Çin’de bir adam 25 yıl boyunca el bombası ile kuruyemiş kabuklarını kırmış. Elbette onu kullanırken bir el bombası olduğundan habersizmiş.
Acaba biz nelerin el bombası olduğundan habersiz olarak elimizin içine onları alıp sağa sola vurabiliyoruz?
Ya bir de patlarsa? Er ya da geç patlaması muhtemel olan bu bombaları ne yapmalı?
Diyorum ki hepsine bir melon şapka takalım. Bize umutsuzluk aşılayan ne varsa tersine çevirelim zihnimizde. Fakat önce kelimelerde.
“Bir kez kaçar uçurtması sonra gökyüzüne küser insan” Hermann Hesse. Güzelge:
Bir kez kaçar uçurtması sonra gökyüzüne âşık olur insan.
“Bir kez kırılmışsa biri bütün kırıklıkları taşıyacak kadar korunmasız kalmıştır” Tarık Tufan. Güzelge:
Bir kez kırılmışsa biri bütün kırıklıkları umursamayacak kadar dünyadan tabanları yağlamıştır.
Bundan böyle iyi şeyler durağına başlayalım. Ve bize ne kadar ilginç umut dolu güzel gelen şey varsa oraya kaydedelim. Ne dersiniz?
Bombaların boşalan kovanlarında çiçek yetiştiren kadın gibi. Füze ile yıkılan evin sağlam kalan banyo küvetini çocuklar için oyun havuzuna çeviren baba gibi.
İnsan ikiye ayrılır. Var olan durumun korkunçluğuna bakarak kederlere boğulan ile var olan durumda yapabileceği en güzel son şeyleri yapan.
Kanser olduğunu öğrenen bir insan düşünelim. Doktorlar onun için iki ay ömür biçmiş olsun. Bu insan ilk tanıma dâhilse derin bir kedere boğulacak elinde kalan son iki ayı da bedbaht bir ruh ile geçirecek belki çevresine de hayatı zehir edecektir. Hâlbuki ikinci tanımdaki insan yaşamak için iki güzel ayın ona bahşedildiğine inanacak bu iki ayda ömür boyunca yapmayı arzu ettiği neler varsa imkânı ölçüsünde onları yapacak ve bir bakıma göçe hazırlanacak dünya üzerinde birkaç hatırı sayılır iyilik meydana getirecektir.
Hayır Pollyannacılık yapalım demiyorum. Her şeye tozpembe bakalım gerçekleri unutalım da değil demek istediğim. Maksadım o ki umudumuz daim olsun. Dünyanın kötü emeli olan tükenmişlik sendromunun bir zehir gibi yayılıp nihayetinde bizi bulmasına izin vermeyelim. Muhtemel her kötü hale bir iyi kılıf bir güzel pencere bulup bakabilelim. Yaşadıkça ihtiyacımız olan coşkuyu kaybetmemizi istiyorlar. Fakat biz yenilmemeliyiz.
Bizim için yaşamın ücrasını beğenmişler. Merdiven altlarını. Koridorların karanlığa gömülen noktalarını. Belki ters bir etki olacak, devekuşunun yaptığını onlar bizim için tasarladı. Başlarını kuma gömmek yerine bizi kuma gömdüler. Orada kalmamızdan başka arzuları yoktu.
Şimdi tıpkı şu koltuğu delip çıkan minik böcek* gibi biz de kumları delip çıkıyoruz yeryüzüne. Yeraltının gölgesi gözümüzü öyle alıştırmış ki bu dünya muhteşem bir kar küresine benziyor. Işıltı gözümüzü kamaştırıyor.
Biliyoruz ki kalbimizi sağlam tuttukça bu ışıltı her yanı saracak. Her yanda insanlar umut etmekten güzel günlerden ideallerinden bahsedecek.
*O minik böcekle haftaya tanıştırayım sizi.