Ülkemiz yıllardır borç batağında yüzüyor.
AKP iktidarı ile birlikte borçlarımız daha katmerlendi!
İktidarda kalabilmek için global dünya denilen alem ile iyi ilişkiler içinde olunması gerektiğine inanan AKP kadroları bu dünyadan gelen istekleri hiç geri çevirmeyi düşünmediler.
Bu çevreler de gerek Türkiye de gerekse yakın çevremizde kotarmak istedikleri işler için ellerinden gelen desteği esirgemediler.
Ve kesenin ağzını açtılar.
Böylelikle de Türkiye dünyanın en borçlu ülkeleri arasında giderek başa güreşmeye başladı.
Mesela IMF ye en borçlu ülkeler sıralamasında ikinci sıraya geldi oturdu.
Yakında birinci sıradaki ülke borçlarını öderse Türkiye en borçlu birinci ülke halini alacak!
"Borç yiyen kesesinden yer" deyip sükut edeceğiz ama devletin bu borçla mütenasip olmayan bir harcama şekli var.
Özellikle açılış ve temel atma törenlerinde yapılan harcamalar akıllara durgunluk verecek seviyede!
Milyarlar havai fişekler ile havaya uçuruluyor!
Kutlama törenlerine ayrılan ödenekler sanki borçlu bir ülkenin değil de lüks içinde yüzen bir ülkenin ödenekleri gibi!
Tıpkı borç batağında yüzerken lüks hayat yaşayan mirasyedi gibi halimiz var.
"Bizim bu kadar borcumuz var ona göre yaşayalım" diyen yok.
"Ayağımızı yorganımıza göre uzatalım" diyen hiç yok.
Sanki milyarder çocuğu gibi yaşamaya özenmek borç içinde yüzen bir insanın yapacağı iş midir
Türkiye nin borcu giderek katlanıyor.
Türkiye yi idare edenler borcumuzu katmerleştiriyorlar.
Ama lüks hayattan hiç vazgeçmiyorlar.
Milletçe lüks yaşama olan merakımız Türkiye yi yönetenler tarafından adeta teşvik ediliyor.
Daha lüks yaşanması için elden ne gelirse yapılıyor.
Peki böyle nereye kadar gidebiliriz
Bakın iş dünyasından şikayetler yükselmeye başladı.
Kimi kafamızı kayalara çarpacağımızı söylüyor.
Kimi işsizliğin ulaştığı boyutlara dikkat çekiyor.
Kimi iktidar tarafından çizilen pembe tabloların gerçek olmadığını haykırıyor.
Tavandan tabana bir tasarruf dönemi başlatma yerine, zaten yetersiz olan imkanlar akıl almaz bir biçimde çarçur ediliyor.
"Nasıl olsa IMF den geliyor, nasıl olsa AB veriyor, nasıl olsa ABD bizi sahipsiz bırakmaz" şeklindeki yaklaşımlar ile nereye kadar gidebiliriz. Evet borç yiyen kesesinden yer ama kesede bir şey yoksa bu defa bağımsızlık riske girer. Korkarız ki aşırı borçlarımızı bağımsızlığımızdan vazgeçerek ödemek zorunda kalacağız.