ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack Antalya Diplomasi Forumu’nda çok önemli bir cümle kurdu:
“Bu bölge demokrasiden değil güçten anlar.”
Bu söz sıradan bir diplomatik değerlendirme değildir. Bu söz yıllardır süslü kavramların arkasına gizlenen bir politikanın açık itirafıdır. Çünkü onlar yıllardır Ortadoğu’ya demokrasi getirdiklerini söylüyordu. Bugün ise aynı çevrelerin temsilcisi açıkça bu bölgenin demokrasiyle değil güçle yönetilebileceğini söylüyor.
Bu ne demektir?
Bu şu demektir:
Demokrasi söylemi bir amaç değil bir araçtır.
Irak’a demokrasi getirdik dediler, ülke parçalandı.
Suriye’de halkın yanında olduk dediler, ülke bölündü.
Arap Baharı özgürlük hareketidir dediler, bölge istikrarsızlığa sürüklendi.
Bugün gelinen noktada bir büyükelçi çıkıp “bu bölge demokrasiden anlamaz” diyorsa, aslında yıllardır anlatılan hikâyenin gerçek olmadığını kendisi söylemiş oluyor.
Bu söz bir gaf değildir. Bu söz bir stratejidir.
Daha da dikkat çekici olan ise aynı konuşmada müttefik monarşilerin “başarılı model” olarak gösterilmesidir. Bu ifade açık bir tercihi ortaya koymaktadır. Demek ki mesele demokrasi değildir. Demek ki mesele halk iradesi değildir. Mesele uyumlu yönetimlerdir.
Yani seçimle gelen değil, uyumlu olan makbuldür.
Türkiye açısından asıl önemli bölüm ise tam burada başlamaktadır. Çünkü aynı konuşmada Türkiye için kullanılan “demokrasi ama biraz da otoriter” ifadesi Batı’nın Türkiye’ye nasıl baktığını göstermektedir. Türkiye ne tamamen dışlanmaktadır ne de tamamen eşit bir ortak olarak görülmektedir. Türkiye dengelenmek istenmektedir.
Bu yaklaşım yeni değildir.
Dün Sevr masasında Türkiye’ye biçilen rol neyse bugün diplomatik cümlelerin içinde tarif edilen rol de aynıdır. Güçlü ama sınırlı. Etkili ama kontrollü. Bölgesel ama bağımsız olmayan bir Türkiye.
Suriye sahasıyla ilgili verilen mesajlar da bu çerçevenin dışına çıkmamaktadır. Türkiye’nin güvenlik hassasiyetleri ortadayken PKK bağlantılı yapılarla verilen fotoğraflar hakkında “haritayı görmedim” açıklaması yapılması diplomatik bir nezaket değildir. Bu açıklama Türkiye’nin sınır güvenliği konusundaki hassasiyetlerinin yeterince dikkate alınmadığını göstermektedir.
Çünkü o haritalar Türkiye’nin sınırına çizilmektedir.
O haritalar Türkiye’nin güvenliğini ilgilendirmektedir.
O haritalar Türkiye’nin geleceğini hedef almaktadır.
Bütün bunlar yaşanırken “bu bölge demokrasiden değil güçten anlar” cümlesi aslında ikinci bir mesaj daha taşımaktadır:
Bu bölgede halkların iradesi değil güç dengeleri belirleyicidir.
Yıllardır Türkiye’de sık sık tekrar edilen bir ifade var: “Türkiye kurucu aktör.” Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da uzun süredir Türkiye’nin sadece sahada bulunan değil, oyun kuran bir ülke olduğunu vurgulayan bu ifadeyi farklı vesilelerle dile getiriyor. Ancak eğer gerçekten Türkiye kurucu aktör konumundaysa, bir büyükelçi çıkıp Türkiye’nin bulunduğu bölgeyi demokrasiyle değil güç dengeleriyle açıklayan cümleler kurabilir miydi? Türkiye’nin hemen güney sınırında yeni haritalar tartışılabilir miydi? Türkiye’ye dolaylı biçimde monarşi modelinin daha “başarılı” olduğuna dair mesajlar verilebilir miydi?
Kurucu aktörlere model önerilmez.
Kurucu aktörler model kurar.
Kurucu aktörler yönlendirilmez, yön verir.
Bugün ortaya çıkan tablo şunu göstermektedir: Ortadoğu’ya demokrasi götürdüğünü söyleyenler aslında bölgeyi demokrasiyle değil güç dengesiyle şekillendirmek istediklerini açıkça itiraf etmiştir.
Tom Barrack’ın cümlesi bu nedenle bir diplomatik değerlendirme değil, bir zihniyetin dışa vurumudur.
Ve Türkiye için asıl soru artık şudur: Türkiye gerçekten kendi gücünü kendi iradesiyle inşa eden bağımsız bir ülke mi olacak yoksa güçlü görünmesine izin verilen bir ülke olarak mı kalacak?