Bu dindir kimden aldığınıza dikkat edin

Abone Ol

İslam’ın ana kaynakları olan Kur’an-ı Kerim ve sünnet-i Nebeviyeyi hiçbir kurala ve hiçbir kayda bağlı kalmadan doğru bir şekilde anlamak mümkün değildir. Hatta buna İmam Gazali, İmam Nevevi, İbni Kesir gibi âlimler dahi cüret etmemişler ve kendilerini bir mezhebe ve o mezhebin ilmi disiplinine bağlamışlardır. Mehmet Akif’in “Doğrudan doğruya Kur’an’dan almalı ilhamı / asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı” mısraları da kulağa hoş gelen ama aslında çok yanlış olan ve mason Muhammed Abduh ve CemaleddinAfgani isimli reformculardan etkilenerek söylediği sözlerdir.

İnsanların Kur’an-ı Kerim ve sünneti Nebeviye’ye davet etmesi kadar güzel ne olabilir. Ama gel gör ki bu sözlerle hak murad edilmemektedir. Tıpkı Haricilerin Hz. Ali’ye (r.a.) karşı batıl iddialarını haklı çıkarmak için ayetleri kullandıkları gibi. Nitekim Haricilerin hakem olayına karşı olmalarını “Hüküm ancak Allah’a aittir.” Ayetiyle gerekçelendirmeye kalktıklarında emirulmü’minin Hz. Ali (r.a.) onlara şu müthiş cevabı vermiştir. “Bu söz haktır ama bununla batıl murad edilmektedir.”

Esasen bugün halk öyle kötü bir durumda ki bırakın Kur’an-ı Kerim’i okuyup anlamayı bir basit ilmihal kitabını okuyacak kudreti yok. Kudreti olsa bile iştiyakı yok. Bir önceki yazımda da üzerinde durduğum gibi artık dananın kuyruğu kopmuştur. Ama birileri halen daha sün’i/yapay gündemler oluşturmakta ve adeta insanların kafasında az çok kalmış olan dine ait olan ne varsa silip atmaya uğraşmaktadırlar.

Esasen Kur’an’a dönün çağrılarını yapanlar gerçekte Kur’an’a değil kendilerine çağrı yapmaktadırlar. Çünkü bu çağrıları yapanlar biliyorlar ki bu insanların elinden fıkıh kitaplarını, ikide kitaplarını, tasavvuf ve tezkiye kitaplarını alırsak ortada kalırlar ve neticede dini bizden ve bizim istediğimiz tarzda ve bizim istediğimiz kadarıyla alırlar.

Dinin maddi bir zahiri boyutu vardır. Öyle rüyayla, sohbetle öğrenilmez. Bunun kitaplardan okunması lazımdır. Yani şer’i ilimlerin kitaplarda yazılan şekliyle tahsili önemlidir. Yani hiç kimse “orada yazanı boş ver, bizim hoca şöyle diyor” şeklinde bir mazeret üretemez. Ama bir başka hususta ilmin edeple ve muttaki bir âlimin dizinin dibinde tahsil edilmesidir. Zira kitaplardan sadece bilgi aktarımı yapılırken, muttaki âlimlerden ilimle beraber güzel ahlak, edep, tevazu ve takva duygusu da aktarılır. Bunun için önceki devirlerde ne kadar bilgili de olsa bir hocanın dizinin dibine oturarak ilmi tamamlayıp icazet almayan, ilmini kitaplardan kendi başına okuyarak geliştiren kimseler çok bilgili de olsalar âlim sayılmazlarmış ve kendilerine hiçbir kimse yetiştirmesi için çocuklarını teslim etmezmiş.

İnsanı gurur ve kibre sevk eden, sonunda da helâk olmasına sebebiyet veren bir ilim, görünüşte güzel ve faydalı şeylerden ibaret olsa bile hakikatte vebalden başka bir şey değildir. Sırf dikkat çekmek, şöhret olmak veya birilerine hoş görünmek için Hadis kaynaklarına ve mezhep imamlarına dil uzatanlar sadece fitne çıkarmakla kalmazlar aynı zamanda kendi helaklerini da hazırlamış olurlar. “Fetva veren kişi bilmelidir ki, fetva verirken bir şeyi emrettiğinde veya yasakladığında, bunu Allah Teâlâ adına yapmaktadır, dolayısıyla yaptığı bu işten hesaba çekilecektir.” (M.er-Raşidi, el-Misbah, 1/36)

Resulullah (s.a.v.) bu tür insanların ne denli tehlikeli bir yola girdiklerini şöyle haber veriyor: “Kim ilmini artırır da (ona müsâvî olarak) dünyada zühd ü takvâsını artırmazsa, (o ancak) Allâh’a olan uzaklığını artırmıştır.”(Süyûtî, Câmiu’s-Sağîr, II/169)

Resululah (s.a.v.) Abdullah b. Ömer (ra)’a şöyle tavsiyede bulunmuştur: “Ey İbn Ömer! Dinine sahip ol, dinine sahip çık! O senin etindir, kemiğindir. Onu kimden öğrendiğine dikkat et; istikamet üzere olan kimselerden al, eğri büğrü olanlardan alma” (Ramehürmüzî, el-Muhaddisü’l-fâsıl, .416)

İmam Mâlik dini ilimlerin herkesten alınamayacağını beyanla şöyle diyor:

“Bu ilim dindir. Dolayısıyla dininizi kimden aldığınıza dikkat edin! Vallahi ben, şu direklerin yanında, ‘Rasûlullah şöyle buyurdu’, diyen yetmiş kişiye yetiştim. Fakat onlardan hiçbir şey alamadım. Hâlbuki bu zevatın her biri, kendisine beytü’l-mal güvenilecek kadar emin insanlardı. Onlardan hadis almayışımın sebebi, hadis ilmine ehil olmamalarındandır.” (AhmedDâvudoğlu, Müslim Tercüme ve Şerhi,1/39)

Resulullah (s.a.v.) faydasız ilimden Allah Teâlâ’ya sığınarak şöyle dua etmiştir: “Allah’ım! Faydasız ilimden, korkmayan kalpten, doymayan nefisten ve icabet edilmeyen duadan sana sığınırım.”(Müslim, Zikir, 73)