Börek Seçimi

Abone Ol

Biliyorsunuz ülkemiz hızlı bir seçim atmosferine girdi! Erken seçim, baskın seçim, kaçkın seçim derken gün geldi çattı; yarın (24 Haziran 2018) seçim var. Politikacılarımız var güçleriyle çalışıyor! O meydan senin bu şehir benim her gün çeşitli yerlerde mitingler yapılıyor. Vaatler, suçlamalar, had bildirmeler gırla gidiyor! Halk ne yapıyor peki? Halk durmadan alkışlıyor! Kim gelirse onu alkışlıyor!

Sorulması gereken temel soru şu; seçimle rejim değişir mi? Seçimle rejim değişmez. Neden? Çünkü seçim hâlihazırdaki rejimin gereklerinden biridir. Seçim olmasını rejim istiyor. Türkiye Cumhuriyeti bir cumhuriyettir. Halkı Müslüman’dır. Anayasası İslam’la ilgili değil. Normal şartlarda halkı Müslüman olan bir ülkenin anayasası İslam olması gerekirken Türkiye’de böyle bir şey yok. Şuan bunu vaat eden bir politikacı da yok. Ki bu vaatle de olmaz. Anayasanın askıya alınması gerekir. Rejimi ancak kurucu iktidar değiştirir. Seçim, kurulmuş iktidarın varlığı sonucu yapılan bir eylemken rejim değişikliği kurucu iktidarın yapacağı bir eylemdir. Yani hâlihazırdaki kurallara göre oyun oynamak seçimdir ama oyunun kurallarını temelden değiştirerek yepyeni kurallarla yepyeni bir oyun ortaya koymak rejim değişikliğidir.

Rejim, devletin hem kendi varlığı hem de vatandaşlarının varlığı hakkında doğmadan önceden başlayarak öldükten sonra da kaideler koyan çok güçlü ve kapsayıcı bir dünyadır. Her insan tabi olduğu devletin hukuk kuralları (rejim) içinde doğar, yaşar ve ölür. Ki öldükten sonra da kurallar devam eder. Her ölümün hukukta bir adı yani karşılığı vardır. İnsan doğmadan önce hukuka tabidir. Doğduktan sonra yaşamında her an hukuk vardır. Her insan hayatının her anında hukuka tabidir. Bu böyleyken sorun nedir peki? Sorun hukuk kurallarının kaynağıdır. Kuralların rengi, kokusudur. İnsan hayatını kapsarken nasıl ve neye göre kapsadığıdır. Devletin işleyişinin nasıl ve neye göre işlediğidir. Fiilin hem kaynağı hem kapsamı hem de işleyişi nasıl? Temel soru ve sorun bu.

İslam hukukunun kaynağı vahiyken yani İslam diniyken diğer bütün hukukların kaynağı insan düşüncesidir. İnsan hayatının her alanını kapsayan kuralları nasıl oluyor da başka bir insan belirleyebiliyor. Bu saçma değil mi? Kaldı ki hukuk sadece insanı kapsamaz tabiattaki canlı-cansız görünür-görünmez bütün varlıkları dolayısıyla yaşamlarını kapsar. O halde böylesine geniş ve uçsuz bucaksızlığı ‘hukuklaştırmak’ hangi insanın haddidir. İşte beşeri sistemlerdeki yani insanların oluşturdukları hukuk kurallarının tam anlamıyla hukuk olmayışlarındaki sebep insan haddinin insan hukukuna yetmeyeceği gerçeğidir. Bu gerçeğin kavranılması şart.

İnsan haddinin insan hukukuna yetmeyeceği kavranılmazsa ne olur? Kestirmeden söyleyelim cumhuriyet olur. Uydurma bir rejim yani. Uydurma bir rejime demokrasi, seçim falan filan daha bir sürü uydurma tanım ve eylemler eklenir. Bütün bu ‘uydurma’lar vahiy kaynaklı bir tek hukuk etmez. Demokrasi denen şey insanı ve tabiatı kapsayan vahye dayalı rejimin bir harfi bile olamayacağı gibi karşılaştırılması dahi mümkün değildir. Gökteki güneşle sokak lambası karşılaştırılabilir mi, karşılaştırılamaz.

Seçim yapılacak, neyin seçimi? Kekle börek seçimi mi! Kek sevenler şu tarafa börek sevenler bu tarafa! Ben çay severim! Politikacılar sürekli para vaat ediyor. Şu işe bakın ki halkımız da kim daha çok para vaat ederse onu daha çok alkışlıyor. Para vaat edenler sanki o paraları cebinden verecekler! Halkın parasını halka pazarlıyor politikacılar. Bir tane yoksul politikacı yok. Ama hepsi dileniyor. Asgari ücretle çalışan bir tane politikacı yok. Ama bütün politikacılar asgari ücretle ilgili vaatte bulunuyor. Bu ciddiyetsiz şeylerin nesini konuşacağız da neyin seçimini yapacağız.

Rejimi değiştirecek ‘seçim’ yapılması gerek!