Uzun yıllar Afrika’yı işgal etmiş ve sömürgeleştirmiş olan Haçlılar gelişen şartlara boyun eğerek işgal ettikleri yerlerde ayrı devletler oluşmasına ve bunların sözde bağımsızlığa kavuşmasına izin verdiler. Ancak, bu bağımsızlık kesinlikle gerçek bir bağımsızlık olmadı. Çünkü izinle bağımsızlık mümkün değildi. Bağımsızlığına izin verdikleri ülkeler üzerindeki kontrollerini bugün dahi sürdürüyorlar. Eğer, kontrolü kaçırma gibi bir durum ortaya çıkacak olursa eski sömürgelerinde hemen harekete geçerek önce iç karışıklıklar çıkartıyor, sonra katliam ve soykırımlar gündeme geliyor. Ardından şartlara göre ya ülkeleri bölüyor ya da bir darbe ile kendi yandaşlarını iktidara getiriyorlar. Bunu Afrika ülkelerinin pek çoğunda aynen yaşadık. Özellikle Sudan’da yıllar süren iç çatışmalar sonunda bu ülkenin güneyinde ayrı bir devlet oluşturuldu. Bu ayrı devletin sınırları belirlenirken de sömürgeciler zengin petrol yataklarının Hıristiyan bir devlet olan güneyde kalmasına özellikle dikkat ettiler. Kısacası şu anda Sudan’da iki devlet var ve gerçek Sudan Devleti önemli petrol zenginliğini kaybetmiş durumda. Böyle olunca da Sudan Hükümeti petrol ürünlerine zam yapmak zorunda kaldı ve bu ise ister istemez ciddi bir huzursuzluğa yol açtı. Yani, Batılı sömürgeciler Sudan’ı parçalamakla yetinmeyip kalanı da iç çatışmalara sürüklemenin temelini atmış oldular. Sudan’ı bölünmeye götüren çatışmaların arkasında topyekûn Hıristiyan dünyasının ve Kiliseler Birliği’nin olduğunu daha önce bu köşede ifadeye çalışmıştım. Bugün ise Orta Afrika Cumhuriyeti’nde Fransızların başlattığı işgal hareketi üzerinde durmak istiyorum. Hem de bu işgalin BM onayı ile gerçekleştiğini herkese hatırlatmakta yarar görüyorum. Fransa aynı işi yine BM onayı ile daha öncede Mali’de de yapmıştı.
Fransa’nın resmen Orta Afrika’ya bin 600 asker gönderdiği belirtilmekle birlikte komşu ülkelerden Kamerun’da da Fransız askerlerinin bulunduğu Orta Afrika Cumhuriyeti’ne müdahale konusunda hazır bekletildiklerini de unutmamak gerekiyor.
Orta Afrika Cumhuriyeti 1960 yılında bağımsızlığına kavuşmuş ama geçen 53 yıl zarfında bu ülkede iki defa seçim yapılmış, onun dışında Fransızların çekilirken oluşturduğu yapı hükmünü sürdürmüştü. Yani Orta Afrika Cumhuriyeti gerçek bir bağımsızlığa kavuşabilmiş değildi. Çünkü Fransa burada Müslümanların iktidar olmasını engelleyecek tedbirleri almış 53 yıl boyunca Hıristiyanların yönetimi altında kalmıştı. Bu senenin Mart ayında Müslüman güçler yönetimi ele geçirince Fransa Orta Afrika Cumhuriyeti’nde kontrolü kaçırma korkusuna kapılarak Hıristiyanlara silah yardımına başladı. Bunun sonucu olarak Hıristiyan güçler camilere saldırmaya, cami içlerinde ve çevresinde toplu katliama başladılar. Bu da Fransa’yı tatmin etmemiş olacak ki, BM Güvenlik Konseyi’nin de onayını alarak Orta Afrika Cumhuriyeti’ni işgale kalkıştılar.
Sonuç ne olur kestirmek mümkün değil ama dünyanın neresinde Hıristiyanlar kontrolü elden kaçırırlarsa o ülkeye hemen BM onayı ile işgal başlatılıyor ya da söz konusu ülke bölünmeye zorlanıyor. Yani çatışan taraflardan birisi eğer Hıristiyan ve Müslümanlarla başa çıkmaları mümkün değilse hemen BM onayı ile müdahale ve işgal ve başlatılıyor ama söz gelimi Suriye’de olduğu gibi çatışan taraflar Müslümanlardan oluşuyorsa BM seyretmeyi tercih ediyor. Çünkü Hıristiyan dünyası akan Müslüman kanı ile besleniyor.
Dikkat çekmeye çalıştığım husus İslam dünyasının artık kendisine gelmesi, Haçlı ittifakının tarihte kalmadığını, bugüne kadar devam ettiğini görmesi, özellikle de Haçlıların kanatları altına girerek huzura kavuşacaklarını sananların içine yuvarlandıkları gaflet uykusundan uyanmaları gerekiyor. Artık herkes görmeli ve bilmeli ki Haçlılar Müslümanlara kan ve gözyaşından başka bir şey vermezler, veremezler. AB’nin bir de bu gözle değerlendirilmesinde yarar var.