"Şahsa özel profesörlük kadrosu" haberimiz üzerine Doç. Dr. Ismail Özdemir gazetemize bir açıklamada bulundu.Hakkındaki iddialara cevap veren Özdemir, kadronun sadece kendisine açılmadıgını, akademik ilanın Türkiye genelinde yayımlandıgını ve herkesin basvurabilecegini ifade etti. Özdemir, "Düzce Üniversitesi Rektörlügü 20 Ekim 2011 tarihinde toplam 34 akademik kadro ilanı yayımlamıs, kadın dogum bölümüne de 2 profesör kadrosu açmıs, birine tüp bebek sertifikasına‘ diger profesör kadrosuna da ‘en az 10 yıllık akademik deneyime‘ sahip olmak kosulu konmustur. Unutulmamalıdır ki bu kadro sadece bana açılmadı (ki bu yasal olarak zaten mümkün degildir), bilakis akademik ilan Türkiye genelinde yayımlandı. Kosulu saglayan herkes basvurabilir, 5 kisilik jüri inceler, en iyi olan atanır; yanlıslık durumunda yargı yolu herkese açıktır" dedi. Açıklamasına, "Tüp bebek sertifikam olmadıgı için ilgili kadroya basvuramadım. Benim perinatoloji uzmanlıgım var" diyen Ismail Özdemir, perinatoloji uzmanlıgının ilana kosul olarak konmadıgına dikkat çekti. ilanda 10 yıllık akademik deneyim yazılmasının ise basvurularda deneyim aranmasından kaynaklandıgını ve her üniversitenin ilanında benzer kosulların yer aldıgını kaydetti.
Iddia edildigi gibi hiçbir asistana farklı bir gözle bakmadıgını, iddia sahibi M.E. isimli eski asistanıyla ilgili sözlü taciz imalarının ise gerçekle ilgisi olmadıgını açıklamasında yer veren Doç. Dr. Ismail Özdemir, "Bilakis bunları yapan kadın dogumun bir yardımcı doçenti olup (M.A), 4. sınıf ögrencisi ile 2 yıl yasamıs, kadın dogumun en çömez asistanını da duygusal olarak kandırmıs, iki iliksiyi de aynı anda yürütmüs, sonunda yakalanmıs, bizzat benim ve ilgili asistan tarafından rektörlüge sikayet edilmistir. Yard. Doç. M.A‘nın sorusturması halen devam etmekte olup bir ara sorusturmanın selameti için 3 ay uzaklastırma da almıstır; olay Düzce Cumhuriyet Savcılıgına da intikal etmistir" dedi. Asistan M.E‘nin kendisine bazı iftiralarda bulundugunu, M.E‘nin yaklasık bir yıl önce mezun oldugunu, 5 ay önce de yardımcı doçent
olarak klinige baslamak istedigini, bu basvurusunu kabul etmedigi için de kendisine iftiralarda bulundugunu savunan Doç. Dr. Özdemir, olayla ilgili sunları aktardı:
"Asistan M.E‘nin iftirasına tanık olarak, benimle mahkemelik olan yardımcı doçenti (M.A)‘yı tanık göstermis, bozacının sahidi sıracı misali yargısız infazla beni yıldırıp, bezdirip üniversiteden kaçırmak için iftiralar uydurmuslardır,
Eski asistanım M.E.‘in gebe oldugu için 1 yıl ameliyata sokulmadıgı iddiasını belgeleri ile çürüttüm ve bu iftirası nedeniyle Düzce Cumhuriyet Savcılıgına suç duyurusunda bulundum. Savcılıkta 16 tane sikayet dosyamın oldugu yalandır, zira onları sikayet eden asıl benim; onlar da beni sikayet ettiler ancak eski asistanım M.E tarafından güya 3-4 yıl önce sözlü taciz iddiası ile ilgili su ana kadar ne hikmetse henüz savcılıga sikayet edilmedim, sadece psikolojik baskı yaptıgım (mobbing) iddiasıyla Agustos 2011 tarihinde sikayet edildim Bu iftiraları fırsat bilen ve Nisan 2011‘deki rektörlük seçiminde kendilerini desteklemedigim için grup halinde hareket eden Tıp Fakültesi Dekanlıgı da son 5 aydır hakkımda 20 civarında inceleme/sorusturma açtı, ancak iddiaları belgeleri ile çürüttüm, ancak savunmamdaki belgelerim dikkate alınmadı, meslekten atılma da dahil her türlü ceza teklif edildi. Anabilim dalı baskanlıgı görevinden beni dekanlık alabilir ancak suçlamaları belgeleri ile çürüttügüm için bana henüz herhangi bir ceza verilmemistir.
Tüm olayları yargıya tasıdım, yukarıdaki iftiracılar basta olmak üzere konuya karısanlar hakkında sahsıma ‘mobbing‘ yapıldıgı için Rektörlük Makamına ve YÖK‘e sikayette bulundum, ayrıca tazminat ve ceza davası için Düzce Cumhuriyet Savcılıgına basvurdum. Rektörlük makamı tarafından asla korunmadım, kollanmadım; korunmadıgım için meydanı bos bulan dekanlık bana düzmece iddialarla saldırmıs ancak suana kadar hiçbir ceza henüz sahsıma verilmemistir. Adresim belli, kaçmıyorum, onurlu mücadeleme devam ediyorum." Doç. Dr. Ismail Özdemir, Nisan 2011‘de Rektörlük seçimlerinden sonra günah keçisi ilan edildigini belirterek, özellikle son 5 aydır inceleme ve sorusturmalarla yıpratılmamak istendigini, dekanlıgın mübbin‘ine maruz kaldıgını ve linç edilmeye çalısıldıgını ileri sürdü.
"Yogun bakımdan anestezı bölümü sorumludur"
Doç. Dr. Ismail Özdemir, gazetemizde 21 Aralık 2011 tarihinde yayımlanan "Üniversitede ‘ölüm‘ skandalı" baslıklı haberle ilgili de bir açıklama yaparak konuya iliskin degerlendirmelerde bulundu. Avukat Yıldıray Sayar vasıtasıyla gönderilen cevabı objektif gazetecilik ilkeleri çerçevesinde aynen yayımlıyoruz: "S.G isimli hasta ile ilgili ameliyat yeniymis gibi verilmis oysa ameliyat 20 ay önce gerçeklesmistir. ‘Eski kayıt‘ ve ‘Yeni kayıt‘ olarak yayımladıgınız belgelerle ilgili müvekkilimin hiçbir ilgisi yoktur, çünkü hasta ile ilgili hiçbir rapo müvekkilim tarafından düzenlenmemis dolayısıyla yazıldıgı gibi sahte rapor düzenlemesi de mümkün degildir.
Yayımladıgınız belge, ameliyata giren ekibin ameliyat ve ameliyatın seyrini yazdıgı gözlem kâgıdıdır ve bir rapor degildir. Hastanın ex raporu yogun bakım doktorlarınca hazırlamıstır, çünkü hasta ameliyattan çıkar çıkmaz yogun bakımına devredilmis, yogun bakımda yatmıs, orada takip edilmistir. Yogun bakımdan da anestezi bölümü sorumludur. Özel bir hastanede sezaryen ameliyat olan S.G‘nin doktoru tarafından müvekkilim aranmıs ve hastayı hemen kabul etmis, hasta asla bekletilmemis, kıdemli asistan doktor hastayı degerlendirme ve tahliller isterken dogal olarak belli bir süre geçmis, çagrılması üzerine müvekkilim hastaneye gelmis, ameliyata karar vermistir. Ameliyatta hastanın rahmi alınmıs, ameliyattan çıkar çıkmaz hasta yogun bakıma devredilmis, yogun bakımda 2 hafta yasamıs, ‘yaygın damar içi pıhtılasma ve damar tıkanıklıgı‘ nedeniyle tüm çabalara ragmen kurtarılamamıstır. Ilginç olan, hastanın alınan rahminin histopatolojik incelenmesi sonucu ‘DESIDUOSIS‘ denen ve müvekkilimin de ilk defa duydugu, kanamayla seyreden, literatürde çok ender rastlanan bir teshis konmustur. Müvekkilimle aralarında son zamanlarda husumet olan biri tarafından bu olayla ilgili 1.5 yıl sonra sikayet edilmistir. Müvekkilim hiçbir asistanı taciz etmemis, iddia sahibi sadece bir kisi olup, 3-4 yıl önceye dayandıgı izlenimi verilen sözlü taciz ise tam bir iftiradır. Müvekkilim hakkında gazetenizde hayal bile edilemeyecek iddialara yer verilmis ve ‘tacizci doçent‘ diye yazılarak hak etmedigi bir sekilde kamuoyu önünde suçlu ilan edilmeye çalısılmaktadır. Iftira sahibi bayan, gebeligini 9 ay müvekkilime takip ettirmistir. Aynı sekilde, müvekkilim ilgili sahsın dogumunu yaptırmıs ve yaklasık 1 yıl önce mezun etmistir; daha da ilginci, iddia sahibi 5 ay önce yardımcı doçent olarak müvekkilimin yanında çalısmak istemistir. Bu istegi kabul edilmeyince iftiralar pes pese gelmeye baslamıstır; sözlü taciz iftirasına tanık olarak, müvekkilimle mahkemelik olan bir yardımcı doçent gösterilmistir.
Kin ve nefret içeren bu girisimlerle ilgili olarak, hukuk Önünde hesaplasma yapılacaktır. Haberinizde iddia edildigi gibi rektörlük tarafından müvekkilim asla korunmamıs, kullanmamıstır; aksine son 5 aydır müvekkilim hakkında 20 civarında inceleme/sorusturma açılmıs, ancak bu asılsız iddialar belgeleri ile çürütülmüstür. Temmuz 2011 tarihîne kadar müvekkilim hakkında tek sorusturma ve inceleme yokken, Nisan 2011de Rektörlük seçimlerinden sonra asılsız sorusturmalarla mobbing‘e maruz kalmıstır. Olay yargıdadır. Söylenecek husus bundan ibaret olup somut verilere dayanmayan bu haberin ve iddiaların gerçek dısı oldugunu, kamuoyunun bilgisine saygıyla sunarız"