Boşluk

Abone Ol

Bir yere gelirsiniz gelirsiniz; oradan ötesi yok...

Görünmez bir çizgi önünüzde belirir; çizgiyi geçseniz olmaz, geçmeseniz olmaz.

Çizginin içinde kalmak ise sanki nefessiz kalmak veya hapis kalmak gibi bir

şey. İleri gitseniz olmuyor geri gitseniz olmuyor. Öyle bir atmosfer ki

önünüzde kocaman bir kaya; etrafını dolaşmak imkânsız; üzerine çıkmak ise

imkânsızın imkânsızı Hayatta her şey gelmiş o çizginin beri yanına yığılmış;

öte yanda tek başına yaşamak denen uzun uğraşın içinde, sonsuzca Çizgi bir

şeyleri sürekli engel halinde tutuyor. Ne eğilip bükülüyor ne de esniyor.

Hayatın içinde her şey eğilip bükülürken, renklenip solarken o hiç esef

etmiyor, hiç bana mısın demiyor. Çizgiyi kaldırıp atmak mümkün mü Anlamayanlar

için çizgi yerine şeffaf duvar da diyebiliriz. Ama o öyle bilinen duvarlar gibi

değil. Belki duvar da denilemez; kontrol seyri Tahammülümüz yani. Kontrol

kalemi gibi; bildiğiniz elektriği değil de insanın kalbini tutuyor. Ruhunu

elliyor. Bütün bunları ne adına yapıyor. Bütün bunları ne için yapıyor. Ötesi

ne

Değiştirilemez bir yazı gibi arkasından sürüklendiğimiz

nesne bize neden kederli görünüyor. Hafifsediğimiz için mi yoksa fazla ciddiye

aldığımız için mi Hafifsemek şöyle dursun hep değerli bulduk. Öte yandan

ciddiye almanın ötesinde hayatımız saydık. Hayatımız saymak ne demek

hayatımızın kendisi oldu. İyiyse de böyle kötüyse de. Geçmişin pişmanlığı

geleceğin geçerli menzillerini meydana getirmede bir kütle oluşturmuyor; bunun

tersi de doğrudur; geçmişin yukardan bakan cesameti geleceğin kesinliğini

belirleme kütlesine eriştirmiyor. Ne zaman gülsek hemen arkasından hüzün. Ne

zaman hüzünlensek hemen arkasından komedi, fakat trajik bir şekilde kahkaha!

Dışımızda gelişmiş mevsimler için bize fidan dikme mercii verilmiş de fidan

elimizde kalakalmış. Bir türkü dinlerken yutkunmak gibi. Ne çok yutkunduk şu

hayatta. Tam dilimizin ucuna kadar gelip de kendimizi zorlayarak da olsa geri

ittiğimiz o kadar çok söyleyemediklerimiz, o kadar çok yaşanmışlık var ki

Söylesek ne olurdu Belki böyle bir boşluk oluşmazdı, belki de daha derin ve

yaralayıcı boşluklar oluşurdu. Bunu öyle söyledik ki sanki şuan az yaralayıcı

boşluklar varmış gibi. Elimizde öyle boşluklar var ki sabahlara kadar anlatsak

bitmez. Aynı şekilde önümüzde öyle boşluklar var ki aylarca konuşsak dinmez.

Dindirecek bir şey de yok. İnsan nasıl diner

Hep tam söyleyeceğimiz zamanda insani bir yanımız koşup

gelip boş ver Allah ından bulsun diyerek bizi vazgeçirtmiştir. Günlerce

yutkunduğumuz halde söyleyememişizdir. Günlerce yutkunduk söyleyemedik. Bakın

bu yaptığınız insani değil; bakın bu yaptığınız dünyaya uyar ama sonsuzluğa

uymaz, bakın bu yaptığınız karanlığa uyar ama aydınlığa uymaz, bakın bu

yaptığınız nefrete uyar ama sevgiye uymaz, bakın bu yaptığınız bir insanın

hayatıyla oynamaya uyar ama bir insanın hayatını sağlamaya uymaz, bakın bu

yaptığınız düşmanlığa uyar ama dostluğa uymaz, bakın bu yaptığınız bir şairi

öldürmeye uyar ama yaşatmaya uymaz, bakın bu yaptığınız küçüklüğe uyar ama

büyüklüğe uymaz, bakın bu yaptığınız geçiciliğe uyar ama kalıcılığa uymaz,

bakın bu yaptığınız hayvanlığa uyar ama insanlığa uymaz, bakın bu yaptığınız

Yutkunduk ama diyemedik. Yutkunduk, günlerce başımız ağrıdı, günlerce düşündük,

günlerce yutkunduk

Boğazımızı sıkan boşluğu oluşturanlara karşı açık açık

yüksek sesle, belki de bağırarak, onca yaptıklarını söylesek Yutkunuyoruz.

Hayâmız yutkunmaya neden oluyor. Oysa bu boşlukları oluşturanların hayâsı yok.

Kültürleri var hayâları yok.

Tahammül zor bir kelimedir ancak yaşayan bilir!