“Her sokağında bir mescit, her caddesinde bir cami olan Eminönü’nü; kapılarıyla paralara poz veren üniversitelerin şehri Eminönü’nü; labirentlerin matbuat adresi Eminönü’nü; kitap, kalem, kâğıt ve mürekkep kokularının kaynağı Eminönü’nü; sergi, seminer ve konferansların yankı bulduğu Eminönü’nü; kahvehaneleri sivil akademi tescilli Eminönü’nü; yürüyüşlerin güzergahı, mitingle-rin kutsal meydanı Eminönü’nü; İmparatorluk sarayının tapusu Eminönü’nü ve Türk kültürünün merkezi Eminönü’nü, yasaklardan muaf turist oteli ve meyha-nelerine mekan yapan imhacı ve yok edici güç sahiplerine uzak durdum son on artı on yılımda.”
13 Mayıs 2023 tarihli ve “Ya numarasıyla, yahut yalanmasıyla ayakkabıları hep akıllarındaydı” başlıklı yazımıza bu paragrafla giriş yapmışız.
“Doğu Roma İmparatorluğu’nun ve Osmanlı İmparatorluğu’nun başşehri, Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük kültür merkezi İstanbul’un şehir tiyatroları, konservatuvarları, müzeleri, kitaplıkları, parkları vardır. Türkiye’nin en güçlü yüksek öğrenim kuruluşları vardır. Basın ve yayın merkezi İstanbul’dur. Binlerce yılın kültür miraslarının son kalıntıları da İstanbul’dadır. Boğaziçi ve Haliç de İstanbul’dadır.”
Bu paragrafı da 01 Mayıs 1978 tarihli bir gazete makalesinden aldım.
“İstanbul deyince ilk akla gelen semt Sultanahmet ve çevresidir” diye başladığı makalesinde de, tarihe kayıtlı demirbaş eserleri anlatır aynı yazar.
“Binbir Direk’le başlayan bu çevre, İbrahim Paşa Sarayı, Sultanahmet Camii, Sütun Anıtlar ve Alman Çeşmesi, Sinan yapısı hamam, Cevri Kalfa Okulu, Os-manlı Türkleri’nin İstanbul’da ilk camilerinden sayılan Ağa Camii, Ayasofya Ca-mii, Yerebatan, III. Ahmet Çeşmesi, Aya İrini Kilisesi, Topkapı Sarayı, Bizans Sarnıçları, Arkeoloji Müzesi, Çinili Köşk, Gülhane Parkı, Sarayburnu Atatürk Heykeli, Alay Köşkü, ve Bab-ı Âli’yi geniş bir alanda sergileyen dev bir müzedir.”
Daha Fatih yok bu bir İstanbul parçasının anlatımında. Millî Gazete’mizin 03Temmuz 2023 bakısında “Hâlâ mahzun” manşetini attığı “Kariye Camii” yok mesela.
“Kanal yapacağız. Etrafına iki tane akıllı şehir yapacağız.” Siyasi demeçleri iktidarın malzemesi olur, biz İstanbul’u kaldığı kadarıyla yaşarız.
“Tepebaşı Bahçesi ve Taksim Belediye Gazinosu ve Parkı, Harbiye’ye doğru sağ yandaki geniş düzlüklerde Panorama ve Belvü Yazlık Bahçeleri, bütün İs-tanbulluların yararlandığı gerçek halk bahçeleriydi. Hilton Oteli’nin kapladığı o halk bahçelerinin az aşağısında Küçük Çiftlik Parkı, belki biraz pahalı ama yine de halk bahçesi niteliğindeydi.”
Bahse konu yazarın anlattığı bu “Halk bahçeleri”ni, Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın tüm vilayetlerimizde yapımı planlanın ve “Alacaksınız çoluğunuzu çocuğunuzu yanınıza, gideceksiniz Millet Bahçesine, orada onlarla beraber yatıp yuvarlanacaksınız” isteğiyle duyurduğu “Millet Bahçeleri”yle devamlılaştırmak, aranan sevincin bir parçası bulunmuştur dedirtmez mi insanlara?
Eminönü’nde “Kitap, kalem, kağıt ve mürekkep kokularının” kaynağı “Bab-ı Âli yokuşu’’, Postahane’den kıvrılan köşe başındaki “İkbal Kütüphanesi”yle başlarmış 1920’lerde. Bugün, 2020’ler Türkiye’sinde ne kalmış, nerde kalmış, kim kalmış o “Bab-ı Âli”den?
“İstanbul Sohbetleri” adını verdiği edebiyatçılar sitesinin yöneticisi, gazeteci M. Nuri Yardım, bu çok yakın tarihi bakın nasıl anlatmış:
BÂBIÂLİ’YE HEM MERSİYE, HEM GÜZELLEME...
Bâbıâli’ye iflah olmaz sevdasını inatla devam ettiren küçük bir cemaatiz artık. Semte varınca heyecan duyan, eski gazeteleri hasretle, kadim mecmuaları mu-habbetle anan kaç kişi kaldı şu İstanbul’da? Artık semtten ayrılmamakta dire-nen birkaç yayınevimize ulaşabilmek için turistik lokantaların kurduğu barikat-ları bile zor aşıyoruz! Neyse... Hep o ümidimizi koruyacağız biz yine de...
Bir zamanlar Balat gölgede bir semt iken şimdi el üstünde, baş üstünde değil mi? Gün gelir yetkililer, göç eden yayıncıların, dergicilerin kapısına “Kıymetinizi vaktiyle bilemedik, biz ettik siz etmeyin, lütfen asıl vatanınıza dönün!..” diyecekleri, Bâbıâli’ye naşirleri ısrarla davet edecekleri günleri hayal ediyorum.)
İtiraf etmem gerekirse, Sayın Yardım’ın son cümlelerine takılmıştım. Bir şekilde “o hayal”i konu edecektim. Tophane’deki bir kaldırım sergisinden aldığım “Yok Edilen İstanbul – Burhan Arpad” kitabından bulduğum desteği de bu yazımızın gerçekleşmesi mucizesi saydım.
“Kıymetinizi vaktiyle bilemedik, biz ettik, siz etmeyin, lütfen asıl vatanınıza dönün...”
Takıldım dediğim, Sayın M. Nuri Yardım’ın hayal cümleciğindeki bu kelimelerdi.
Kıymeti bilinmeyenler kim?
Yayınevleri, kitapçılar... Kültür kelimesinin olmazsa olmaz gerçekleri.
Kıymeti bilmeyenler kim?
Yetkililer... Göç ettirenler, göçü sağlayanlar, göçe zorlayanlar...
Ne olacak da, “Asıl vatanınıza dönün” diyecekler?
Kıymeti, vaktinde bilmediklerini fark edecekler?
Pişman olacaklar, “Biz ettik, siz etmeyin” diyecekler.
Tevbe, günahın cinsinden olur.
Seçimler gelsin geçsin, hiç değişmeyecekleri iddiasıyla, “Yetkililer” dediklerine bu uyarıyı, bu hatırlatmayı yapıyor Sayın Yardım.
Ve dahi o “Yetkililer”i iyi tanıdığından, iyi bildiğinden, “Gelir” umudundaki bir “Gün”e bırakıyor, yaşamalarını can-ı gönülden istediği o hallerini.
“Lütfen asıl vatanınıza dönün” cümleciğinde, zor kullanılmışlığı vurgulayan ve yarayı kanamalı bırakan Sayın Yardım, yetkililerin ve gidenlerin karşılaşmasını şu şekilde yazsaydı ne olurdu?
(Gün gelir yetkililer, göç eden yayıncıların, dergicilerin kapısına dayanıp, “Kıymetinizi vaktiyle bilmemişler/bilememişler; onlar etmiş, siz etmeyin; hem onlar bir daha yetkili yapılmayarak cezalandırıldılar; lütfen asıl vatanınıza dönün!” derler. Bab-ı Âli’ye naşirleri ısrarla davet edecekleri günleri hayal ediyorum.)
Doğru cevabı yüzde 48 biliyor.
KURBAN BAYRAMI MI, TURİZM BAYRAMI MI?
2000’li yılların tümünde imkanları elinde tutan ve kullanan AKP iktidarını yaşayanların, muhalefeti “Mükemmel” olmamakla suçlamasını anlamam; anlamaya da beynimi zorlamam. Dahası, muhalefeti “Nankörlük temelli” bir yerlere sığdırmaya çalışan kalemşorların kurullar üyesi olmak gibi kazançlarının neyi karşıladığını da bilmem.
01 Nisan 2023 tarihli “Kurullu olmak mı, kurulmak mı” genel başlıklı ve “Kalemşorlarından belli olur bir iktidar” özel başlıklı yazımızda, iktidarın en baş ka-nalı ATV hallerinin kaydını almıştık.
“Felaket gelmiş, dünya memleketin başına yıkılmış; sarışın, çekik gözlü Japon hanım ve yanındaki kolaylaştırıcı avukatla birlikte zerre kadar gündeminden kopmamış.....” (08.02.2023 – Habertürk – Muhsin Kızılkaya – 06 Şubat 2023 Pazartesi)
Deprem günü böyle olan iktidarın TV kanalları bayram günü nasıldı?
O gün kanalları zaplayarak tanık olduğum bayram programlarının yokluğunu, “Bayram” kelimesini esirgeyerek, duyurmayarak hissedilmesini önlemiş ol-malıydı ki iktidarın kanalları, hiç kimse şikayet üretmedi.
AKP’nin iktidara yeni ısındığı günlerde çekilen “Yabancı Damat” gibi diziler ve Reşat Nuri Güntekin’in “Yaprak Dökümü” roman uyarlamaları olmasaydı, ne seyredilecekti yandaş kanallarda bayram günleri?
Nerede senaryolar üretilecek romanları AKP’li yazarların? Nerede bayram günleri, bayramları anlatacak, bayramları yaşatacak hocaları, akademisyenleri?
Ne zaman, nasıl geleceği bilinmeyen deprem gününü geçtik. Geleceği tarihler tespitli bayramlarımız için bir hazırlığı olmaz mı iktidarcı TV insanlarının?
Hayalleri, planları, projeleri hiç olmadı mı?
Bayramı unutturan iktidar kalemşorlarından bir ünlü yazarın, Demirel günlerinden kalan Sayın Rauf Tamer’in 05 Temmuz 2023 Çarşamba günkü yazısının son üç satırını buraya alırsak, yakındığımız sebeplerden birini öğrenmiş sayılacağız.
“– Kemal Bey’in gitmesi lazım.
İnanın o zaman hem CHP’ye hem ülkeye huzur ve daha güven gelecektir. Nokta.”
Sayın yazarın CHP hesabını bir kenara koyarsak, ülkede huzur ve güven olmadığını itiraf ettiğine tanık oluruz.
Seyretseydi ve farketseydi, belki de bayram programlarının olmamasını da bağlardı iddiasına.
BİR ŞEHİD AĞABEY’İ ANARKEN
20/7/1976, Salı.
Necati, Mustafa Özdamar, Hasan Fehmi Ulus ve Basın Yayının diğer kıymetli elemanları, kardeşlerim.
Selamünaleyküm.
Bilindiği gibi 1 Temmuz’dan bu yana askeriz. Asker’de her şey düşünüldüğü gibi olmuyor. Yani programı askeriyeye talim ediyoruz. Dolayısıyla biz devreden 4 ay çıktık. Ama ÇATI aklımızdan çıkmadı. Ne âlemde ÇATI ve ailesi? Nasılsınız? Önemli hadiseler var mı? Sıhhatiniz, afiyetiniz, kalemleriniz ne âlemde?
Yeni çıkan Çatı’ları MTTB İzmir İcrâ Konseyi adresine bizzat ismimle gönderiniz. Bir de her sayıdan 10’ar tane ayırın İstanbul’a geldiğimde alırım.
Buradaki vaziyetimiz iyidir. 150’yi aşkın cemaatiyle bir câmimiz var. Ve cemaati de Y. İslâmlı falan değil.
Türkiye için ümit vericidir değil mi?
Milli Gençlik ne âlemde?
Benden istediğiniz bir şey var mı?
Mektubuma burada son verir, mektubunuzu beklerim. Gene MTTB adresine tabii...
Esselamünaleyküm
Sedat Yenigün
BORNOVA/İZMİR
Not: Şile’de bir boğulma haberi okudum. Aslı nedir?
Bu mektubu 100+10 kuruşluk posta pulu yapıştırarak üstüne, “uçak ile” göndermiş rahmetli Sedat Yenigün ağabeyim; PTT damgasında “Basmane 21.7.76” yazıyor.
O günlerin MTTB’nde kendisini çok seven ve fikri yapılarını yönlendirdiği grubun karşı çıkmasına rağmen, beni onlara karşı savunmuş ve bana “Sen yazacaksın arkadaş” moralini vermiş şehid ağabeyimin okuduğunuz mektubu üzerine bir kaç kelime de olsa yazmayı gereksiz buluyorum. Onun nasıl bir Sedat Yenigün olduğunu bu kısa mektup yeterince açıklıyor sanırım.
Ankara’dan gelen ve Şile’de kamp yapan bir grup MTTB’li İmam-Hatip’linin uğradığı kazaya gösterdiği hassasiyetin sorusuydu mektubun son satırlarındaki.
Bir de gazete küpürü vardı mektubun içinde. 21 Temmuz 76 tarihli Günaydın’dan kesilmiş. Polonya’da hükümet aleyhine gösteri yapan işçilerin mahkum olduğu fotoğraflarla dört sütuna işlenmiş bir haberin küpürü.
Çatı için haber yap bunu demiş bana ve altına bir not düşmüş: “DİSK Genel Başkanı’na ithaf olunur.’’
İşte bu Sedat Yenigün’dür. 12 Eylül ihtilalinin cinayet işleme şebekesi tarafından şehid edilen kardeşim.
O gün akşam Cerrahpaşa Caddesi’nde karşılaştığım Mesut Uçakan, “Sedat’ımızın cenazesinden geliyorum” dediğinde ne kadar çok üzülmüştüm. İhtilalcilerin alelacele kaldırttıkları cenazesine katılmamız bile çok görülmüştü bize. O akşam çok soğuk bir akşamdı.
Ve bizim çok garip olduğumuz yıllardı, yaşadığımız o yıllar. Bu günlere kolay ulaşmadığımızı en güzel bir şekilde anlatan Sedat Yenigün ağabey, nur içinde yat ve affet bizi.
Not: 07 Temmuz 1996 Pazar günü yayımlandı bu yazımız Milli Gazete’nin DYB sayfasında. Mektubunda özellikle vurguladığı bir cümlesine dikkatinizi çekmek istiyorum şehid ağabeyimin. ‘’Yüz elliyi aşkın cemaatiyle bir camimiz var. Ve cemaati de Y. İslamlı falan değil.’’
Gün gelir bunu da konuşuruz.