Bölgesel acılarda manevi içgörü

Abone Ol

1991 Körfez Savaşı’nda Kuveyt’ten çekilen Irak taburları, Amerika tarafından yoğun şekilde bombalanmıştı. On binlerce ölü vardı. İngiliz ordusundan McCourt, ana yoldaki cesetleri toparlayan askerler arasındaydı. Dumanı tüten metal hurdaları arasından, buldukları cesetleri torbalara yerleştiriyorlardı. Fakat yeterince ceset torbası kalmadığı için ellerine geçen herşeyi kullanıyorlardı.

Cesetleri mekanik bir şekilde torbalayan McCourt›un bilinci bir süre sonra kapanmıştı. Artık benliği otomatiğe bağlanmıştı. Günlerce aynı travmatik duruma maruz kaldığı için kendinde değildi.

Savaş bitmişti fakat önceki hayatından eser kalmamıştı. Eşiyle mutsuz bir evlilikleri vardı. Travma sonrası stres bozukluğu belirtileri ortaya çıkmıştı. Gemi seyahatlerinde ızgara et veya motor yağı kokusu aldığında ani bir duygu seli ve huzursuzluk yaşıyordu. Sonraki günlerde kabuslar görmeye, göğsünde sıkışma, bulantı ve mide ülseri görüldü. Geçirdiği bir sinir krizi sonunda hastaneye yattı. Tedavisi devam ederken, 1996›da görevini yerine getiremediği gerekçesiyle ordudan uzaklaştırıldı. Yıllarca psikolojik destek almaya devam etti.

Savaşın galiplerinin yaşadığı sorun böyle. Batıda her birey özeldir, bir askerin yaşadığı travma gündeme gelir. Bu konularda araştırma yapılır, istatistiki veriler ortaya çıkar. Bir gün bu askerin filmi bile çekilebilir.

Iraklı mağdurların yaşadığı sorunların kişisel bir değeri yoktur. McCort kitaplara konu olurken, Mahmut sadece sayılan bir ceset torbasıdır. Gömülme işleminin ardından esamisi okunmaz. Hayatı, anıları, ailesinin çocuklarının yaşadığı dram konu olmaz.

Iraklı, Suriyeli, Mısırlı ya da bir başka bölgeden insan aynı dramın tanığıdır. İsimleri kefen bezlerine yazılır, bir rakam verilir ve sayılır. Bombardıman ardında on bin asker arasındadır. Bir başkası canlı bomba infilakında 50 kişi arasındadır. Öteki varil bombasıyla ölen 65 Halepli den biridir.

Bir gün gelir bölge insanın adı 247 darbe mağduru arasında yer alır. Travma bölgenin kaderidir, ölümler sineye çekilir. Yaralar sarılmaya çalışılır. Bölge insanın harcı sabırla karılmıştır. Zaman her şeyin ilacıdır.

Dışardan baktığınızda onurlu duruşları vardır. Coğrafyanın aziz insanlarına özgü mağrur duruşu gözlersiniz. Biri eşini, öteki evladını, bir diğeri kardeşini kaybetmiştir.  Acı içlerine sinmiştir.

Karşılarına çıkan hasarı içselleştirirler. Şehadet inançları güçlüdür; ölümün acısını bastırırlar. Öte aleme göçen insan, dünyanın geçici nimetlerine sahip olma endişesinden kurtulurlar. Buna inanırlar. Aldatıcı dünya hayatını terkederek,  kalıcı ve sahici nimetlere ulaşırlar.

Sınanma bilinci geliştiren kişiler travma sonrası, ruh sağlığını korurlar.  İnsan imtihan edilen bir varlıktır. Mukadder bir sınanma belasıyla sınanacakları kitapta yazılıdır.

İmtihan bilinci ile içgörü kazananlar  büyük küçük her travmayı daha az yara ile atlatırlar.

DARBE TRAVMASI

‘Travma, kişinin kendisi ya da başkalarının fiziksel bütünlüğüne bir tehdidi kapsayan olayları yaşaması, buna şahit olması ya da yüz yüze kalmasıdır. Psikolojik travma, kişinin bu tür durumlara verdiği tepkiler, yoğun korku, çaresizlik  ya da dehşeti içerir.›  

Yediden yetmişe gerilim sınavından geçtik. Darbe başarılı olsaydı toplumsal travma şiddetli olacaktı. Ülkenin geleceği, kalkınması ve bağımsızlığı elden gidecekti. İnsanların umudu, hayata bakışları değişecekti. Özne bir millet olmaktan uzak, birbirine hasım bir toplumun gündemi iç savaş olacaktı.

Darbe sonrası farklı boyutlarda yaşanan stres bozuklukları görülmektedir. Sabır ve tevekkül etmeli ancak tefekküre de ihtiyacımız var. Olup bitenlerin sıradan olmadığını, ait olduğumuz inanca, taşıdığımız değerleri yok etmeye yönelik olduğunu bir kez daha düşünmeliyiz.

Kültürel kodlarımız acılardan ders çıkarmayı ve sabrı telkin ediyor. Bunun yanında  gücün aldatıcı maskesine sığınmak yerine, hakkı korumak yolunda bedel ödeme bilinci taşımak gerekiyor.

Elbette zaman her şeyin ilacıdır. Her sınavın bir neticesi vardır. Beklemek  ve yeni dönemde  daha çok çalışmaya ihtiyaç vardır. 

SANAL OYUNDAN NASIL ÇIKMA ZAMANI

Bir padişahın acemi bir kölesi vardı. Bir gün bu köle ile gemiye binmişti. Köle o zamana kadar hiç gemiye binmemiş ve deniz görmemişti. Gemi yolculuğunun bir takım sıkıntıları ve zorlukları vardı.

Köle, gemi limandan ayrıldığı andan itibaren titremeye başladı. Ne yaptılarsa köleyi sakinleştiremediler. Gemide âlim bir kişi vardı. Hükümdara; “Müsaade ederseniz ben onu susturayım” dedi. Hükümdar da o zata izin verdi.

O zât, köleyi denize attırdı. Köle birkaç kere suya battı, çıktı. Geminin bir tarafına can havliyle tutundu. Onu saçından tutup gemiye aldılar. Bu olaydan sonra köle, köşesinde sessiz ve sâkin oturdu.

Hükümdar âlimden bu işin hikmetini sordu. O da; “Köle suya girmeden evvel, gemideki selâmetin kadrini ve kıymetini bilmiyordu. İşte huzurla, saadet ve sıhhat de böyledir. Huzur içinde yaşayan, mesud olan, bir felâkete uğramadıkça, o huzur ve saadetin kıymetini bilmez. İnsan hasta olmadıkça da, sağlığının kıymetini bilmez” dedi.

Bir süreden beri yaşanılan olumsuzlukların hayırlı sonuçlarına bakmamız gerekir.  Küresel zihniyetin icat ettiği iletişim sektörleri benliğimizi dönüştürmeye başlamıştı.

Çocuklarımız minik ekranlarla zombileşmeye başlamıştı. Darbe bir hayra vesile oldu. Zihin uyuşturan sanal oyunlardan gerçek hayata döndüler. Güç odaklarının oynadığı bir oyun vardı.  Çocuklar bu kez sanal tüfekle değil, yürekleriyle tankları sürenlerin oyununu bozdular.