Böyle dost düşman başına

Abone Ol

Türkiye - ABD ilişkilerini en iyi anlatan tanımlama “tek taraflı bağımlılık” olur herhalde. Bu süreç Soğuk Savaş döneminin özel olarak tasarlanmış korkuları üzerine inşa edilmişti. Sovyet tehdidi endişenin merkezindeydi. Rusya’nın Akdeniz’e inmesini engelleyebilecek tek ülkenin Türkiye olduğu söyleniyordu. Bu algı batılılar tarafından özellikle pompalandı. Bu psikolojik ortamın da desteğiyle ABD ile hayatımızın bütün aşamalarını kuşatan bir sürecin içine dâhil edilmiş olduk.

İlk etapta eğitim politikalarımızı, hem de NATO üyeliğinden önce 1949 yılında Türkiye Fulbright Eğitim Komisyonu adı altında ABD’ye teslim ettik. Eğitimde ABD’yi kılavuz olarak seçince doğal olarak ekonomi dâhil her alanda rotamız ABD’ye göre şekillenmeye başladı. Bu komisyon misyonunu,

1- Üniversite mezunlarının, akademisyenlerin, sanatçıların ve kamu görevlilerinin eğitim, yaşam ve seyahat masraflarını karşılamak

2- Türk ve Amerikan halkları arasında eğitim ve kültürel değişim yoluyla ortak bir anlayış geliştirmek olarak açıkladı. 

Bunun yanında askeri alanda bize yüklenen ana görev Sovyetlere karşı ileri karakol olmaktı. 1991 öncesi NATO’nun sözde en önemli üyelerinin başında geliyorduk. Şimdi ise bölgemizin yeniden dizayn edilmesi sürecinde darmadağın edilmesi gereken bir ayak bağı muamelesine maruz kalıyoruz. 1950’lerin başında, “savunma planları çerçevesinde kullanılmak üzere NATO’ya tahsis edilen” İncirlik üssü geçtiğimiz bunca yılda tamamen ABD’nin kendi faaliyetleri için kullanılan bir üs haline dönüştü. İncirlik üssü Çekiç Güç gibi yapılanmaların eliyle PKK’nın lojistik destek merkezine dönüştü. Artık 27 Mayıs’ın, 12 Eylül’ün, 28 Şubat’ın, 15 Temmuz’un saha planlarının İncirlik’te yapıldığına dair en ufak bir şüphe duymuyoruz. 

Amerika ile ne zaman istihbarat paylaşımına dair anlaşmalar yaptıysak, terör hızını daha da artırdı. Terör örgütlerine karşı kullanılmak üzere talep ettiğimiz teçhizat ve mühimmatları vermemek için kırk dereden su getirdiler. Özellikle Suriye sorunu ile beraber PKK’nın oradaki kolu PYD’ye her türlü lojistik desteği vererek gemi iyice azıya aldılar. Yıllardır hayata geçirmek üzere planladıkları oyunlarında son aşamaya geldiklerini artık saklamıyorlar. Öylesine pervasızca hareket ediyorlar ki, terör örgütlerine verdikleri silahlar, bombalar bizim canlarımızı yakıyor, bizim meydanlarımız kana bulanıyor, bir de sıkılmadan hâlâ ortaklıktan bahsediyorlar. Özellikle Fırat Kalkanı operasyonundaki tavırlarıyla DAEŞ diye bir dertlerinin olmadığını net bir şekilde ortaya koydular. Tavşana kaç, tazıya tut taktiği ile Ortadoğu’yu iyice karıştırmanın derdine düştüler. Şimdi de kalkmışlar İncirlik’in öneminin farkındayız diye açıklamalar yaparak sözüm ona NATO’culuk oynuyorlar. Bununla birlikte istedikleri her türlü melaneti gözümüzün içine baka baka gerçekleştirmeye devam ediyorlar. Bütün bunlara rağmen hâlâ İncirlik ile ilgili bir tasarrufta bulunamayacaksak, sağda solda büyük laflar etmemize gerek yok. Dost, müttefik gibi ne kadar olumlu sıfat varsa ABD bu yaptıklarıyla bunların hiçbirisini hak etmiyor. Ne diyelim böyle dost düşman başına…