Yunus Emre ye dair pek çok yazı, kitap ve sempozyum metni yayınlandı. Bunların sonuncusu, şair ve araştırmacı dostumuz Mustafa Özçelik e ait: Bizim Yunus (Eskişehir / Odunpazarı Belediyesi). Daha önce de Yunus Emre için kısa bir tanıtma kitabı yayınlayan ve yine aynı belediye yayını olarak güzel bir Nasreddin Hoca kitabı hazırlayan dostumuzun bu iki kitabının ortak bir özelliği var: Bu iki şahsiyet hakkında yazılıp yayınlanmış bütün eserleri görüp inceleyerek kendi yorumlarını başka araştırmacıların görüşleriyle desteklemesi çok hoş.
Yunus la ilgili menkıbelerden anlaşıldığına göre, şeyhi Tapduk Emre tarafından "Bizim Yunus" diye anılan şairimizin Türk tasavvuf edebiyatının temel eser ve şahsiyetlerinden olan kimliğini ve şiirini bu adla bir kitapta ele alması son derece isabetli. Çünkü gerek şeyhinin sözlerine ve gerekse Necip Fazıl ın bu adla yayınlanan şiirine atıfta bulunulan kitap, Yunus un yaşadığı çağla birlikte menkıbelere karışan hayatını, düşünce dünyasıyla sanatı ve eserlerini ele almakta, ona dair yazılan şiirlerle Yunus un şiirlerinden seçmeleri ihtiva etmektedir. Böylece, Osmanlı tarihçileriyle menâkıp ve tabâkat kitaplarından sonra, ilk defa Fuat Köprülü nün Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar adlı eserinde ele alınıp incelenen Yunus Emre, esasen tasavvuf kültürümüzü besleyen menkıbeleri ve bestelenen ilâhileriyle bu halkın gönlünde yer edinmişti.
Fuat Köprülü den beri yenilikçi aydınlar tarafından da sevilip benimsenen bir şahsiyet haline gelmiştir. Rıza Tevfik ve Necip Fazıl şiir üslûbunu yenileştirmiş, Burhan Toprak ile pek çok araştırmacı da eserlerini titiz bir şekilde yeniden yayınlamaya çalışarak dünya gündemine getirmeye çalışmışlardır.
Araştırmacıların pek çoğu tarafından farklı kimliklerle, farklı tarikatların mensubu gibi gösterilmeye, tarihimizde yaşamış pek çok Yunus la karşılaştırılmaya çalışılan Yunus Emre nin Eskişehir dışında ve başka Anadolu bölgelerinde de mezar-makamlarına rastlandığı için, ona farklı biçimlerde sahiplenilmeye çalışılmıştır. Bunları hiç de yadırgamamak gerekir, çünkü Dede Korkut ile Nasreddin Hoca gibi bütün bir millete mal olmuş ve millî kimliğimizin bir yanını temsil eder hâle gelmiş bir şahsiyetin böyle çok sahip çıkanı olması çok tabii
Yalnız bu yorumlardan şu iki tavrı Yunus un ruhaniyetine ve şiir dünyasına çok aykırı bulduğumuzu ifade etmek isterim: Birincisi Rıza Tevfik ve Yusuf Ziya İnan gibi onu tarikatların üstünde bir felsefenin temsilcisi gibi görme eğilimi, diğeri de Sabahaddin Eyüboğlu nun yaptığı gibi zahidane şiirleri de olan devrimci derviş portresi çizerek saptırma çabası
Bu kitap için Mustafa Özçelik ile Odunpazarı Belediyesi Başkanı Burhan Sakallı dostlarımızı kutlar, "Yunus Emre tanıtma projesini"n de başarılı olmasını dilerim.
"Bu dünyanın meselesi"
"Bu dünyanın meseli bir ulu şâra benzer
Veli bizüm ömrümüz bir tîz bâzâra benzer"
Bu sözlerin şairi, bizim hayatımızı ve edebiyatımızı en iyi ifade ve temsil eden Yunus, aslında Türkçe tasavvufi edebiyatın Anadolu da ilk büyük temsilcisi olduğu kadar, Ahmet Yesevî kültürünün de Hikmet tarzındaki şiirleriyle en güçlü sözcüsüdür.
Yaşadığımız hayatın yorumuna ait söyledikleri kadar iç dünyamızın ifadesinde de bizim en samimi sözcümüz olmuştur. O bakımdan bu şair gerçekten de Bizim Yunus tur, bizi temsil eder. Böyle şahsiyetler bir milletin tarihinde yüz yılda bir ancak çıkar ve yüzyılları temsil eder. Fuzûli, Bâkî, Nedim, Şeyh Galip, Yahya Kemal, Mehmet Âkif ve Necip Fazıl böyle şahsiyetlerdir, bunlarla kimliğimiz tamamlanır, dünya görüşümüz tam ifadesini bulabilir.
Yunus Emre nin "cezbe" halinde söylediği şiirlerinde bile o kadar munis ve öylesine cana yakın bir hava var ki, tasavvuf kültürüne âşina olmayanları bile kendisine çeker. Çünkü bu ifadelerde hissedilen içtenlik ve şahsilik, insanı en beşerî yanından yakalayarak ilâhî bir neşveye sürükler. Bu şiirlerden sekiz on tanesini arka arkaya okuyunca, kendinizi Yunus un atmosferinde görmeye, söylediklerini içinizde duymaya başlarsınız.
Söylenenin şiir mi, hikmet mi, ilâhi mi, vaaz mı olduğunu düşünemez hâle gelmişseniz, kelâm tesirini göstermiş demektir. Yunus Emre, bu kelâm sırrına ermiş büyüklerdendir:
"Ben gelmedim dâvi (dâvâ) için
Benim işim sevi (aşk) için"
Yaratılış hikmetine böylesine vâkıf bir evliya şairin her sözü ayrı bir hâlin ifadesi olacaktır elbet:
"Hak bir gönül verdi bana
Ha demeden hayran olur
Bir dem gelir şâdi olur
Bir dem gelir giryan olur"
"Gayrıdır her milletten bu bizim milletimiz"
Bir gönül adamı olarak evliya şairlerimiz büyük görevler üstlenmiştir. İslâm ın Anadolu da benimsenmesinde onların gösterdikleri mahviyet, dillere destandır. Horasan erenleri, Anadolu evliyalarının pîrleridir. Bunların dördü "Evliyâ-i Rûm" arasında ilk büyükler olarak anılırlar: Mevlâna, Hacı Bayram, Hacı Bektaş ve Kastamonu da yaşamış, şair olmadığı için az bilinen Şeyh Şaban-ı Velî hazretleri... Bunlara Osmanlılar "evtâd-ı erbaa", yani dört direk derlerdi. Eğer Anadolu bin yıla yakın bir zaman İslâm ın kalesi olmuşsa, bu "dört direk"in sağlam temellere sahip bulunuşundandır.
Yunus Emre nin sözünü ettiği "millet" işte bu büyük evliyaların yetiştirdiği insanlardır:
"Gayrıdır her milletten bu bizim milletimiz
Hiç dinde bulunmadı dîn ü diyânetimiz
Bu din ü diyânette yetmiş iki millette
Dünya vü âhirette ayrıdır âyâtımız"
Buradaki "yetmiş iki millet" sözünün Müslümanlar arasındaki fırka ve mezhep ayrılıklarına delâlet ettiği, "âyât" kelimesinin de ayetler, deliller anlamına geldiği bellidir. Yani bir zamanlar çok sözü edilerek tartışılan Anadolu mozaiği söz konusu...
Yunus un sözlerindeki beşerî taraf, dile getirdiği şiirin, ona ters düşmeyecek farklı yorumlara imkân vermesinde açıkça görülmektedir. İsteyen bu iki beyti okuyunca ehl-i tarikleri düşünsün, isteyen fırkalar arasında ehl-i sünnetin farklılığını anlasın, isteyen de kendi topluluğunun dünya ve âhirette ayrı bir muameleye tâbi olduğu düşüncesine hükmetsin. Hepsinde de hakikat payı vardır elbet. Gerçekten de Müslüman olmuş milletlerin birbirinden farklı üslupları vardır. Bunun ifadesini Yunus ta görenlere de onun şiir dili sözcü olur.
Şu iki beyte de birer fahriye olarak değil, bir gerçeğin hakkıyla ifadesi olarak bakmalı ve Yunus un kıymetini iyi bilmeliyiz:
"Yunus bu sözleri çatar sanki balı yağa katar
Halka metâların satar yüki güherdir tuz değil"
..
Yunus ne hoş demişsin bal u şeker yemişsin
Ballar balını buldum kovanım yağma olsun"
Evet, bu "ballar balı"nın değerini iyi bilmeliyiz.