Güverciniz biz
Güvercine sual eylemişler: Sen neden iki yavrudan fazla yapmıyorsun Tavuğu görmüyor musun Senin gücün mü yetmiyor
Güvercinin cevabında yüzde hesabı yok. Yürek nakli üstüne. Diyorki: Güvercin yavrusu, yediğini anasının babasının kursağından alır. Kuşun, kuş sütü ile beslenmesi deyin siz buna. Civcivler ise mezbelede yemlenirler. Bir kursaktan ancak iki yavru beslenir, fazlası değil. Fakat yarım çöplükten bile yüzlerce civciv geçinir!
Molla cami hikayesidir bu. Bu gazetenin okuyucuları, bugünlerde rahmetli hocalarını hasretle anan bu ülkenin insanları, bilirler bu hikayenin kendi hikayeleri olduğunu.
Rahmetli Hocamızın birkaç ağızdan güvercin olarak anlatılmasına 12 Eylül ihtilalinden sonraki günlerde şahit olmuştum. Birini yazacağım.
İhtilalciler tarafından iğneadaya götürülen hocamızdı tek merakımız. İşte o günlerde rahmetli babamın söyledikleri içimize su serpmişti bizim. Birinci cihan harbinden önce doğan bir Osmanlı çocuğuydu rahmetli babam.
- Güvercinimize bir şey olmayacak…
Anlamıştık bir rüyasından bahsettiğini. Lakin ne biz sorabilmiştik güvercin üstüne bir soru, ne de o anlattı.
Siyaseten durduğu yerin yegane doğru yer olduğunu bilen insanların telefonları (Sabri Gümüş gibi) e-mailleri (Serap Canatan-Elif Çakmak gibi) yazdırdı bize bu yazıyı.
Kursağı kuş sütünü almamış/alamamış ve gagalarını eşelemeye ayarlamış insanların “Neden muhalefet yapıyorsunuz, burası yüzde elli, siz yüzde birsiniz” demelerine de bir cevap olsun isteriz elbette, bu Molla Cami hikayesi.
Süt kardeşliği
İsviçre Medeni Kanunu’nun madde madde tercüme edilip, mecliste Kabul edildiği günler…
Tercüme heyetindeki bir mebus, evlilikler konusu tercüme edilirken, süt kardeşleri evlenemezler, diye bir şık ilave etmiş, meclise sunulacak maddeye…
Diğer maddeler, kabul edenler, edilmiştir, kelimeleriyle uğurlanırken, dikkatleri çeker bu süt kardeşliği konusu. Sorarlar: Orada süt kardeşliği var mı
Hayır yok! Süt kardeşliği İslam Hukuku’nun konusudur…
Ya öyle mi Biz de tanımayız süt kardeşliğini, peynir kardeşliğini…
Medeni kanunumuzda işte bu yüzden yok, süt kardeşler evlenemezler maddesi…(Bir tarihcinin konferansından aklımda kalanlar)
Süt bankası kardeşliği
Sağlık camiasındaki olumsuz uygulamalarının boyutları düzeltilemez noktalara ulaştığında ancak görevden alınan Bakan Recep beyin koltuğuna oturan sayın Müezzinoğlu’nun “Anne sütü bankası projesi”nin üstünde bizde duralım.
İlk iki sorumuzun cevabı başbakanlıktadır.Bir: Sayın Müezzinoğlu böyle bir dosyası, projesi olduğu için mi Bakan yapıldı.
İki: Günlük oy artışınızı takip etmekle görevli anket şirketleriniz yönettiğiniz insanların böyle bir ihtiyacının olduğunu mu tesbit edip size bildirdiler
Hergün, her yerde her şeyi konuşan sayın Başbakan neden bu “ Süt bankası”nı gündemine almamaktadır
Her “Ben zenciyim” dediğinde Beyaz Türk üstünlüğünü kabul ettiğinin gizli itirafını yapan sayın Başbakan, Bakan’ı üstünden şu planı mı devreye sokmaya çalışıyor.
Türk-Kürt kardeşliğini canlandıramadık, Sünni, Alevi kardeşliğini pekiştiremedik, bari herkesi süt kardeşi yapalım.
Soru çok. Dolayısıyla bütün AKP’liler cevap yarışına girebilirler. Ki onları, yani bu ülkenin bütün AKP’lilerini ne kadar tebrik etsek, azdır.
Ne ağzı sıkı partililermiş bunlar!
On yılı aşkın iktidardalar. Hiç sezdirmediler böyle bir sütlü, kaymaklı projelerinin olduğunu, bankacılık eğitimi aldıklarını…
Koydukları isim niyetlerini ne güzel anlatıyor: “Anne sütü bankası”… Neden anne sütü kurumu değil Sattıkları süt endüstrisi kurumu’nu çağrıştırmasından mı korktular
Hayır!
Banka olsunki faiz olsun, kârı yüksek olsun. Bir iktidar bu kadar mı rant peşine düşermiş
Gazetelerde bir haber: Kendisine banka sütü çocuğu diyen arkadaşlarına saldırdı.
Gazetelerde bir ilan: 2013 yılında falanca bankanın filan şubesinden süt içen süt kardeşlerimi arıyorum…
Gazetelerde bir demeç: Süt bankalarımızın ihtiyacı karşılayamaması üzerine kredi açmak isteyen çok uluslu bankaların kapımızda kuyruğa girmesi ekonomimizin iyiye gittiğine işarettir. Unutulmasınki ben de bir banka sütü çocuğuyum.Bunu şimdiye kadar açıklamaktan korkmuştum.
Gazetelerde bir müjde: Siyaset mezarlığında yerini alan bir parti’nin iktidar olduğu yıllarda bütçeye büyük masraflar yükleyerek kurduğu süt bankasının tarihten silinme işlemi nihayet dün 7 Mart 2015 itibariyle neticelenmiştir. Bilindiği gibi malum partinin, reklam şirketlerine döviz ve gaz vererek yürüttüğü bu proje, halkımız tarafından benimsenmemişti.
Neden olmasın.
Ona öyle bir nazar etmişler ki…
- Dinle lan dinle! İhtilal yaptık biz. Sen kimsin ki susturacaksın Dinle lan dinle!
Şehrimizin polis karakolunun önündeki küçük meydanda konuşan bir adam kendisine doğru bağıranlara dönmüş ve böyle demişti.
- Dinle lan dinle!
Yapısı mı yoksa sandalye üzerinde konuşuyor olması mı bilmem, çocuk gözümde azametli kılmıştı onu.
Muzaffer Özdağ’dan bahsediyorum. Adını kendi ağzından ilk defa orada duymuştum. Ondan sonra sandalye üstüne çıkan Alpaslan Türkeş’i ise protestocu Menderesciler kadar bende biliyordum.
- Biz buraya sizden birşey istemeye gelmedik. Size geçmiş olsun demeye geldik. Sel felaketine uğramanıza üzülmüştük.
Adana’dan Ankara’ya geçerlerken uğramışlar.
Demirkırat esnaflar arasında günlerce alay konusu olmuştu o konuşma.
- Menderes’i astır, selinize geçmiş olsun..
Çocuk gözüyle o gün yakından gördüğüm o insanlardaki umursamaz ve efevari tavrı hiç unutmadım. 10 yıl sonraki Taksim Mitinginde, 15 yıl sonraki Necip Fazıl’lı Beyazıt Mitinginde konuşan Türkeş, bana göre hep o havadaydı. Yani Muzaffer Özdağ gibi..
- Dinle lan dinle!
Bir tv kanalında ya da birkaç tv kanalında konuşurken dinlediğim ve adının altında “Emekli MİT Mensubu” yazan sayın Enver Altaylı’nın ısrarla tekrar edip durduğu “Ruzi Nazar’ın ihtilalle bir ilgisi yoktur. Türkeş’i tanıyor olması da onu arkaladığı manasına gelmez!” Cümlelerine takılıp kaldım.
Gençliğimizde bizi, memleket elden gidiyor, siz öyle duruyorsunuz, diyerek suçlayan ve bizim adımıza da elde tutma görevi yapan akranlarımızın bazan ellerinde gördüğümüz “Hergün” gazetesinin sahibi olarak bildiğimiz Enver Altaylı’nın, CIA içindeki Türk Ruzi Nazar’ın anılarını kitaplaştırması dolayısıyla yaptığı tanıtım konuşmalarındaki iddialarına biz de katılıyoruz.
Ruzi Nazar’ın 1960 ihtilalinden birkaç ay önce Türkiye’ye gelmesi rastgele, Menderes’in Rusya ile ittifak arayışına girmesi rastgele, Ruzi Nazar – Türkeş arkadaşlığı rastgele…
Kimin şüphesi var
Lakin, Türkeş’in çoğu teşkilatlarını ben kurdum, yardımcı oldum diyen emekli MİT mensubu Enver Altaylı’nın, yok öyle birşey, deyip durmasını anlamak zor.
(Daha okumadım ama bu iddiayı ispatlamak için mi yazıldı bu kitap )
Biz de öyle biliyorduk!
Önce kendin ikna olmalısın
8 Mart kadınlar Günü
Kadın dernekleri ayakta…
Kadınları taciz eden erkekler kınanıyor, cezalandırılmaları isteniyor.
Ya kadınları taciz eden kadınlar
Onlara bir şey yok mu
Taciz, ikna odalarında olursa yasal mı oluyor, çağdaş yaşamcı mı oluyor
(İkna odacı CHP’li kadın itiraf etmişti: Arkadaşlarının yanında rencide olmasınlar diye ayrı odalara aldık)
Rencide etmek taciz sayılmıyor muydu
BM
“ BM zalimin müracaat kapısı değildir”
Gazetelerdeki bu haberin yanında Başbakan R. Tayyip Erdoğan’ın resmi vardı. Demekki o söylemiş.
BM’nin yani Birleşmiş Milletler’in ne olduğunu anlatmış. Zalim oraya başvuramazmış.
BM böyle bir karar aldı da önce bizim Başbakanımıza mı bildirdi
BM’nin geçmişini iyi bildiğini söylemek istiyorsa sayın Başbakanımız, o zaman da sormazlar mı: İsrail bu güne kadar nereye müracaat ediyordu Ve nereden alıyordu onayı
Yoksa BM’yi bilen kimse yok mu bu AKP içinde
TARİHTE MİZAH
Dut yemiş bülbül
Tanzimat devri şairlerinden Kazım Paşa, eski şiiri savunan, Tanzimatla birlikte yurdumuza giren batı etkisini beğenmeyen bir kişiydi. Yine o çağın edebiyatçı ve gazetecilerinden olan Çaylak Tevfik beyle hem çok sevişir, hem de fikir ve zevk ayrılığndan ötürü, sık sık tartışırdı. Çaylak Tevfik beyin öyle ilimle, sanatla derinden ilişiği yoktu ama; yenilikçi geçinir, yeni sanat konusunda her bahis açılışta Kazım Paşa’nın karşısına dikilirdi. Kazım paşa, Tevfik Beyin bu tartışmacı hallerinden sıkıldığı kadar da hoşlanırdı. İki samimi dost, böylece geçinip gidiyorlardı.
Bir gün Çaylak Tevfik Beyin oldukça önemli bir paraya ihtiyacı olmuştu. O sıralarda hayli varlıklı bulunan Kazım Paşa’ya açılmış, paşa da bunu hemen karşılamıştı. Böylece yakın arkadaşlıklarına bir de (Alacaklılık – Borçluluk) niteliği karışmıştı. Karışmıştı ama aradan kısa bir sure geçtikten sonra da önceleri her konuda paşanın karşısına dikilen, onunla kıyasıya tartışmalara girişen Tevfik beye bir sessizlik çökmüştü. Eskiden onun ak dediğine ısrarla kara darken, şimdi paşa bir konuda tartışmaya niyetlendi mi derhal “Haklısınız paşa, ben de sizin düşüncenizdeyim..” yollu cümlelerle kendisini onaylıyor, baş sallıyordu.
Kazım Paşa, hafiften başlayıp zaman geçtikçe artan bu durumdan hiç te memnun değildi. Bu işe once üzülmeğe sonra da kızmağa başlamıştı. Araya giren bu para Tevfik beyin kişiliğini adeta kemirmiş, eritmişti. Nihayet ne ettiyse, ne yaptıysa bu hali önleyemeyeceğini anladı. Bir gün Tevfik beyi yakasından tutup karşısına oturttu:
- Bana bak Tevfik Bey, diye seslendi. Allah’ını seversen ya benimle, eskiden olduğu gibi dobra dobra tartışmalara giriş; ya da şu borcunu öde. Sana borç para verdikse günah mı işledik ki beni tek zevkimden yoksun ediyorsun ”
Tezgahtar
Vatan, Millet, Sakarya!... Diyerek hep azarlar,
Acındırır, kendini aksatıyormuş gibi…
Göz gore gore katran karasını pazarlar,
Tam bir tezgahtar; sanki ak satıyormuş gibi…
Camekan
Yaradanın mülküdür, düşündüğün her mekan;
İçinde bir zerreyiz bir büyük camekanan…
Çıkabilirsen haydi dışarı çık der Kur’an;
Dışında değil hiçbir nokta bunca mekanın…
Ekrem Şama