Boykot meselesi üzerine

Abone Ol

7 Ekim Aksa Tufanı operasyonundan sonra İsrail’in Gazze’ye uyguladığı sistematik soykırıma karşı tepki olarak ön plana çıkan konulardan biri İsrail ürünlerinin ya da İsrail’e destek sağlayan Yahudi sermayesine ait ürünlerin boykot edilmesi meselesiydi. Bu konu uzun süre özellikle sosyal medyada gündemde tutuldu. Boykot ürünlerinin listelendiği internet siteleri ve mobil uygulamalar hazırlandı. Boykot süreçlerinin sonunda dünya genelinde, özellikle Batı’da boykotun Yahudi sermayesine ait işletmelere önemli ölçüde zarar verdiğine ilişkin istatistikler yayınlanırken, boykot meselesi özellikle ülkemizde ciddi tartışmalara neden oldu. Ülkemizde özellikle bir kesimin İsrail’e karşı verilecek tepkiyi bireysel bazda boykot bağlamına hapsetme girişiminde olduğuna dair eleştiriler oldu. Son dönemde ise boykot bilincinin kaybolduğuna ilişkin serzenişler yeniden yükselmeye başladı. İşte bu yazının yazılma nedeni son dönemde ortaya çıkan boykot bilincinin kaybolduğu şeklindeki eleştiriler çerçevesinde meseleyi acizane değerlendirmektir.

Her şeyden önce boykot bilinci reaktif bir davranış bilinci olmamalıdır. Yani sadece savaş ve gözle görülür zulümlerin yaşandığı süreçlerle sınırlı kalmaması gereken, hayatımızın tüm aşamalarında, tüm alanlarında tüm tercihlerimize yön veren bilinç olması gerekir. Zira boykot ettiğimiz markaların çok büyük bir kısmı sapkın inançlarının gereği olarak ürettikleri ürünlerin içeriklerinde insana, toprağa ve ekinlere zarar verecek içeriklere yer vermektedir. Bunu da üretim zincirinin tüm aşamasında var olarak yapmaktadır. Örnek olarak bir şirket hem dünyanın en büyük tohum markasına sahip olup, hem o tohumla yetişen ürünün tarım ilacını üretmekte hem de bu tarım ilacının insanlarda neden olduğu hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçları üretmektedir. Aynı şekilde boykot edilen birçok gıda ve ilaç firmasının ürettiği ürünlerin içerisinde insan sağlığı için zararlı bileşenlerin olduğu herkes tarafından bilinmektedir. Bu şekilde elde edilen trilyonlarca dolar gelir ise savaşlara ve insanlığın ifsadı projelerine harcanmaktadır. Bu nedenle boykota katılarak aslında sadece savaşın muhatabı olan coğrafyaları değil bizzat kendimiz ve kendi neslimizi korumakta olduğumuzu unutmamalı ve boykot bilincini zaman ve kapsam olarak bütün hayatımıza yaymalıyız. İkinci mesele boykotun kurumsal boyutu ile ilgilidir. Boykotun etkisinin etkili bir şekilde devam edebilmesi için devletlerin uygulayacağı yaptırımlar önem ifade etmektedir. Boykot ettiğiniz kola markasının dünyadaki en büyük üretim merkezlerinden bir tanesi kendi ülkenizdeyken, sadece halkın geniş kesimini boykota katılmıyor olmakla itham etmek hiçbir anlam ifade etmez. Ayrıca boykot bilincinin yayılmasında da devletlerin sorumluluğu vardır. Boykotla ilgili üçüncü boyut ise meselenin İslam ülkelerinin tümünü ilgilendiren yönüdür. Şöyle ki yeryüzündeki toplam sayıları en yüksek tahmine göre 18 milyon civarında olan Yahudiler kendi inanç standartlarına uygun üretim yapılmasını garanti altına almak için Kosher sertifikası şartı ararken, İslam ülkelerinin ürünlerin standartlarını belirleyen ortak bir standart organizasyonunun olmaması, yapılacak boykotun etki potansiyelini sınırlayan bir büyük eksiklik olarak önümüzde durmaktadır. Dördüncü boyut ise boykot edilecek ürünlerin yerine alıcıyı tatmin edebilecek kalitede ikame ürünlerin varlığı ile ilgilidir. Bu konuda da alınması gereken daha çok yol vardır. Hem kendi kitleleriniz için hem de duyarlı diğer insanlar için boykot edilecek ürünün yerini alacak bir ürün üretmeden etkili bir boykotun sürdürülebilmesi mümkün değildir.

Hülasa boykot, hem zaman hem de boykotu uygulayacak muhatap bağlamında çok boyutlu bir eylemdir. Boykotu uygulamak her bir birey için bir İslami bilinç ve sorumluluk olmasının yanında kendisinin ve çocuklarının geleceğini kurtarma adına bir öz savunma niteliğindedir. Ancak boykot eyleminin tek sorumluluğunu kişisel boyutta halk kitlelerinin üzerine yıkmak, bizzat boykotun etkisini sınırlamaktan başka bir anlam ifade etmez. Bu nedenle daha üst düzeyde sorumluluğu olan mercileri, kişileri, kurumları görmezden gelerek tüm meseleyi daha alt kademede bulunan avamın sorumluluğuna indirgemek boykot çabalarına, boykotun potansiyel etkisine zarar vermekten başka bir şey değildir. Mesele boykotun en yüksek etkiyi doğuracak şekilde hayata geçirilmesi için tüm aktörlerin sorumluluklarını yerine getirmesi ile ilgilidir. Herkes sorumluluğu nispetinde hesap verecektir.