BİR gazete, Sayın Başbakan’ın Kızılcahamam Toplantısı’nda, kızlı erkekli öğrenci evlerinden yakındığı haberine yer verdi. Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç da Başbakan’ın böyle bir şey söylemediğini iddia etti. Fakat daha sonra Başbakan o gazetedeki habere sahiplendi. Erdoğan ve Arınç’ın birbirini nakzeden çelişkili sözleri basına yansıdı. Hatta, “Arınç köprüleri attı” manşetine yer verenler oldu.
6 Kasım tarihli gazeteler kızlı erkekli öğrenci evlerinden duyulan rahatsızlığı manşetlere taşıdılar. Olayla ilgili yeni tartışma ortamı oluştu. Sayın Başbakan’ın “Uygun değil”, “Buna müsaade etmeyiz” şeklindeki açıklamaları yer aldı. Hatta “gerekirse öğrenci evlerine yasal düzenleme getirecekleri” haberleri dolaşmaya başladı.
Sık sık söz ve icraat çelişkisine şahit olduğumuz Sayın Başbakan, yine aynı garabete düştü. Normal olmayan şekilde oluşturdukları şartların, normal olmayan sonuçları ortaya çıkınca nasıl da rahatsız oluyordu İslâm dini kesin olarak yasakladığı halde; AB istedi diye, Türk Ceza Yasası’ndan zinayı suç olmaktan çıkaran sen değil misin Fuhuş ve zinanın istenmeyen kötü sonuçlar doğuracağı belli değil mi
Ama siz, dev hizmetler yaptığınızı, çok güçlü olduğunuzu, itibar kazandığınızı söylemekten geri durmadınız; hep havalarda uçtunuz. Hâlâ yere inmenin zamanı gelmedi mi
Yarım asırdan fazla meslekî tecrübesiyle bu yaman çelişkiyi ortaya koyan duayen gazeteci Mehmet Şevket Eygi şöyle diyordu: “Gaflette diri olduğunu zanneden yaşayan ölüler… Durum eskisine göre iyiymiş… Be nâbekâr, dün iyi miydi ki, bugün daha iyi olsun .. Sen hiç mantık okumadın mı Bugün düne nispetle daha az kötüdür, demeye aklın ermiyor mu Dün zina suçtu, bugün suç değil. Bu nasıl iyiliktir bana anlatsana!” (Millî Gazete, 21. 5. 2013)
ÖNCE GERÇEĞİ KABUL EDİN
Ne kadar görmemezlikten gelinse de, gerçeklerin gizlenememek gibi bir huyu vardır. Nice AKP’liler partilerine toz kondurmamak adına hedef saptırıyor, olayı başka türlü gösterme gayretkeşliğine düşüyorlar.
Basın ve sosyal medyada, bu kanunu Ecevit ve Ahmet Necdet Sezer çıkardı, gibi ifadeler yer alıyor. Anayasa Mahkemesi’ni suçlayanlar çıkıyor. Kimisi böyle delilsiz konuşurken, bazıları birtakım bahanelere sarılıyor. İşte onlardan biri:
Buharkent’te bir kadın, “eşinin baştan beri evliliğin kendisine yüklediği görevleri yapmadığı” gerekçesiyle Asliye Ceza Mahkemesi’ne dava açıyor. Karşı taraf, davacıya zina suçu iddiasında bulunuyor. Mahkeme de kadının ayrı yaşamakta haklı olduğuna hükmederek 1999’da boşanma gerçekleşiyor. Üst mahkeme de bu kararı onaylıyor. Hadise bu.
Sonra bu kardeşler, Ecevit’in böyle bir kanunu çıkarma gücüne hiç erişmediğini, TBMM’den başka bir kurumun da kanun yapma yetkisi bulunmadığını bilmiyorlar mı
Her şey halkın gözü önünde cereyan etti. Sayın Başbakan, 2004’te AB’den müzakere takvimi almak için Brüksel’e gitti. AB, bu iş için “zinanın suç olmaktan çıkarılması” şartını koştu. Başbakan da kabul etti ve daha Brüksel’den dönmeden Meclis’in olağanüstü toplanması talimatını verdi. Ertesi günkü gazeteler bu habere geniş yer verdiler. İşte ikisi:
“Başbakan Erdoğan’ın Brüksel gezisinde zina pürüzü aşıldı. TBMM Pazar günü olağanüstü toplanıyor.” (Hürriyet, 24. 9. 2004)
“Erdoğan zina inadından vazgeçince, Verheugen “Artık tarih için engel kalmadı” dedi. (Güneş, 24. 9. 2004)
Bu olaydan sonra konu aylarca kamuoyunda tartışıldı. Fakat Erdoğan söz vermişti bir kere. Sayısal gücü yeterli olduğu için, 15. 5. 2005 günü zinayı suç kapsamından çıkaran 5349 sayılı yasayı Meclis’ten geçirmeyi başardı.
AKP’li kardeşler! Hakikati gizlemekle hem kendinize, hem bu yasayı çıkaranlara, hem de ülkemize en büyük kötülüğü yapıyorsunuz. Önce, yanlışı kabul edin ki, doğru çözümün önü açılsın.
TEMİZ İNSANLAR İNCİTİLDİ
Başbakan’ın Brüksel’de verdiği sözden cesaret alan bazı gazeteler ve yazarlar, edep ve iffetine düşkün halkımız için öyle incitici söz ve benzetmeler kullandılar ki… O günlerin gazete nüshaları bunun canlı şahididir.
Bu kanunun çıkmasından sonra fuhuş ve zina artarak devam etti. Edep ve iffet konusunda titizlik gösteren kişi ve yazarlar Hükümet’i uyardılar. Hatta, büyük bir şehrin Emniyet Müdürü “Parkta her ağaç altında bir çift var. Ağaçların altı yatak odası gibi. Onlara müdahale etme yetkimin olmaması onuruma dokunuyor” açıklamasını yaptı.
Bizim her gün şahit olduğumuz manzaraları, her türlü istihbarat bilgisine sahip olan Hükümet’in bilmemesi mümkün mü Devletin açıklanan rapor ve istatistikleri de her şeyi anlatmaya yetecek durumda.
Apart dairelerin de yer aldığı üniversiteye yakın bir semtte oturuyorum. Üniversite kayıtları sırasında bazı kız ve erkekler, bazı ev sahibi ve apart dairelere geliyor; birlikte ev tutuyor, kızlı erkekli aynı odada yaşıyorlar. Bu görüntüler her geçen sene artarak devam ediyor. Milletimizin hayat anlayışına aykırı olan bu durumun bütün gençleri kuşatacağından endişeliyim.
İşte tüyler ürpertici bir olay daha!.. Bir dostum anlattı: Büyük bir şehirde bir hayırsever, “Misafir Öğrenciler Derneği” kurarak Balkan ülkelerinden üniversitelere okumaya gelen soydaşlarımızın ev ihtiyacını çözmeyi arzu etmiş. Öğrencilerin yerleşmesini sağladıktan sonra onları ziyaret etmek istemiş. Fakat öğrenciler her defasında ziyareti ertelemişler. Sonra çıkıp gittiğinde ne görse beğenirsiniz İyilik etmek istediği öğrenciler bir kız, bir erkek şeklinde odalara yerleşmişler. Bunlar arasında nişanlı ve evli olanların da bulunduğunu görmüş.
Sayın Başbakan! Bu kapıyı siz araladınız, onlar da bu kapıdan girdiler. Kuru söz bir işe yaramıyor. Eğer güçlü iseniz, yaptığınız yanlışı bir an önce düzeltmeye bakın! Hem kendinizi, hem de ülkeyi bu belâdan kurtarın! Dost ve müttefikleriniz (!) buna izin vermezler mi yoksa