Bölükbaşı mugallitleri ve ahlak

Abone Ol

Aziz Yıldırım, bir konuştu, çok medyacının kimyası değişti. İnsanlar konuşa, konuşa anlaşırlar denir. Anlaşılmak problemi yaşadıklarını hepsi Aziz Yıldırım’dan öğrendiler ve kendilerini tashih ettirmek için adliye binalarına gideceklerini söylediler. İyi olur. Hem yeni yerler, yeni binalar keşfetmiş olurlar.

Basın toplantısındaki en önemli cümlesi hatırlandığında Aziz Yıldırım’ın, kim kimdir sorularına da cevap bulunmuş olur.

“Kulüpler Birliği Başkanı idim. 3 Temmuz oldu, kimse ziyaretime gelmedi!”

Başarısız eski futbolcuların, başarısız eski hakemlerin, başarısız tv sunucularının, çık bize de konuş, mahkemeye gideceğiz ha, efelenmeliren takılmadan, Aziz Yıldırım’ın özellikle adını söylediği eski hakem Ahmet Çakar’ın savunmasına gelmek istiyorum.

Senin bir yerin var. Yapabileceğin güzel şeyler var. Övgülerini nasıl anlamışsa anlamış, ben geri zekalı değilim, deyip duruyor.

Zekamın zekatını versem gibi cümleyi daha önceleri başkaları için kullandığından Aziz Yıldırım’a da zekattan bahsetmiş.

Zekanın zekatından ilk bahseden bu ülkede Bölükbaşı nam politikacıdır. 60’lı yıllara yaklaşıldığında, Meclis’te CHP sıraları arasından her kürsüye yürüdüğünde, Halkcıların tezahüratları yükselmekte.

Haydi Bölükbaşı, anlat onlara kim olduğunu..

Sen zekanın zekatını versen, onlar da geçinirler. Söyle bunları.

Bölükbaşı o Halkçılardan duyduklarını aynen söyler. Düşünmezki, neden bana söyletiyorlar. Galiba onlardan iyi hatip olmalıyım, gururuna takılıp kalır. 60 ihtilali, idamlar dahi uyandırmamıştır onu. Ta ki, bir konuda Halkçılara muhalefet edene kadar.

Kayseri Cezaevi’nden Ankara’ya hastaneye getirilen Celal Bayar’a karşı Halkçıların “Asılsın” mümayişi yapmasına itiraz eder, yaş durumunun göz önünde bulundurulmasını ister.

Cevap gecikmez halkçılardan. Ahlaklı olmayan bir hareketini dillendiriverirler.

Sen ona, Kızılay’da tükürmüştün. Bayar o zaman da yaşlı değil mi idi Yoksa senin tükürüğünde bir kutsalık mı vardı.

“Ahlak” dedi Aziz Yıldırım. Çoğu kimse ya da medyacı hemen aynaya baktı. Fakat Ümit Özat gibi ayna kullanmayan insanlarımız da vardı.

FB-MİY maçından sonra Pereira’nın elini sıkmadığını herkes gördü. Kendince gerekçeler de söyledi Ümit Özat. Bana başarı dilememişti.

Pereira’nın açıklaması ise daha tatmin edici idi.

Geç kalmıştım, özür dilerim.

Olayı başa saralım. Ümit Özat kinlenmemiş olsaydı ve Pereira’yı kutlasa idi, ne kaybedecekti. Üstelik bazı yorumcular Özat’ın Pereira’ya jestini vurgulayacaklardı.

İtirazına Benjamin Franklin dersinden de örnek bulan eski Ankaragücülü Ümit Özat adab-ı muaşeret kaidelerinden de keşke haberi olsaydı.

Çarşamba günkü “Dillere destan bir ilmihal” yazısında Mehmet Şevket Eygi ağabey, 7. Maddeye “İslam’da görgü, mürüvvet” demiş. Şimdi biz de çok eski bir fıkra ile hem görgü’den bahsedelim, hem de Boğaziçi vapurları hatıralarından.

Avrupa bekliyor

Sayfalarından 5 tanesini spora ayıran gazetenin bir sayfasının en başında şu başlığı görürseniz ne düşünürsünüz

“Trabzonspor Ankara’da yıkıldı, Avrupa hedefinden uzaklaştı”

Puan cetvelinin 10. Sırasındaki bir takımımız için Avrupa hedefi gözeten gazetelerimizde neden 9. 8. 7. 6. Sıralarındaki diğer takımlarımız için yazılmaz Avrupa aşkı

Yoksa onlar çoktan Avrupa yoluna düştüler de bizim mi haberimiz yok

Gitti gidiyor, derken, uzaklaştı.

Yani, ama, yine de..

İstanbul gazeteleri, Trabzon’da ve diğer şehirlerdeki Trabzonspor taraftarlarını böyle basit cümleler kurduğunda satın alanlar olarak görüyorsa, hata onları sevimli bulanlarda olmaz mı

İstanbul’un mazide kalan güzel manzaralarından birini hatırlamanın tam vaktidir şimdi.

Selatin camilerimizin avlularının bayram kutlamalarına mekan olduğu yıllarda, Süleymaniye Cami civarında geçer olayımız.

Bir falcı kadının karşısına oturmuş bir askerimizi görünce sözünün dinleneceğini bilen bir insanımız ikazını yapar.

“Asker ağa! Falcılar yalan söyler. Paranı kaptırma!”

Buraya kadar yaşananları normal sayabilirsiniz. Sonrasındaki güzellik, askerimizin verdiği cevaptadır:

“Olsun! Memleketten haber veriyor ya…”

Bizim bu İstanbul nostaljisini anlatmamızı fırsat bilen o gazetelerin masalarında haber yazanlar, şöyle bir yanıltma yaparlarsa kimse inanmasın.

Trabzonspor’un yeni sayın Başkanı’nın hergün selefleri gibi kendini “kupa”ya ayarlı demeç verme zorunda saymasına dikkatleri çekmek istemesini, bizi yazarak başladı.

Hayır, hayır! Siz onlara inanmayın.

Kör bıçak evde keskindir

(Kürt atasözü)

Olayın ayrıntılarını yazmayacağım. Hatta hangi il sınırlarının içinde olduğunun da. Tv kanalları zaten tiksindirene kadar göstermişlerdir.

“Huzurevinde bile cinayet işleniyor!”

Bir gazetedeki o haberin 3. Sayfada duyulması aynen bu cümle ile olmuştu.

Bir övünme mi var bu yazıda. Cinayet, işlenen yerlere huzurevlerini de kattık, der gibi.

Acaba diyorum, tedbir almayan o huzurevi görevlileri, haber olalım da reklamımız yapılsın diye düşünmeyeceklerine göre, yaşları 70’I aşmış iki sakin bu yaştan sonra cinayet işlemezler kanaatinde miydiler

Huzurevi çalışanlarının bu müdahalede yetersizlikleri, mutlaka cinayetle sonuçlanmayan başka olaylarda da görülmüş olmalı. Yöneticiler önce kendilerine bir eğitim aldırmalılar, sonra da personellerine isteyenin istediği zaman kesici aletlere ulaşmasını engellemelilerdi.

Son cümlemiz, Karaman olayları üstüne olsun.

Ey emniyet! Neden senin on yıllık bir hadiseden haberin olmadı

 

 

EVLADIM!

Evlat, hafife alma kendini,

Sen Asımın Nesli’nden gelensin!

Ayağa kalk, davran, aş bendini;

İmanınla neslin dengelensin!

KÜP YALAMAK

Cihad bahanesi var iken dün bu herifin;

İşi, sahte fetva kopyalamak, balyalamak!

Şimdi yatmış üzerine yaptığı istifin,

Artık yeni işi; küp yalamak, bal yalamak!..

NEMLİ GÖZLER

Yetim hakkı yiyip gizliyorsunuz,

Bugün deneten önemli gözlerden!

Yarın kurtulabilecek misiniz,

Ağlattığınız o nemli gözlerden

GÖK GÜRÜLTÜSÜ

Yıllarca meydanlarda gürlediniz,

Keşke bir kerecik de yağsaydınız!

Sert yazdık bize “yıkıcı” dediniz,

Yumuşak yazınca da “yağ” saydınız!

KOYUN KOYUNA

Birinin arkasına düştü koyun sürüsü,

Uçuruma gidiyorlardı koyun koyuna!

Öndekinin peşinden atladı her birisi,

Ölmüşlerdi, yatıyorlardı koyun koyuna!

 

EKREM ŞAMA