Türk dış politikası, Cumhuriyet dönemiyle birlikte bir
denge üslubu benimsedi. Yurtta sulh-cihanda sulh diyerek biraz da etliye
sütlüye karışmama pozisyonu alındı. İmparatorluk sonrası dönem bu açıdan biraz
pasif bir dış siyaseti işaret ediyor denebilir.
Türk dış politikası, bir tek Kıbrıs Barış Harekatı nda
kendi menfaatlerini öne aldı ve dümen suyuna girmeye zorlandığı Batı ya rağmen
bir iş yaptı. Merhum Erbakan Hoca nın bundaki rolü ayırt edici bir özelliktir.
Onun haricinde, Ortadoğu coğrafyasının netameli ortamı ve aman dünya nizamı ne
der bakışıyla genelde bir denge siyaseti yürütüldü.
Doğrudur veya yanlıştır ayrı bir mesele. Ancak Türkiye,
imparatorluk dönemi gücüne sahip değil ve işin kötüsü iktidar olanların çok
büyük kısmı tam anlamıyla bağımsız bir siyaset yürütmediler. Bu da dış
politikada tam bağımsız bir rotayı mümkün kılmadı.
Bu pasifliğe rağmen Türk dış politikası, yakın zamana
kadar kırmızı çizgilere sahipti. Bu olmazsa olmaz hususlar önemsenirdi.
Misal, genel olarak komşu ülkelerin, özelde de Irak ın toprak bütünlüğünü
savunmak, Kuzey Irak ta bir oluşuma karşı çıkmak bunlardan biriydi. Bu
coğrafyada bir taşın yerinden oynamasının domino etkisine yol açacağı, birçok
etnik ve siyasi unsurdan müteşekkil bölge ülkelerini istikrarsızlaştıracağı
bugün çok daha iyi görülüyor.
Türkiye nin şahsiyetli ve milli bir dış siyaset
izlemesini istemek başka bir şey, gücüyle orantısız ve küresel emperyalistlerin
dümen suyunda birtakım hayalciliklere girişmek bambaşka bir şey. Bugün
sıkıntısını çektiğimiz durum budur. Türkiye, anlaşılmaz sıfır sorun politikasıyla
sıfır komşu durumuna gelmiştir. ABD yle müttefikliği model ve stratejik ortak
noktasına çıkarmamızın doğal sonucu olsa gerek.
Kırmızı çizgilerini kaybeden Türkiye, gözünün önünde
Irak ta ve Suriye de teşekkül ettirilen Kürt bölgelerine karşı kayıtsız
görünüyor. Irak taki Kürt bölgesel yönetiminin varlığı teyit edilmiş durumda,
ticaret bile yapılır olmuş. Kadim Türkmen şehirleri Musul ve Kerkük peşmergenin
eline geçmesi, tapu kayıtlarının tüm dünyanın gözleri önünde yok edilmesi bile
Türkiye nin kırmızı çizgisi olamadı maalesef.
Türkiye nin Musul eski Başkonsolosu ve şu anda Ardahan
milletvekili olan Öztürk Yılmaz, konuyla ilgili doğru bir tespit yapıyor.
Yılmaz, geçtiğimiz günlerde Musul a giden Türk birliğiyle ilgili olarak
Kapsam, eğit-donatın bir uzantısı, Peşmerge nin eğitimi olarak görünüyor.
Velev ki kara harekâtıyla Musul IŞİD den temizlendi. Türkiye nin ikinci adımı
ne Orayı kim kontrol edecek Bu bölge Kürt Bölgesel Yönetimi ne geçecekse bu
operasyonun bizim için anlamı ne diyor.
Sincar daki gibi Kürtlerin eline geçecekse, ki Kürtlerin
uzun süredir beklediği olay Musul u, Kerkük ü ilhak etmek, o zaman başka bir
senaryo çıkıyor ortaya diyor Yılmaz ve noktayı koyuyor: Kürt bölgesel
yönetiminin sınırları büyük bir devlete doğru gitmiş oluyor. Suriye de de çok
büyük bir alanı PYD kontrol etmiş oluyor. O zaman başkasının toprak
genişletmesine zemin mi hazırlamış oluyoruz
Aslında manzara tam da Büyük Kürdistan ı, yani Büyük
İsrail i işaret etmiş olmuyor mu Bu ne idüğü belirsiz dediğimiz dış politika,
tam da Büyük Ortadoğu Projesi ne hizmet etmiş oluyor sanki. Bu rotası belirsiz
dış politika, BOP a, yani Büyük İsrail e götürüyor bizi.