Filistin’de 7 Ekim’den itibaren yaşananlar karşısında herkes vicdanen bir şeyler yapma zorunluluğunda hissediyor. Katil İsrail’e karşı bireysel manada verebileceğimiz en büyük zarar boykot olarak duruyordu ve bu silaha sarıldık.
Binlerce boykot listesi hazırlandı, paylaşıldı. Siteler, uygulamalar kuruldu. Boykot mağazalarının önünde eylemler yapıldı. Pek çok şirket bu boykot hareketinden zarar da gördü. Örneğin katil İsrail’e destekleri ile bilinen ve her sene büyüyerek satış hedeflerini artıran Starbucks firması 2023’ün son çeyreğinde %6,4’lük satış hedefini tutturamayarak %5’te kaldı. Fakat şu ana kadar boykot nedeniyle sadece bir şubesi kapatıldı. O da üniversite öğrencilerinin kararlı tavırları sayesinde gerçekleşti. Halen ülkemizde 685 şubesi hizmet vermeye devam edebiliyor. Coca-Cola, Pepsi Co, McDonald’s gibi boykot listelerinin başını çeken dev şirketlerin pek çoğu da yıllık hedeflerini tutturamayan şirketler arasında. Ama ciddi bir kayıpları söz konusu değil. Üstelik Gazze’de katliamlar devam ediyor. Peki en büyük silahımız olan boykot neden işe yaramıyor?
Türk Dil Kurumuna göre boykot, “Bir kimse, bir topluluk veya bir ülkeyle amaca ulaşmak için her türlü ilişkiyi kesme” anlamına gelmektedir. Şimdi bu tanım üzerinden yaptığımız boykotu tekrar inceleyelim.
Tanıma göre boykotu “amaca ulaşana kadar” ve “her türlü ilişkiyi keserek” yapmalıyız.
Peki biz nasıl boykot yapıyoruz? X markasını Y zamanına kadar, Z sanatçıyı olayın öfkesi geçene kadar… Bu da boykotun gerçek gücünün dağılmasına neden oluyor. Açıkçası bu tarz boykot girişimlerinin halk üzerinde uzun vadede etkisi de bulunmuyor. Aralık 2023’te Süphan Nâsır ve Araştırma Görevlisi Merve Kır, boykotun tüketiciler üzerindeki etkisini araştıran bir çalışma yayımladılar. Araştırmaya katılanların yüzde 65’inden fazlası boykota katılmadıklarını ve katılmayacaklarını belirtirken, yüzde 70’inden fazlası boykotun etkili bir şekilde örgütlenmediğini ve etkin olmadığını söyledi. Boykot edilen markaların geri adım atmaması ve Gazze’de katliamın 8 aydır devam edebiliyor olması katılımcıları doğruluyor.
Bu halimiz bana şu hadiseyi anımsatmakta:
“Erbakan Hoca’mız, Medine’de İslami ilimler alanında eğitim almış bir grup öğrenciyi misafir eder ve 15 günlük bir cihat eğitiminden geçirir. Eğitimin sonunda şimdi siz Anadolu’yu gezerek irşat çalışması yapacaksınız der ve onlara da ‘cihat dervişi’ ismini verir. Grup düşünür taşınır ve Hoca’mıza der ki ‘Hoca’m sen bizi Almanya’ya göndersen biz bu çalışmaları orada yapsak…’
Türkiye’de herkes Müslüman’dır ama İslam’ı anlatmak zordur. Almanya’daki Türkler ise İslami çalışmalara karşı açtır ve Türkiye’ye göre daha kolaydır. Daha doğrusu Türkiye’de başlarına bir iş gelmesi kaçınılmazdır.
Erbakan Hoca’mız ise bu talep karşısında şu cümleleri kurar: ‘Ben size diyorum ki bu ağacın kökü çürüyor siz bana diyorsunuz ki biz ağacın yaprağının tozunu alalım.”
Bugün içinde bulunduğumuz durum da böyle. Gazze, gözlerimizin önünde yok oluyor. Bizse X markasını, Y artistini boykot ederek Gazze’deki yangını söndürebileceğimizi sanıyoruz.
Burada boykotu “bireysel boykot ve “toplu boykot” olarak iki ayrı kategoride ele almamız lazım.
Bireysel boykot, zaten pek çok kişinin yıllardan beri yaptığı, İsrail’e destek veren tüm markalar, kişi ve kurumlarla olan ilişkisini kesme;
Toplu boykot, Siyonist marka, kişi ve kurumların ve onlarla iş birliği yapanların belirlenip ülke çapında ya da küresel çapta bu markalar geri adım atana hatta batana kadar her türlü ilişiği kesme şeklinde olmalı.
Bireysel boykot, kişinin vicdani olarak Siyonist olsun olmasın bu zulme ortak olan herkesle ilişiği kesmesini sağlarken, toplu boykot ise doğrudan bu zulmü yapanların ve iş birlikçilerinin hareket kabiliyetini kesmeye yöneliktir ve böylece boykotun gücünü bir noktaya çevirmesini sağlar. Ancak bireysel boykot, çok daha önceden yapılmalı, toplu boykot, katliamın ilk günlerinde örgütlenerek güçlü bir şekilde yürütülmeliydi. Geldiğimiz noktada Gazze, yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Çok daha güçlü ve diplomatik yaptırımlar için yöneticilerimizi zorlamamız ve takip etmemiz halk olarak üzerimize düşen en büyük vazifedir. Zira bugün bizler almadığımız bir marka ile vicdanımızı rahatlatırken, ülkemizin limanlarından İsrail’e ürün sevkiyatı devam ediyor…