Bu da geçer

Abone Ol

Herhangi bir alanda bir işi başarmak istiyorsak eleştirel bakış açısına mutlak ihtiyaç vardır. Eleştirel bakış açısından kasıt daha doğru, isabetli yani fayda oluşturacak kararların alınması için gereken fikirlerin ifadesi olarak bilinir. Atılan yanlış adımların dile getirilmesi ve ne yapılacağına dair çözüm önerilerinin bütünü de diyebiliriz. Eğer bu bakış açısı gözden kaçırılır, yönetici her şeyin en doğrusunu ben bilirim zannına kapılır ve kendisine karşı dile getirilen her sözde art niyet ararsa felaket kaçınılmaz olur. Sürekli sonuçları tartışmak yerine sonuçların sebeplerini ele almak daha faydalı olacaktır.

Eğer bir yöneticiyi herkes takdir ediyor, alkışlıyor ve sonuçlar hiç değişmiyorsa, sorun üstüne sorun birikiyor, meseleler içinden çıkılmaz hale geliyorsa orada ciddi problemler var demektir. Sözün güzeli etkili hitabe ile sunulanı değildir, hakikati içeren, doğru, akla mantığa uygun olanıdır. Bir hitabenin güzel olması belki halkın seçim tercihini etkileyebilir ama çıkarılan kanunlar ve alınan kararlar her türlü güzel sözden çok daha önemlidir. Bu sebepten olsa gerek ünlü Fransız düşünür J.J.Rousseau “insanlar politikacıların konuştuklarına bakar ama onları yöneten kanunlardır” demiştir.

Bugün ülke olarak hangi yöne baksak akıl almaz problemlerle karşılaşıyoruz. Alınan yanlış kararlarla, çıkarılan yanlış kanunlarla geçen 16 yılı geride bırakmamıza sayılı günler kaldı. Bazı soruları sormadan ve cevaplarını bulup gerekli adımları atmadan sağlıklı neticeler almamız mümkün değil fakat gelin görün ki son dönemde neredeyse sorunların tamamı konuşulmasına, çözüm önerileri kısmen dile getirilmesine rağmen doğru adımlar atılamıyor. Yaşanılan süreç öyle olumsuz gelişmeler doğurdu ki, bazı meselelere akıl sır ermiyor.

Dindar bir nesil yetişsin diye en üst seviyeden konuşuyoruz, her yere imam hatipler açılıyor ama imam hatipler de dâhil en büyük sıkıntılarımızdan biri deizm olarak karşımıza çıkıyor. Ahlâk ve maneviyatı ara ki bulasın. Uyuşturucu, alkol ve sigara kullanım yaşı ilkokul seviyesine gelmiş. Her tür kişi, kesim ve kurum arasında ilişkiler bozulmuş. 7’den 70’e seküler, dünyevi, hedonist bir kafa oluşmuş. Aile düzeni berbat olmuş, akraba ilişkileri derinden yara almış. Bir sürü ilde boşanma sayıları evlilik sayılarını geçmiş. Cinnet geçiren babaların, anne babasını katleden evlatların haberleri normal hale gelmiş. Süs bitkisi gibi yetişen yeni nesilden beklenti kalmamış durumda. Eğitim sisteminin yerini sistemsizlik almış. Ticaret, kapanan işyerleri, dalgalı kur, konkordato ilanları, iflas eden işletmeler dünyası olarak anılır hale gelmiş. Mülkiyeti, çıkarı merkeze alan bir toplum oluşmuş. Meslekte kalite, birbiri üstüne basarak ilerleme ve yükselme anlamına gelmiş. Hak, hukuk ve liyakatten ümit kesilmiş. Yeni teknolojik gelişmelerin, sosyal medya ve oyunların esir aldığı büyük bir kitle düşünemez hale gelmiş. Betonarme yapılar adeta medeniyet olarak tanımlanıyor. Birilerinin yanlışlarını bırakın dile getirmeyi, o yanlışlara fetva arayan hoca efendiler türemiş. Entelektüel dünyada kıyamet kopmuş, düşünce tamamen yok olmuş, fikir dünyası bitmiş, dolayısıyla ırkçılık almış başını yürüyor.

Sevindirici olan, bütün bu felaketin artık neredeyse toplumun tamamı tarafından kabul edilmiş olması. Yine üzücü olan ise “efendim ne yapalım, başka çaremiz mi var?” düşüncesinin hâlâ yaşam alanı bulabilmesi. Efendiler, unutmayın ki, tarih nice felaket dönemlerinden kurtulmuş toplumların örnekleri ile doludur. Yeter ki insanlar kitlesel algı operasyonlarına karşı nerede durmaları, hangi adımı atmaları gerektiğinin farkına varsınlar. Dünya gelip geçici, insan ise fanidir. İnanan insan başarır, yeter ki inansın. Güzel günlere inanan insanların gayretleriyle tekrar ve mutlaka ulaşılacaktır.