Bu İşin Sonu Nereye Varır?

Abone Ol

Trump’ın P5+1 ülkeleriyle İran arasında imzalanan nükleer anlaşmadan ABD’yi çekmesi aslında beklenen bir gelişmeydi. Göreve geldiği ilk günden beri İran’la ilgili her açıklamasında tehdit kokan ve bu anlaşmadan duyduğu rahatsızlığı dile getiren bir anlayış vardı. Her ne kadar anlaşmanın diğer tarafları şu anda Trump’ın bu çekilme kararından rahatsızlıklarını dile getirseler de zaman içinde özellikle ekonomik alanda uygulanacak baskılara ne kadar dayanırlar o tam olarak belli değil.

Bütün bu gelişmeler aslında Ortadoğu’da yeni bir evreye geçilmek istenmesinin sonucudur. BOP’un yeni bir safhası hayata geçirilmek isteniyor. Trump’ın ABD büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma kararı da bu süreçten bağımsız değildir. Kudüs gibi İslam dünyası için önemi tartışılmaz olan bir beldede ateşin üzerine benzin dökülüyor. Hiçbir tarihi ve demografik gerçeği dikkate almadan tamamen provokatif bir adım atılmış olunuyor. Bu minvalde dün yapılan protesto gösterilerinde bu kararı kabul etmeyen,, açılış programına karşı duran 33 Filistinlinin katledilmesi, 1700’den fazla yaralının varlığı ateşe benzin dökmek değil ise nedir?

ABD ve İsrail bölge ülkelerinin içinde bulundukları kargaşa ortamı ve dağılmışlıktan istifade ederek bu coğrafyayı geri dönülmesi mümkün olmayacak bir noktaya çekmeye çalışıyorlar. Tabi işin merkezinde Suriye var. Bugün Suriye topraklarının İsrail tarafından neden bombalandığını çok iyi görmek, değerlendirmek lazım. Dün  sadece Golan tepeleri üzerinden yürüyen bir kriz varken bugün Suriye’nin tamamında kriz var desek yeridir. Suriye artık bölgenin ya felaketini ya da kurtuluşunu belirleyecek. İsrail bunu tespit ettiği için yeni değerlendirmeler yapılmasına ve çözümler üretilmesine fırsat vermek istemiyor. ABD ile birlikte yeni oyunlar planlarken ayrıca bölgedeki sinir uçlarını harekete geçirecek sorunları kaşımaya devam ediyor. Suudi Arabistan üzerinden İran’a yeni bir cephe açmaya çalışıyor. Kendisinin hedef tahtasına konulmasının önüne geçmek istiyor. Maşalar varken elimi yakmayayım diye hesap yapıyor.

ABD ve İsrail açısından hal böyleyken Türkiye’nin Suriye politikasındaki çıkmazlar geldiğimiz nokta itibariyle daha iyi anlaşılıyor. ABD’nin PYD ile işbirliğini diplomatik açıdan çözmeye (!)çalışan Türkiye konu Suriye olduğunda iradeyi başkalarına bıraktı ve bölgesel sonuçların kendisine ne türden zararlar vereceğini hesap etmedi. Şimdi de aslında Rusya-İran üzerinden soruna müdahil olmaya çalışıyorsa da,  ABD ile de Suriye’yi konuşmaya devam ediyor. Konuşmasında sorun yok da, işin garip tarafı bazen bu görüşmelerden umutlandığı da oluyor.

Sorunlarımız öylesine çetrefilli bir hal aldı ki, devletin, milletin artık bir hasar tespiti yapacağı yaklaşıma ihtiyacı var.

Irak bir bilinmezin içine sokulmuşsa,

Yemen mezhep mezbahanesine dönüştürülmüşse,

Libya aşiret kavgalarına boğulmuşsa,

Mısır’da demokrasi kirletilmişse,

Suriye fillerin tepiştiği bir yer olduysa,

Lübnan karıştırılmak isteniyorsa,

Filistin her geçen gün kan kaybediyorsa,

İran hedef tahtasına oturtulmuşsa,

Sırada kim var sorusunu sormak bile abesle iştigaldir. Öylesine bir tuzağa düştük ki, pimi bize çektirdiler, bombayı da kucağımıza bıraktılar.

Bu iş böyle gitmez.25 Haziran sabahı her şey aynı şekilde bugün olduğu gibi devam edecek olursa,

Bu iktidarın gafletle yaptığı hataların telafisi ve çözümleri ülkemiz için çok zor olur.