Bu gidiş nereye?

Abone Ol

Hızla açıldı evin kapısı. Adam, bir elinde tamamlanamamış

işlerle dolmuş evrak çantası, bir elinde de bir başka işi halletmeye çalıştığı

cep telefonuyla çıktı içeriden. Ve her zaman olduğu gibi çabuk olmaları için

bağırdı içeridekilere. Bir kaç dakika içinde önce evin büyük oğlu çıktı

dışarıya, kahvaltıya yetişemediği için eline aldığı poğaçayı yiyerek. Sonra

evin kızı çıktı. Onun da elinde aynası, son rötuşlarını yapıyordu, rengârenk

cilaladığı suratına. En son anne, küçük oğluna acele etmesini söyleyerek çıkıyordu.

Onun da elinde bir kaç günün birikmiş çöp torbası vardı ve üzerine değdirmemeye

çalışıyordu. En küçük çocuğunsa, daha çantasını bile zor taşıyordu küçücük

bedeni ama taşımalıydı. O daha yeni başlıyordu bu bir türlü anlam veremediği

koşturmalı hayata. Herkes koşarken o da koşuyor gibi yapıyordu babası kızmasın

diye...

Baba arabaya binmiş herkesin gelmesini bekliyor, bir

yandan da telefonda öfkeli konuşmalar yapıyordu. Herkes tamamlanınca yürüdü

araba. Büyük oğlan elinde tabletle, kız kulağında mp3 le kopmuşlardı hayattan.

Küçük oğlansa dışarıda da devam eden diğer hayatların koşturmacasını izliyordu.

Baba hâlâ telefonla konuşuyor, anneyse hızla yazdığı ihtiyaç listesini

fırsattan istifade babanın eline tutuşturuyordu. Sonra sırayla çocuklar okula, anne

iş yerine bırakıldı. Kimse birbiriyle konuşmadı bile, ayrılırken. Programlanmış

bir makine gibi herkes görevine odaklanmış ve kimse kimsenin işine karışmadan o

görevi yapmaya çalışıyordu. Sonra kendi işine geldi baba. Oturdu masasına ve o

günde yetişmeyecek, yetişmediği için eve götüreceği ama evde de

tamamlayamayacağı bir yığın işler dizisinin içine gömdü kafasını yine.

Hiç sormadı baba, bunca koşturmaca niye Bu kapitalist

girdaba öylesine dalmıştı ki, ailesinin geçimini sağlamasının bir ibadet

olduğunu bilse de ilk başlarda, hemencik unutmuştu. Artık onun için daha fazla

iş daha fazla para hırsı her şeyden önemli olmuştu. Ama ne için Anne de hiç

sormamıştı, benim burada ne işim var diye En rahat ettiğim yer evim olduğu

halde, fıtratımda nezaket ve incelik olduğu halde, ben neden zorluyorum

bedenimi Bakışlarını üzerimden çekmeyen bunca erkeğin arasında ne arıyorum

ben Ama çalışmalıydı. İki şey için katlanmalıydı bu zorluklara. Birincisi

kocasına muhtaç mı olacaktı bu çağda Ya ileride boşanırsa Kendi ayaklarının

üzerinde durmalıydı. İkincisi de, çocukların okul taksidi ödenmeliydi. O yüzden

her gün önce kalbine gelen, oradan onay alamayan bu sorular, sonra beynine

gidiyor zorla kabul gördürülüyordu. Çocuklarsa okullarında yarış sıralarına

oturmuş, ders ders hazırlanıyorlardı bu garip hayata. Arkadaşlıktan ve

dostluktan uzak, sevgi ve merhametten bi haber, ahlak ve maneviyat derslerinin

müfredattan kaldırılalı çok uzun zaman olduğu okullarda, beş on yıl sonrasının

aynı hırslı ve stresli anne babaları olmaya hazırlanıyorlardı

Gözünüzün önüne çizilen bu tablo, çekirdek bir ailenin

dramını anlatıyor. Elbette herkesin hayatı böyle değildir. Fakat herkesin bu

kareden kendine bir şeyler çıkarabileceğinden eminim. Çünkü herkes

koşturmacasını, kendi basit hayatının içinde yaşıyor.

Peki, ne zaman farkına varacağız bu sebepsizliğin Ne

zaman hatırlayacağız insan olduğumuzu Eşrefi mahlûk olduğumuzu ne zaman

hatırlayacağız Araçları amaç edinmeyi ne zaman bırakacağız Şöyle dönüp

ardımıza bakmayacak mıyız ne kadar yol yürüdük diye Bu dünya düzeninin

şartlarında çok yürümüş gibi görünsek de, aslında bizden istenen adımları

saydığımız zaman bir arpa boyu bile yol gidemediğimizi göreceğiz. Cebimiz

doldukça, kalbimizin boşaldığını göreceğiz.

Elbette yürüyeceğiz bu yolda. Hem de hiç durmadan

yürüyeceğiz. Ama asla aslımızı unutmadan ve neden yaratıldığımızı bilerek

yürüyeceğiz.  En hızlı koşucusu biz

olacağız bu yolun. Ama daha fazla mal mülk elde etmek için değil, yoldaki küçük

bir çakıl taşını kaldırıp kenara, daha fazla razı etmek için Yaradanı. Her yol

ayrımında durup ardımıza bakacağız, neler bıraktık geride diye. Düşüneceğiz,

hesap soracağız, ölçüp tartacağız yaptıklarımızı. Yol kesen eşkıyalarla

savaşacağız. Daha fazla zarar vermesinler insanlara diye kendimizi feda

edeceğiz gerekirse.

Bu yolda öyle kuru kuruya koşmak yakışmaz bize. Biz

koşacağız ama nice kalabalıkları da koşturacağız yanımızda. Kimimiz yazarak,

kimimiz çizerek doğruları, kimimiz var gücüyle anlatarak Hakk ı ve batılı Ama

hepimiz yaşantımızla örnek olarak ve gecemizi gündüzümüze katarak koşacağız.

İlk başta kul olduğumuzun bilincinde olarak; dinin direği

olan namaz ve diğer ibadetlerimizi aksatmadan, karanlıklarımıza ışık edeceğiz

her bir kıyamı.

Ve dinin zirvesi olan cihadı da hiç bırakmayacağız. İnsan

olarak sorumluluklarımızın olduğunu hatırlayıp, her mazlum gözyaşında yeniden

dirilecek ve İslam kardeşliği için çalışacağız.

Her akla geldiğinde dua edilen değil, dua edilmek için

hep akılda olunan evlatlar olacağız anne babalarımıza. Öf bile demeyeceğiz

onlara.

Sonra, başıboş bırakmayacağız evlatlarımızı. Temeli

yanlış atılmış, eksik malzeme kullanılmış bir bina nasıl ki yıkılmaya mahkûmsa,

küçücük zihinlerini yanlışlarla doldurmayacağız ve izin vermeyeceğiz

başkalarının da doldurmasına.

Dinimizin bütün dinlere üstünlüğünü bileceğiz ve asla

özenmeyeceğiz batı dünyasına. Bizler, öyle kavrayıcı bir dinin mensuplarıyız

ki, sadece kendimiz için değil batılıların da felahı için çalıştığımızı ve

bizim onlara değil, onların bize muhtaç olduğunu bileceğiz hep koşarken.

Ve bütün bunları bir an bile çıkarırsak aklımızdan,

tuzaklarla dolu olan bu zorlu yolda düşeceğimizi bilerek koşacağız. Hayırlarda

yarışıp önde olabilmek için, öncü olabilmek için insanlığa, koşacağız. Her

solukta yeminimizi tazeleyeceğiz, yaradılış gayemizi asla unutmamak üzere

ettiğimiz yeminimizi...