Bu Çöp Kimin? 

Abone Ol

Bir bayram daha hayatımızdan eksildi. Herkes bir şekilde sevdikleri ile mutlu, huzurlu bayram geçirebilmek için plan yaptı. Kimisi memleketine aile büyüklerinin yanına giderek akrabalarıyla doğdukları topraklarda bayramı karşıladı; kimi kapitalizmin dayatması ve resmi tatilin dokuz güne çıkarılmasıyla yazlık bölgelere giderek deniz-güneş-kum tatilini yaptı; kimi bulunduğu şehirlerde tarihi, parklarını gezerek bir bayram geçirdi.

Bayramda Eskişehir’in Osmanlı döneminde kurulan Odunpazarı mevkisinde geziyoruz. Birçok yerli turist gelmiş Eskişehir’in reklamı çok yapılan yerlerini geziyor; çiböreğinden yiyor; met helvasından alıyor, Osmanlı’dan kalmış evlerin fotoğraflarını çekiyor; insan ölçeğinde kurulmuş mahallelerinde geziyor; Kurşunlu Külliyesi’ne çıkıp soluklanıyor bir şekilde kendi görgüsü çerçevesinde tarihe tanıklık etmeye çalışıyor.

Buraya kadar bir mesele yok. Herkes bayram neşesini bir şekilde sevdikleri ile paylaşarak yaşayacaktır. Yerli turistlerimiz tarihî Odunpazarı’nı gezerken su içtikleri plastik su şişelerini şehir mobilyaları olarak şehre güzellik katmak üzere hazırlanan saksıların içine koyuvermişler. Kibarca söyledim. Esası çöplerini sokağa atmışlar. Bayramda tarihi bölgeleri gezen yerli turistlerin tarihi bölgelere katkılarını (!) böylece ortaya koymuş. Belli aralıklarla çöp kutuları olmasına rağmen buldukları her yere çöp bırakmayı ne ile yorumlayalım? Üç kıtada şehir kurmak, kurduğu şehirlerde nehirleri, ırmakları, çayları temiz tutmak konusunda da tarihe geçmiş ataların çocuklarının ortaya koyduğu tablo bu.

Millet olarak sokağa çıktığımızda, pikniğe gittiğimizde, sahillerinde gezerken elimizdekini hemen atmaktan çekinmiyoruz. Evinde çocuğun tek pislik attığında ortalığı yıkan annelere sokağa çıktığında çocuklarının yanında elindeki çöpleri direkt sokağa atmaktan çekinmiyor. Babalar sigara izmaritlerini çok doğal bir hareketmiş gibi sokaklara, caddelere fırlatmakta sakınca görmüyor. Çok zor bir faaliyet değil, sokağa çıktığında her ihtimale karşı bir plastik poşet taşımak; çıkan çöpleri koyup sonra da çöp kutularına atmak için.

Toplum olarak evlerimiz tertemiz ama sokaklarımız?! Sadece bayramlarda da böyle değil. Günlük yaşantımızda da bu tür sahnelerle ve daha beterleriyle karşılaşıyoruz. Burada sorumlu olan belediyeler ya da idareciler değildir. Burada sorumlu bizzat vatandaşın kendisidir. Belediyeler çöpleri toplamak konusunda sorumludur, çöplerin sokaklara gelişigüzel atılmasından değil. Çöplerin gelişigüzel sokaklara atılması eğitim sorunudur.

Her ilçede üniversite açmak, her mahallede imam hatip açmak meselelerimizi çözmediğini sokaklarımızdan böylece de okuyoruz. Ülkemizde binlerce resmi ve gayri resmi eğitim kurumları var. Her mahallede en az bir iki tane cami var. Okulların dışında “kişisel gelişim (!)” sağladığına dair sertifika veren binlerce kurum var. Ve sonuç hâlâ elindeki, kendi çıkardığı çöpü nereye atacağını bilmeyen milyonlar var. Bu nasıl oluyor? Hele ki bizim dinimize göre temizlik ibadetlerimizi yapabilmek için birinci şarttır. Peygamber Efendimiz (sav), “Temizlik imanın yarısıdır.” demiştir. Camilerimizde, sohbetlerimizde sık sık “Temizlik imandan gelir” denilir. Peki ortaya çıkan bu tablo neyin nesi oluyor? Hangi düşüncenin -aslında düşüncesizliğin- sonucu?

Müslüman, yaşadığı mekâna ve zamana şahitlik eden kişidir. Yapıp etmelerinin bir karşılığı olduğunu bilir; bilmesi lazım ahirete inandığı iddiasını taşıyor. Evinin dışındakilere karşı böyle bir sorumsuzluk İslam’ın kaidelerine uymaz. Eğitim merkezlerinin olması, okulların olması insana belli alışkanlıkları kazandırmak için vardır. Bu açıdan aile eğitimi ise tartışılmasızdır. Ama ailesinde eğitim alamamış kişileri de okullar şekillendirir. Bir çöpü yere atmama alışkanlığı kazandıramıyorsa eğitim sistemi ve kadrosu; ne için vardır?