İNTERNETİ karıştırırken, bir okuyucunun "Müslümanlar!.. Biz Bu Kafayla Kurtulamayız" başlıklı yazımla ilgili bir e-mailini okudum 01/06/2008 tarihinde, mezkur yazımı iktibas eden cafesiyaset.com sitesine gönderilmiş.
Bayram Sülü ismini veren (gerçek isim mi, takma mı ) Müslüman vatandaşımız aynen şöyle yazıyor:
01.06.2008 18.51- bayram sülü yazmış: günaydın mehmet bey yıllarca insanları siz kuranı anlayamazsınız diye allahtan uzaklaştıran kim yıllarca ehli sünnet takıntısıyla ümmeti birbirine düşüren kim yıllarca şeyhlere hocalara imamlara ilahlık taslatan kim yıllarca mevlanaların yunus emrelerin ibni arabilerin islamı katleden yorumlarını bize gerçek din diye yutturmaya çalışanlar kim batini yorumlarla zihnimizi yıllarca körelten kim tasavvuf dinini kuranın özü diye, islamı ise kabuk diye yutturmaya çalışan kim siz hiç kendinizi bu eleştirilerle mukayese ettiniz mi
Tenkitleri maddeler halinde yazalım:
(1) Yıllarca insanları siz Kur andan anlayamazsınız diye Allah tan uzaklaştıran kim
(2) Yıllarca ehl-i sünnet takıntısıyla ümmeti birbirine düşüren kim
(3) Yıllarca şeyhlere, hocalara, imamlara ilahlık taslatan kim
(4) Yıllarca Mevlana ların, Yunus Emre lerin, İbni Arabi lerin İslâm ı katleden yorumlarını bize gerçek din diye yutturmaya çalışanlar kim
(5) Batınî yorumlarla zihnimizi yıllarca körelten kim
(6) Tasavvuf dinini Kur an ın özü diye, İslâm ı ise kabuk diye yutturmaya çalışan kim
Siz hiç kendinizi bu eleştirilerle mukayese ettiniz mı
Şu kısa tenkit ve saldırı metni bile, ülkemizdeki bazı Müslümanların ne kadar aşırıya kaçtıklarını, ne kadar ölçüsüz ve dengesiz şekilde düşünce ve görüş beyan ettiklerini göstermeye yetiyor.
"Tasavvuf dini" diyor. Böyle bir din yoktur, İslâm tasavvufu vardır ve Şeriata mutabık olmayan tasavvuf bâtıldır. Şeriatla çatışmayan tasavvuf doğrudur, haktır.
"Mevlana ların, Yunus Emre lerin, İbni Arabî lerin İslâm ı katleden yorumları..." diyor. Ne büyük insafsızlık ve bühtan.
"Ehl-i Sünnet takıntısı" diyor. Asıl takıntı ehl-i sünnet değil, şu veya bu yaftalarla ortaya çıkan bid at, zındıklık, ilhad cereyanlarıdır. Ehl-i sünnet İslâmlığı, Kur an, Sünnet ve icmâ-i ümmet yolu değil midir Buna takıntı demek insafa, iz ana, vicdana sığar mı Ehl-i sünnet İslâm demektir. Asıl takıntılar bozuk fırkalar, mezhepler, cereyanlardır. Mezhepsizlik takıntısı... Telfik-i mezâhib takıntısı... Sözde selefîlik takıntısı... Pakistan dan bin din aliminin ve müftünün fetvalarıyla kovulmuş Prof. Fazlurrahman ın tarihsellik takıntısı...
Biz insanları, siz Kur an dan anlayamazsınız diye Allah tan uzaklaştırmışız... Kur an Allah ın insanlığa kelamıdır, dinimizin ana kaynağıdır. Cahillerin, kötü niyetlilerin, bid atçilerin, az veya çok sapık olanların, ehliyetsizlerin Kur an ı kendi kafalarına göre yorumlamalarına karşı çıkmak insanları Allah tan uzaklaştırmak mıdır Bugün ülkemizde yüzlerce (evet yüzlerce) tercüme, meal, tefsir var. Bunların kaçta kaçı gerçekten alim, ehil, fazıl, muktedir, icazetli müfessirler tarafından, Allah rızası için, uzun emekler verilerek, yıllar harcanarak hazırlanmıştır Bir İslâm toplumu için en büyük felaket, Kur an a ihanet edilmesidir. Ehliyetsizlerin tercümeleri, mealleri, tefsirleri ihanettir. Bu konuda Müslümanları uyarmak İslâmî bir hizmettir. Cahillerin, bid atçilerin, sapıkların, kötü niyetlilerin, din sömürücülerinin yüce Kitabımızı mıncıklamalarına engel olmalıyız, halkı uyarmalıyız.
Şeyhlere, hocalara, imamlara (mezhep imamIarını kasdediyor) İlahlık taslatan kim " diyor. Bendeniz, yıllardan beri din büyüklerinin, ruhbanların, cemaat reislerinin erbab (rabler) haline getirilmesini, putlaştırılmasını en ağır şekilde tenkit etmiyor muyum
"Batinî yorumlar..." diyor. Biz ehl-i sünnetMüslümanları Batinîliği bozuk bir fırka olarak görürüz ve reddederiz. Lakin yüce dinimizin, Kur ân ın, sünnetin bâtına ait yorumları da vardır. Bunlar dinin zahirîne ters düşmezler, onunla çelişmezler.
İbn Arabî hazretleri "Hâtemü l-evliyadır". Onu tenkit etmek ne büyük bir nasipsizliktir.
İbn Teymiye ve onun mezhebine bağlı olanlar bu büyük zat için "O Şeyh-i Ekber değil Şeyh-i Ekfer dir" (En kâfir şeyhtir) diyorlar.
Mevlana Celalüddin Rûmî hazretleri Şeriata sımsıkı bağlıydı, başta namaz olmak üzere İslâm ın bütün emirlerini yerine getiriyordu. Ayrıca gecelerini nafile namazlarla ihya ediyor, bazen günlerce oruç tutuyordu. Abdestsiz yere basmazdı. Zaman zaman evinin geçim işlerine bakanlara "Bugün evde yiyecek ne var " diye sorar. Hiçbir şey yok denildiğinde "Oh, çok şükür evimiz Peygamber evine benzedi" diye sevinirdi. Bu zat ahlâk-ı Peygamberîye hassasiyetle ve titizlikle uyardı. Paraya, dünya malına, makama mevkie, şöhrete, benliğe, riyasete, fanî dünya aldanış ve oyuncaklarına önem vermezdi.
Yunus Emre, bu yüce dini çok iyi ve doğru şekilde anlamış ve terennüm etmiş bir "Türkmen Kocası"dır, bir maneviyat güneşidir. Ona nasıl dil uzatılır
İslâm dininde çeşitlilik vardır. Esasa, usûle ters düşmemek şartıyla çeşitlilik bir zenginliktir, rahmettir. Nitekim Resûl-i Kibriya aleyhi ekmelüttahaya Efendimiz hazretleri "Ümmetimin çeşitliliği geniş bir rahmettir" buyurmuşlardır.
Arap dünyasında tasavvufu inkar eden, muhkematı bırakıp müteşabihatı öne çıkartan, krallarına "Melikül-muazzam" diyen, kendi bid atlerini kabul etmeyenleri tekfir eden, asık suratlı (abus vecihli) bir dinî uygulama sergileyen, kucaklayıcı değil, dışlayıcı ve tekelci bir anlayışın çukurlarına düşen, neredeyse herkesi şirk ve küfr ile itham eden bir taife zuhur etmiştir. Osmanlılar zamanında bunların ehl-i sünnet Müslümanlarına yaptıkları zulüm ve cevrleri azılı kâfirler bile yapmamıştır.
İnsaf insaf insaf... İtidal itidal itidal... Asla ve esasa zıt ve muhalif olmayan olumlu çeşitliliklere saygı...
Mü mini tekfir eden kâfir olur...