Bazı partilerin çözüm sürecini bölünme süreci olarak
değerlendirmeleri, topluma böyle lanse etmeleri belli bir kesimi inandırmış
görünüyor. Bunlar gerçekten çözüm sürecinin bir bölünme süreci olduğuna
inandıkları için mi yoksa siyasi taraftarlık gereği mi inanmış görünüyorlar
kestirmek zor ama Bu bölünme söylentilerine ne diyorsunuz sorusu ile geçmişe
göre daha sık karşılaştığımı belirtmek istiyorum.
Akdeniz şirin ilçesi Aydıncık a yolum düştükçe uğradığım
bir lokantaya dün sabah çorba içmek için gitmiştim. Lokantanın işleticisi
çorbamı içerken Bu bölünme meselesi konusunda ne düşünüyorsunuz sorusunu
yöneltti. Elbette derdi sadece bölünme olur mu olmazı sorusunun cevabını almak
değildi. Süreçle ilgili düşüncemi merak ediyordu. Kendisine mukabil bir soru
yönelttim: Peki, siz ülkenin bölünmeye doğru gittiğine inanıyor musunuz
dedim. Soruma net bir cevap alamadım. O sadece cevabımı merak eder bir tavır
sergiledi.
CHP ve MHP liderleri ve sözcülerinin sürekli olarak
çözüm sürecini bir bölünme süreci olarak takdim etmeleri belli ki kafalarda
sorular oluşturmuş. Toplumun bir kesimi buna inanmasa bile Acaba demeye
başlamış. Kısacası korku politikası toplumun bir kesimini belli bir düşünce
noktasına çekmiş. Ülkemiz siyaseti açısından bu korku politikasına toplum
yabancı değildir. Çünkü, siyasiler uzun yıllardan beri hep bir öcü oluşturup bu
öcü ile toplumu korkutarak oylarını almaya çalıştılar. Bu korku politikasının
tek taraflı olmadığını sağı ve soluyla karşılıklı geliştirildiğini hepimiz
biliyoruz. Bir zamanlar komünistler-faşistler, daha sonraları irtica-laiklik,
şimdilerde ise çözüm süreci ile birlikte bölünme şekline dönüştü. Aslında bu
ülkede terörü meslek edinenler ile bundan rant sağlayanlar dışında terörün
devamından yana olan kimsenin bulunduğunu sanmıyorum.
Peki, niçin hep böyle siyaset korku politikası üzerine
oturtuluyor
Bu sorunun cevabını sorunlara karşı tutarlı çözümü olmayanların
başvurdukları bir yol olarak görüyorum. Ülkemizin çözüm bekleyen çeşitli
sorunları var. Söz gelimi gelir dağılımındaki dengesizlik uzun yıllardan beri
büyüyerek devem ediyor. Bu ise toplumda sevginin azalmasına, kucaklaşmanın
yerini ayrışmanın almasını gündeme getiriyor. Öte yandan yıllardan beri İslam
kardeşliğinin yerine ırkçılığı ön palana çıkartan, benim babam senin babanı
döver anlamına gelebilecek bir yaklaşımı da bu ayrışmayı körükledi. Yani
siyaset erbabı toplumun kucaklaşmasını sağlayacak tedbirleri almak, çözüm
üretmek yerine çözümsüzlükten yararlanmayı iş edindi.
Bu bölünme konusunda ne düşünüyorsun sorusunu yönelten
kardeşime bölünme korkusunu topluma şırınga etmek yerine neler yapıldığı
takdirde bölücülerin başarısız kılınacağını tartışsak ve bunun yollarını
araştırsak daha yararlı olacağını söyledim. Siyasilerin işi çözümsüzlükten
yararlanmak değil, sorunlara çözüm bulmak olmalıdır, dedim. Ve ekledim, Bu
memlekette 30 yıldır terör devam ediyor. Bu sorunu sonlandırması gerekenler sonlandırmak
bir yana bir sektör haline gelmesine çanak tuttular. Bugün gelinen noktada
başlatılan süreçten sonuç alınması ve bu sonucun kalıcı hale getirilmesi için
ciddi bir programın olmadığını bende görüyorum. Bunun için yüzyıllar boyu bu
insanları bir arada tutan yapıştırıcı unsur devre dışı bırakılır, ülkemiz
üzerinde emelleri bulunan güçlerin telkinleri ile ırkçılığı ön plana
çıkartırsanız ayrışmayı engellemenin mümkün olmayacağını, kısacası bölünüyor
muyuz sorusu ile birlikte neler yapalım da bölünmeyelim sorusunun cevabını
bulmaya çalışmak gerektiğini ifade etmeye çalıştım, Muhatabın başlangıçta
bölünme muhakkakmış gibi bir tavır sergilerken konuşmanın sonlarına doğru,
terörün ülkemizde pek çokları için bir rant kapısı haline geldiğini, bazı
tanıdıklarının da bundan yararlandığın ifade etti.
Sonunda muhatabım ile siyasiler toplumu korutarak oy
devşirme siyasetini terk edip çözümler ürettiği takdirde bölünme söz konusu
olmaz noktasında birleştik.