Öteden beri olayların mesajlarından bahsederim. Olayların
kahramanlarının mesajlarını da yazdım. Namaz Dua ve Surelerinin Mana ve
Mesajları diye bir yazı serim de oldu. O yazılarım kitap halinde çıkacak
inşallah. Ama şimdi masajların da yeterli olmadığını görünce çığlıktan
bahsedeceğim bu 29 Mayıs ta.
Her sene İstanbul un fethini kutluyoruz; ama bir türlü o
fetih ruhuna genelde uygun bir yaşantı göremiyoruz. Bu nedenle de rahat etmek
şöyle dursun huzur bile göremiyoruz. Sevgili okurlar! İstanbul fethedilirken
ecdadın ahlak ve faziletine bir bakınız. Bir de şimdiki halimize.
Edirne den kalkarak İstanbul u fethetmeye gelen ordu
Çatalca bağlıklarından geçmesine rağmen bir salkımdan başka üzüm koparmamıştı.
Onu koparıp yiyen, bir başka deyişle içen asker de salkımı kopardığı bağın
dalcığına bir bohça asmış, içine de bir pusula bırakmıştı. Pusulada Ey bağ
sahibi ben Sultan Mehmed in askerlerindenim; bağlığınızdan geçerken çok
susamıştım. Oradan bir salkım koparıp su niyetine yedim. Parasını da burada
bırakıyorum. Hakkını helal et diyordu. Demek ki bir salkımın bile parasını
koymuş, üzerine hak geçirmemişti.
Şimdi ise değil millet için fethe gidenlerin kendi keyfi
için pikniğe gidenler bile uğradıkları yerlerde ne rast gelirse hiç aldırış
etmeden tar-u mar ediyorsa başta Fatih Sultan Mehmet olmak üzere onun
beraberindeki fetih ordusu: Ey vah ! neslimiz ne hale gelmiş diye feryat
etmez, çığlık atmaz mı İşte ben maddi olarak değil fakat manevi olarak atılan
bu çığlığı duyar gibiyim.
Fatih ordusunun bir kısmını da Galata sırtlarına
yerleştirmişti. Onları denemek için Lalasından genç Rum kızlarının geceleyin
asker çadırları arasında dolaştırılmasını tembih edip tebdil (tanınmayacak
kıyafetle) gezerek askerlerin alaka gösterip göstermeyeceklerini tespit
etmesini istemiş. Lalası da emrini aynen yerine getirmiştir. Sonra da Fatih in
askerler Rum kızlarına alaka gösterdi mi sorusuna: Hayır; aksine kızları
gören askerler çadırlarına çekilip onlara bakmaktan bile sakındılar deyince
Sultan Mehmet: Ben bu ordu ile değil İstanbul u Dünyayı bile fethederim demiş
ve bu askerlerle İstanbul u fethetmiştir.
Şimdi ise yabancı kadınlara, açık saçık bayanlara
bakmaktan sakınmak şöyle dursun genç kızları ayartmaya çalışan, onlarla flört
yapan gençlere sıkça rastlama talihsizliğiyle karşılaşıyoruz. Masonik
gazetelerden birinde köpek gibi dilini çıkarmış bir Ses zayiatkarının (Sanatkar
diyemem) dikkat çektiği bir haberde İstanbul Yıldızların Altında başlığı
fetih ruhuna ne kadar ters bir hale geldiğimizi gösteriyordu.
İşte her Cuma günü Alem-i Berzah ta (1) bu manzaramızı
gören Fatih ve onun askerleri Ey vah! biz bunlar için mi şehit; bunlar için mi
gazi olmuştuk diye feryat ettiklerini, hatta çığlık attıklarını duyar
gibiyim. Akl-ı selim her vatandaşın da aynı çığlığı duyduğu veya duyacağı
kanaatindeyim.
Geliniz hep beraber mukaddesatçı yayınları destekleyerek,
gerçekleri yazmaktan milli ve dini düşmanlarımızı eleştirmekten çekinmeyen
gazeteleri destekleyerek bu kötü gidişe dur diyelim.
(1) Peygamber
Efendimiz: Sizin her yaptığınız Perşembe günleri Allah a, Cuma günleri ise
başta Peygamberiniz olmak üzere baba, anne, akraba ve dostlarınıza arzedilir
uyarısında bulunmuştur.