Bu bir seçim değil demokratür oyunudur

Abone Ol

Önce demokratürün ne olduğunu açıklamayla yazımıza başlayalım. Demokrasiyle yönetilen ülkelerde, suni kriz meydana getirirsiniz. Halkı iyice bunalıma sokarsınız. Bunalan halka bir kahraman sunarak, o kahramanın peşinden gitmesini sağlarsınız. İşte bu hileli oyuna demokratür denir. Kısacası; demokrasiyi alet ederek halkı kandırmak demektir. On bir yıldır yapılan her seçimde AKP mağdurları oynayarak, kitleleri peşinden sürüklemektedir. Psikolojik savaş hususunda uzman olanlar, toplumları önce bunalıma sokup, ardından biraz gevşeten belli güç odaklarının yaptığı işi anlatmak için fillerin terbiye edilişi ile ilgili ilginç hikâye anlatırlar. Avcılar yola tuzak kurarak, filleri bir çukura düşürürler. Siyah elbise giyen insanlar ellerindeki demir sopalarla çukura düşmüş filleri birkaç gün şiddetli bir biçimde döverler. Birkaç gün sonra ise bu sefer beyaz giyinmiş aynı insanlar gelip filleri çukurdan kurtarırlar. Fil beyaz adamı artık bir kurtarıcı olarak görür ve ona itaat eder. AKP, siyasi malzeme olarak, mağdur ve mazlumu oynamıştır. Bülent Arınç’ın; “biz gitsek 3 ay maaş ödeyemezler” söylemi, millete ölümü gösterip, sıtmaya razı etmekten başka bir şey değildir. Bir Müslüman olarak, zinayı serbest bırakan, domuz etini kasaplık et statüsüne alan, “cami” isminin yerine “ibadethane” ibaresini koyan bir hükümete oy vermek nasıl izah edilebilir Fil hikâyesiyle mi Algı operasyonuyla mı Mağdur ve mazlumu oynayarak kitleleri yönlendirmeyle mi

Türkiye’de yaşanan her krizden sonra böyle bir kahraman ortaya çıkartılmıştır. Özal bu kahramanlardan biriydi. Özal; Türkiye serbest piyasaya geçmeye hazır değilken, serbest piyasa ekonomisini bu halka dayattı. Akabinde tüketim çılgınlığı başladı. 28 Şubat krizi ürünü olan AKP döneminde ise, Türkiye’nin bütün kazanımları satıldı. Bankalar, sigorta şirketleri çok uluslu şirketler tarafından satın alındı. Yabancılara toprak satışı yine bu dönemde başladı. Bankalar kârlılık sırasında ilk onda yer aldı. Birçok kredi kartı mağduru oluştu. Başörtüsü probleminin çözüldüğü kanısı oluşturulan Türkiye’de ortaokul ve lise gibi eğitim kurumlarında başörtüsü hâlâ yasak. Ortaokullar ve liselerde başörtüsü yasağının devam etmesine rağmen bu konu hiç gündeme getirilmiyor. Milli Eğitim Bakanlığı’na Bağlı Okul Öğrencilerinin Kılık ve Kıyafetlerine Dair Yönetmeliğin 4. maddesinde yer alan “başı açık” ibaresi ile Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği ile İlköğretim Kurumları Yönetmeliği’ndeki “başı açık derse girmemeyi” disiplin suçu sayan hükümler hâlâ yerinde duruyor

Özel sektör gerekli atılım yapamadı. Üretimden çok tüketim teşvik edildi. Üretim yaparak yeni pazar arayışları yerine. Amerika’nın ve Avrupa’nın pazar yeri olduk. Fabrikalar yerine çağdaş tapınak dediğimiz AVM’leri hayata geçirdik. 2002’de bir rakı fabrikamız varken, bugün 18 adet rakı fabrikamız oldu. Domuz eti ve zina serbest hale geldi. 11 yıldır dini değerlerimizden uzaklaşarak, ılımlı İslam, Protestan İslam dediğimiz bir proje uygulandı. Metropollere yapılan yatırımlar, Anadolu’dan insanların büyük şehirlere göç etmesine neden oldu. Adaylığım süresince bulunduğum Sinop Dikmen ilçesinde; hâlâ selin izlerini silemeyen hükümet, gelişmeyen bu yerlere yeterince hizmet vermediğinden bir türlü göç önlenememektedir. Ana yollar yapmakla hizmet tamamlanmış olmamaktadır. İlçe ve köy yolları hâlâ perişan haldedir.  Büyük şehirlere hizmet, büyük rantları doğurur. Oysa Anadolu’ya yapacağınız hizmet ve istihdam alanları göçü durduracağından, büyük şehirlere büyük yatırımlara gerek kalmayacaktır. Göç devam ettiği sürece yapılan büyük yatırımlar, artan nüfusun gerisinde kalacaktır. Türkiye İstanbul ve Ankara’dan idare edildiği için bütün yatırımlar buraya yapılmaktadır.

En büyük tehlike Fethullah Gülen’i basamak olarak kullanarak iktidarını pekiştirmektir. Cemaatin Milli Görüş’e bakışı bilinmesine rağmen, 28 Şubat’ta bu duruşun net olarak ortaya çıkmasına rağmen, Başbakan’ın güvenerek yola çıkmasını, bir planın parçası olabileceğini düşündürüyor. Cemaatle-AKP kavgası ister istemez birçok soruyu aklımıza getirmektedir. Devleti yönetecek olanlar cemaat ile işbirliği içine nasıl girer Erbakan hocanın başbakanlıkta cemaatlere iftar yemeği vermesine bütün Türkiye ayağa kalkmıştı. On bir yıldır cemaatle yola çıkan AKP’ye neden hiçbir kimse itiraz etmemişti Çıkarlar ortak olunca herkes sineye çekebilmektedir.“Öküz öldü, ortaklık bitti” atasözü bu olayları ne de güzel anlatmaktadır. AKP bir kriz sonucu doğmuştur. Sayın Erdoğan’ı bir kurtarıcı olarak bu halka pazarlamışlardır. Ogün bugündür bu algı operasyonu devam etmektedir. Her seçimde mağdurları oynaması bundandır. Siyaset mühendisliği gereği bu rolü oynamaktadır. Başbakanın seçimlerde birinci parti olarak çıkması onu aklamamaktadır. Mutlaka hukuk önünde aklanmalıdır. Ben inanıyorum ki, hukuk sağlıklı olarak çalışmayacaktır. Cemaat üzerine herhangi bir operasyonda yapılmayacaktır. Bir noktada anlaşacaklar ve ses kayıtlarının sızdırılması duracaktır. Amerika’nın ve Avrupa’nın çıkarları korunduğu sürece AKP iktidarda kalacaktır. Amerika’nın ve Avrupa’nın menfaatleri biterse o zaman yeni bir algı operasyonuyla yeni bir kahraman çıkaracaklardır. Ve bu halk yeni kahramanın peşine gidecektir. Bu geçmişte de böyle oldu, gelecekte de böyle olacaktır. Halkımız bilinçleninceye kadar da bu böyle devam edecektir. Bu oyunu bozacak olan tek bir parti varsa o da Saadet Partisi’dir. Bunu herkes biliyor, fakat çağdaş büyücülerin elinden bir türlü kurtulamıyor.