Bu kıyamette başka hangi kıyametler koptu

Abone Ol

Türkiye siyasal tarihinin, cinayetler ve skandallar dönemi en kritik dönemleridir. Şimdi herkes birbirine şu soruyu yönlendiriyor. "Hrant Dink niçin öldürüldü ", ya da "Hrant Dink in ayakkabısının altı gerçekten delik miydi " Bu karmaşada sorulan bu sorular kimi zaman insanın içindeki şeytani dürtüyü hareketlendirdiği gibi, kimi zaman da insanın en saf ve en gerçekçi yanıyla baktığı gibi, gerçekte ise olaylara soğukkanlı bakılmasında yarar var. Hrant ın ayakkabılarının altı delikti. O mazlum bir insandı. Öldürüldü. Ama ölümü kendisinden daha büyüktü, beklenmedik sonuçlar doğurdu.

Hrant ın ölümünde kimler neler devşirdi, neler oldu, sonuçları nedir, buna bakılmalı. Hrant ın ölümünün ertesindeki ayrışmalar, bütünleşmeler, sosyal ve psikolojik baskılar, perde gerisinde yaşananlara bakılırsa, bu cinayeti hedefleyenler istedikleri sonuçlara ulaşmış olmalıdırlar. Kopan büyük gürültünün ardından birkaç on yıl geriye gittiğimizi söyleyebiliriz. Bir Osmanlı medeniyetinin 600 yılda oluşturduğu birikimi bir anda yerle bir etmiş oluyoruz. Büyük oluşumlar yüzyıllar sonra gerçekleşebilir. Ama yıkımlar anlıktır. Bir namlunun ucundadır.

Bu namluları yönetenler, zamanlamayı çok iyi yapıyorlar. Hiçbir şey planlanmış olanın dışında değildir. Hrant Dink in ölümü bir çok şeyi bir anda tetikledi. Asıl önemlisi, Türkiye nin içinde bulunduğu bu kritik dönemde acziyeti daha bir belirginleşti. Türkiye yi yönetenlerin çaresizliği, hatta, olayların önünde savrulup sürüklenişleri dikkate değer. Sanki olayların gelişimi bunu imliyor. Kuzey Irak olayı ve son gelişen olaylar, Petrol yasası bu patırtı içinde kaybolup gitti. Neler olup bittiğinin kimse ayrımında değil, ya da örtbas ediliyor. Güdümlü medya olayları gizlemede çok mahir.

Güneyimizde komşumuz Müslüman Irak halkı değil, katil bir komşumuz var. Bu, Abede dir. Henüz bunu kavramamış insanlar bulunuyor. Irak Petrolünü, Kuzey Irak ta Kürtler değil, Abede yönetiyor. Bir milleti açlığa mahkûm edip ardından ipleri biraz gevşetmek bir lütuf gibi görünebilir.

Türkiye yi açlığa ve yokluğa mahkûm edenler küçük kırıntılarla avutuyorlar. Bunun benzeri bugün Kuzey Irak ta yaşanıyor.

Bu olayla Trabzon bir bütün altında töhmet altında tutularak baskı altına alınıyor. Trabzon mahcuptur. Sanki Trabzon bir bütün olarak suçludur. Trabzon un bilinci, duyguları köreltiliyor. Karadeniz in hırçın dalgalarında şekillenen dirençli Trabzon halkı sindiriliyor. Karadeniz in derinliklerindeki zenginlikler, Rum Pontus ideali ve yeni bir parçalanma süreci. Kürt milliyetçiliğini kökleştirenler ve derinleştirenler yeni bir sayfa açıyorlar.

Bu, Laz mı,  Rum Pontus mu, bir başka şey mi Karadeniz kuşatmasının bir başka başlangıcı mı Telaviv ile Trabzon arasında kurulan hava hattının hikmeti ne ola

Kendi kafalarında Diyarbakır ı çözenler ve artık sonuçlarını zamana bırakanlar yeni bir başlangıç yapmışlardır. Geçen gün arşivimi karıştırırken Güneri Cıvaoğlu nun 2 Şubat 1991 tarihinde yazdığı "İki yarbay" yazısı çıktı. Bu yazının sonuçlarını bugün yaşıyoruz. Bugün Kuzey Irak ta çok güçlü silahlı bir güç ile karşı karşıya bulunuyoruz. O zaman Abdeli yarbaylar orada bir vakum oluşacağını, çok güçlü silahların ortaya çıkacağını söylemişlerdi. Bugün bu bütünüyle gerçekleşmiş bulunuyor. Türkiye nin gücü orada durmuştur. Ne yazık ki, bugün, artık bizim iç güçlerimizin denetimi de onların elinde.

Türkiye bu yeni süreçte karanlık bir tünelin içine girmiştir.

28. 01 2007 tarihinde SKYTÜRK tv. de Yalçın Küçük "Kalemler ve Kılıçlar" programında, Erbakan Hoca nın İsrail ile yapılan anlaşmada imzası olduğunu, yabancı bir eseri de kaynak göstererek ısrar etti. Tarihini gösterirken nasıl büyük bir hata içinde olduğunun farkında bile değildi. Kendine özgü mimikleriyle konuyu anlatırken imza tarihinin 1996 nın şubatı olduğunu İngilizce kitaptan okudu. Oysa Refah-yol hükümeti bu tarihte kurulmuş değildi. Havaalanlarımızı onlara açan Erbakan hükümeti öncesidir.

Medya çamur çaldı mı, çamuruna da sahip çıkıyor.