Bu dünyanın mazlumu olmak

Abone Ol

İnsanlık tarihinde insanlığın iktidar olma hırsı ilk değil. Hırs insanı haksızlığa itiyor. İnsanı dengede tutacak olan gene insanın kendisi. Başlangıçtan günümüze sürekli olarak insanlığın ayrıştığı, çekiştiği bir gerçek. Böyle olunca insanın kendisini birey olarak yönetmesi güç görünüyor.

Tarihin ilk dönemlerinden itibaren Allah tarafından görevlendirilen elçileri, yani peygamberleri insanlığa öncülük görevlerini üstlenmişlerdir. Onlar da her insanda olduğu gibi mazlumluk, ezilmişlik, itilmişlikten kurtulamamışlardır. İşkence görmüşler, katledilmişler, sürülmüşlerdir. Rahat bir hayat yaşadıkları söylenemez.

Hazreti Âdem’den itibaren, insan âdil olma, yol gösterme, öncü olma sorumluluğunu üstlenmiş. Peygamber ve korunmuş olmaları onları mazlum olmaktan kurtarmamıştır.

Bugün Müslümanlar dünyanın en mazlumlarıdırlar. Çok yönlü bir baskı altındadırlar. Bu, salt karşıt düşüncedeki kültür mensupları tarafından olmuyor. Kendi içinde de zulüm içindedirler. Özellikle yönetim erkini eline geçiren hırs sahibi kimseler, dünyaya tamah ettiklerinden gözleri hiçbir şey görmüyor. Dünyalıklarını istiflerlerken, şaşaalarını sürdürürken yönetiminde bulunan insanların haklarını gasp etmek, onları baskı altında tutmak tek yöntemleri. Dinlerine, kültürlerine, uygarlıklarına, insanlarına zulmetmeye devam ediyorlar. Başka güç çevreleriyle işbirliği içinde de olabiliyorlar.

Haçlı Hıristiyan emperyalizm mensupları savaşımlarını salt çıkar duygusuyla yapmıyorlar. Savaşlarının asıl yönü kültür ve düşünce üzerinedir. Müslümanların kültürlerinden uzaklaştırılması, sindirilmesi ve köleleştirilmesi onların işine geliyor. Bütün dış güçler kendi aralarında işbirliği içindedirler. Müslümanların içindeki zalimlerle de işbirliği yapıyorlar.

Müslüman olmak mazlumluktur. Çünkü insanlığın başına belâ olabilecek hiçbir davranışta bulunamaz. Her şeyden önce bir Müslüman kul hakkı diyebildiği başkalarının hakkını gasp etmekten kaçınır, kaçınmak durumundadır. Başkasının haklarını korumakla da yükümlüdür. Bu, onun sorumluluk alanındadır.

Müslümanlar bir işe atılmak için çırpınmazlar. Bir işe layık olmak ya da bir işe talip olmak onun elinde değil. Çünkü bir topluluk kendi içinde kendilerini en iyi yönetebilecek olanını seçerken niteliklerine bakar. Emin, âdil, güvenilir olunup olunmayacağı bireyin kendisi tarafından belirlenemez. Kişinin güvenilirliği zaman içinde anlaşılır. İnsanlar onun etrafında kendiliğinden toplanırlar. Kişinin öne çıkması davranışları, yaşayış biçimi, bilgi birikimi ve düşünce yapısı ile ortaya çıkar. Duyarlık sahibi bir kimse bir şeye hırs ile atılmaz. Ona yetkin kimseler tarafından görev verilir. İslâm düşünce geleneğinde istişare önemli bir durumdur. İstişarî süreçlerde daha sağlıklı sonuçlar elde edilebiliyor. Elbette her istişare sağlıklı bir sonuç verir denilemez. Çünkü insanın kendisi zaman içinde talep edilene karşılık verip vermeyeceği zamanla anlaşılır.

İnsan bir yola girerken şu ya da bu olacağım gibi bir çaba içinde olmaz, olmamalı. Yetenekleri, algısı ve kişinin çabası onu bir yerlere doğru götürür. Bir insan ille yönetici olacağım çabası içine girerse en olmadık yollara başvurmak durumunda kalır. Entrikalara sürükler. Günümüz siyasal çekişmelerine bakıldığında bu çok belirginleşir. Bunu siyasal partiler arasındaki çekişmelerin dışında aynı parti içindekilerin bir yere gelmek için çırpınışları en olmadık yollara başvurmaları günümüzün veya insanlığın bir hayat tarzı. Oysa bir Müslüman hedeflenen makama kişinin kilitlenmesini kendi doğası içinde olmayı tercih eder. Bir şeyin iyisi olma çabasında olur. Bu, bir makamı elde etmek için değil, onun özel çabası kendi kaderi doğrultusunda bir yere gelmesini sağlar.

Dünya hırsına kapılmadan kendi çabasıyla bulunduğu yolda kaderi onu nereye götürecekse ona razı olmak en sağlıklı yol. Hırs insanın tuzağıdır. Belki dünyalık kazandırır ama zalim olmaya sürükler. Böyle biri olmaktansa mazlum olarak yaşama tercihi onun geleceğini daha güvenli kılar.