Bu kafayla zor

Abone Ol

Orta Vadeli Plandaki bütçe açığı, büyüme ve enflasyon hedeflerinin tutmayacağı anlaşılınca, tümünde revizyona gidildi. Bütçe açığı hedefi 21 milyardan 33 milyara (yüzde 60 sapma), büyüme yüzde 4ten yüzde 3.2ye (yüzde 20 daralma) ve enflasyon ise yüzde 5.2den yüzde 7.4e (yüzde 40ı aşkın bir sapma) çekildi. Yani, ya tüm bu öngörülerin hepsinin temelsiz olduğu tescillendi ya da ekonomi gerçekten de çok çok kötü yönetiliyor.

Cari açıkla savaşmayı kafasına koyan ama nasıl bir yol izleyeceğini tam olarak kestiremeyen iktidar, kısa vadeli bir düşüş uğruna hem ekonomideki çarkların ciddi manada durmasına sebep oluyor. Gerçi, ekonomideki yapısal sorunlar aynen devam ettiğinden mütevellit, büyüme hızı arttıkça sorunlar da kabarmaya devam ediyor. Büyüme hızını azaltarak cari açığın daraldığını söylüyorlar, ancak bu mekanizmanın böyle işlediğini görmek için bir deney yapmaya gerek yok. Büyüme ile cari açık arasında bir ters orantı var ve Türkiye, eğer ki gelişmiş bir ülke olmak istiyorsa, 10-15 yıl süreyle yüzde 5-6 oranlarında bir büyüme sürekliliği göstermek zorunda. Zurnanın "zırt" dediği yer de burası olsa gerek. Çünkü, Türkiye ekonomisi uygulanan neoliberal politikalarla ve "başkasından bulunan borçlarla büyüme" stratejisiyle daha fazla büyüme potansiyeli gösterecek gibi değil. Büyümede gaza yüklenmek, cari açığın giderek daha da büyük bir soruna dönüşmesine sebep olacak.

Kısa vadeli bir "cari açığı daralttık" zaferi için büyümeden feragat etmek, aynı zamanda bütçe gelirlerinin de azalması demek. Çünkü Türkiyede vergi gelirlerinin büyük bölümü tüketimden alınan vergilere endeksli. Bu sene bir türlü yama tutmayan bütçe açığı da, işte bu sebeple beklenti rakamı olan 21 milyar lirayı aşarak 33 milyar liraya doğru gidiyor. Ekonominin göz kamaştırdığını söyleyenler ve bunu tek taraflı propagandalarla sanki gerçekmiş gibi halka dayatanlar, ekonominin 3 temel yapısal sorunu olan bütçe açığı, tasarruf açığı ve cari açığa çözüm üretemiyor. Birkaç sene yakalanan yüksek oranlı büyüme rakamlarına aldanıp (ki yüksek faizle çekilen uluslararası sermayeden aldığımız borçla gerçekleşti bu büyüme) havaya giriyorlar ama Türkiye, son dönemlerde sıklıkla bahsedildiği gibi "orta gelir tuzağı" tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor. 10-15 sene boyunca yüzde 5-6 büyüme rakamlarında sürekliliği sağlayamazsak, "gelişmekte olan ülke" konumuna demir atacağız yani.

Şu andaki ekonomik tablodan üretici memnun değil, çiftçi memnun değil, memur, işçi, dar gelirli memnun değil, esnaf, sanatkar, tüccar memnun değil. Sadece ve sadece paradan para kazananlar, spekülatörler memnun. Onların sesi çıkmıyor hiç. Art arda zamlar yapılıyor, maliyetler artıyor, kârlar düşüyor. Velhasıl-ı kelam, ekonomi hiç ama hiç iyi yönetilmiyor. Maalesef, öyle bir medyaya sahip ki Türkiye, ekonomik gerçekliği ne görüyorlar, ne duyuyorlar, ne de halka duyuruyorlar. Dünyanın en pahalı benzini ünvanını ele geçiriyor Türkiye, birkaç gazete ve televizyon dışında neredeyse yer bile alamıyor. Ancak küçük bir olumlu haberi manşetten vermeye dünden razı birçoğu.

Bu arada, 2012de Avrupada yanması muhtemel olan krizin 2013e ötelenmesi ve bu arada küresel krizin ikinci bir dip yapma ihtimalinin belirmesi de Türkiye ekonomisini bekleyen çok ciddi sorunlar. Hükümet, neredeyse hiçbir kalemi bırakın tutmayı, yüzde 20-40 oranında sapmış OVPyi hazırlarken, bir kez daha "bol kepçe" tahminlere yer veriyor. Gerçi, giderek kötüleşen ekonomik ortam ve açıklanan verilerin ekonomik gerçekliği giderek belirginleştirmesinin de etkisiyle OVPyi, yani hükümetin ekonomik öngörülerini ciddiye alan da pek yok gibi.

2013te dünya çapında işlerin pek de iyiye gitmeyeceği varsayımı giderek daha da belirginleşirken, Türkiyeye önceki yıllarda olduğu gibi "para akacağı", "yabancıların müthiş (!) ekonomimizden etkilenip bizi yatırıma boğacağı" hesapları yapılıyor yine. Taşıma suyla değirmen döndürme dayalı, sürdürülebilir olmayan bir ekonomik metotla ekonominin idare edilemeyeceği ve sahte başarıların er geç olumsuz sonuçlara yol açacağını inşallah yaşarak öğrenmeyiz.