi aşamada kalırsa kalsın; darbe faillerini ülke içinde veya uluslararası kamuoyunda ya da medyada haklı göstermeye çalışan beyanların; yazılı ve görsel dokümanların dolaşımı engellenmelidir.
- Darbe faillerine sığınmacı statüsü tanınması, kamuoyu oluşturma girişimlerine göz yumulması; darbe girişimine maruz kalan ülkede darbe riskini devam ettiren, darbeye ortak olma eylemidir. Bu fiili işleyen ülkeler için uluslararası yargı yolu açılmalıdır.
- Darbe girişimcilerinin yargılanma aşamasında; darbe girişimine maruz kalan ülkenin yargı makamları tarafından alınan tutuklama, el koyma, blokaj ve tedbir kararları tüm ülkeler tarafından ivedilikle uygulanmalıdır. Uluslararası kurum ve kuruluşlar, söz konusu kural ve tedbirleri, politik çıkarlarını gözetmeden mevzuatlarına dâhil etmelidir.
- Devletlerin ya da uluslararası kuruluşların, bürokratik veya siyasi organlarının ya da görevlilerinin, darbe faili organizasyonlarla her ne sebeple olursa olsun irtibatı yasaklanmalıdır.
- Vatandaşların darbeye karşı bilinçlenmesi, insan haklarının korunması kapsamında bir sorumluluk olarak kabul edilmelidir. Darbeye karşı bilinçlendirme eğitimi, okul öncesi eğitimden itibaren müfredata dâhil edilmelidir.
- Darbecilerin “kurucu iktidar” olarak meşrulaşmasına yol açan siyasi ve hukuki yaklaşımlar ve gelenekler yasadışı ilan edilmelidir.
- Darbe ve darbe girişimleri sonucunda, bedensel ve ruhsal travmaya maruz kalan insanların tedavilerinin koşulsuz ve ücretsiz yapılması, bütün demokratik ülkeler tarafından taahhüt edilmelidir.
- İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra darbe yapmak suretiyle iktidarı ele geçiren bütün darbecilerin; hayatlarını, yaptıklarını, hukuksuzluklarını, katliamlarını, ülkelerine ve insanlığa verdikleri zararı anlatan bir müze, uluslararası toplum tarafından ivedilikle kurulmalıdır.
- Dünyada gerçekleşen darbelerle ilgili her türlü bilgiyi içeren uluslararası bir veri tabanı oluşturulmalı; oluşturulan veri tabanı adli kuruluşların, medyanın, politika yapıcıların, uluslararası düşünce kuruluşlarının ve akademik çevrelerin paylaşımına açılmalıdır.
- Darbe ve darbe girişimlerinin failleri; hayatta olup olmadıklarına bakılmaksızın, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yargılanmalıdır.
MÜZE AMA NASIL?
Deklarasyonda, “Darbecilerin verdikleri zararı anlatan bir müze, uluslararası toplum tarafından ivedilikle kurulmalıdır” deniliyor ya, hani!
Müze deyince benim ilk aklıma gelen isimlerden biri Mehmet Ali Şenol…
Uyum Ajans’ın sahibi. Ankara ağırlıklı hizmet veriyor ama Türkiye’nin hemen her yerinde faaliyetleri var.
Bugüne kadar birçok müzeyi “anahtar teslim” inşa etti.
Darbe ve darbe girişimlerini anlatan, bu kavramları ifade eden materyalleri ihtiva eden bir müzeyi neden yapmasın?
En azından görüş alınabilir… Benden sadece hatırlatması…