Mersindeki vahşi cinayet bize göstermiştir ki bizim
şeriata ihtiyacımız var, şeriatın bize ihtiyacı yok. Şeriat olsaydı böyle bir
olay yaşanmazdı. Yaşanmaması sadece Şeriatın zinaya recm, cinayete kısas
cezasını uygulaması neden olmazdı. Şeriat, zinaya giden yolları ortadan
kaldırdığı için de bu sorunlar yaşanmazdı. Bunların başında evliliği teşvik
ederdi. Evlenemeyecek durumda olanların velisi devlettir düsturuyla
devlet/toplum sahiplenirdi. Kız ve erkeklere namus ve iffet dersi verilirdi.
Kadınların bir emanet olduğu şuurunu verirdi. Bir cana kıyanın bütün insanları
öldürmüş gibi olduğunu anlatırdı. Hayatın bir imtihan olduğu bilgisini verirdi.
Böyle bir toplumda bu tür olaylar yaşanamayacağı gibi,
insanlar arasında güven ve huzur olurdu. Biz bunu anlattığımızda genelde
İslam a karşı olanlar hemen İran ve Suudi Arabistan ı örnek göstermekte burada
da benzer olayların yaşandığını söylemektedirler. Fakat biz şunu deriz: Şeriat
bir bütündür. Sadece ceza yönünü almakla sorunu çözemezsiniz. Çünkü şer i
düzende asıl olan kötülüğü ortadan kaldırmak, kötülüğe giden yolları ortadan
kaldırmaktır. Bu yapıldığı zaman kötülükler azalmış olur. Yani en azından
sosyal ve çevre nedeniyle meydana gelebilecek kötülükler ortadan kalkmış olur.
Bundan sonrası insanın nefsi ve psikolojik durumundan
kaynaklanan kötülük yönüdür. Şeriat, insan psikolojisini de ihmal etmemiş, bunu
da nefis tezkiyesi ve zikrullah ile tedavi etmeye çalışmıştır. Bu konuda
İslam ın tasavvufi/epik/ahlaki doktrinleri, alimleri ve meşayihleri
çalışmışlardır.
Şeriat, kötülüklere giden yolların başında insanların
bireyselleşmesi ve kötü ortamlarda bulunmasını görmüş, bunun için insanları
sosyalleştirmeye çalışmıştır. Bunun yolu da cami merkezli bir sosyal hayat ile
başlamış, Ramazan ile toplumsallaştırmaya çalışmış, sohbet ve dergahlarla
bireyi/ferdi cemiyete/topluma kazandırmaya çalışmıştır. Sosyalleşen birey
içindeki yabani dürtüleri kontrol altına almasını öğrenmiştir. Bununla da
yetinmeyerek yardım müesseselerini ortaya koymuş, insanlar arasında
yardımlaşmayı teşvik etmiştir. Ayrıca aile müessesine önem vermiş, bu
müessesenin bozulmaması için çaba sarf etmiş, aile içi sorunları hakem
heyetlerle çözüme kavuşturmaya çalışmıştır.
Şeriat, insanların insanca yaşamaları için hiçbir boş
alan bırakmamıştır. Buna rağmen, yoldan çıkanlar olursa sert ve caydırıcı
cezaları ortaya koymuştur. Cezanın amacı toplumu ve bireyi ıslah etmek,
hastalıklı unsurları tedavi etmek veya yok etmektir. Biz ne zaman zina için
recm, katl için kısas ve hırsızlık için had (el kesme) cezasını anlatırsak
insanlarda bir korku ve panik yaşanmaktadır. Sanırsınız ki bu paniği yaşayanlar
bu suçu işleyenler veya bu suça meyyal olanlardır. Neden suçluya verilen bu
cezalara karşı çıkılmaktadır. Yoksa herkes zani, katil veya hırsız mı oldu
Korktukları kendileri mi Neden mağduru/mazlumu değil, de hep suçluyu
düşünmekte, suçluyla empati kurulmakta, suçluyu cezasız bırakmaya çalışmaktadırlar.
Yani bu suçluları neden savunuyoruz Mağduru ve mazlumu neden savunmuyoruz
Görüyorum ki şeriata karşı gelen herkes aslında suça
bulaşmış. O zaman infial etmeye veya temiz toplum istemeye de hakkımız yok.
Önce biz kendimizi temizleyeceğiz sonra toplumu.
DEVLET DESTEĞİYLE
IRZINA GEÇİLEN KIZLAR
Bu arada devletin güvencesi altında her gün genelevlerde
ırzına geçilen kızlarımızın haklarını da korumamız/savunmamız gerekmiyor mu
Onlar da ana kuzusu değil mi Onlar da bu vatanın evladı
değil mi Onlarınki de namus değil mi Yani para verince helal/meşru/kanuni mi
oluyor
Onlara devlet güvencesi altında toplu ırza geçme onayı
verildiği için birçok kız kandırılmakta veya kaçırılarak burada
çalıştırılmaktadır.
Buradaki suç ortağı/teşvik edicisi/destekleyicisi devlettir.
Devlet vatandaşının malını/canını ve ırzını korumakla
görevli değil mi
Kimsesizlerin kimsesi devlet olması gerekirken,
kimsesizleri kurban etmesi doğru mu
Şimdi kerhaneleri kapatın desek kadın dernekleri bize
savaş açar.
Peki, bu çelişki değil mi
Modern toplumun hastalıklı bireylere bulduğu çözüm,
onları tedavi etme değil, onların hastalıklarını daha da pekiştirme ve hatta
haklı gösterme modelidir. Toplumun bazı bireylerin rahat ve sorunsuz yaşamaları
için hastalıklı insanlara kurbanlar verilmektedir. Bir eski cumhurbaşkanımızın
dediği (umumhaneleri kapatırsak vatandaş bizi sever) sözü bu kesimin duygu ve
düşüncelerine tercüman olmaktadır. Halbuki bu mikropları ya tedavi etme veya
yok etme seçeneği yerine onları daha da beslemek, bir süre sonra mikropların
güçlenip bize de saldırmasına yol açmaz mı
Günümüzdeki bu sorunlar, kapilatizmin ve modern/çağdaş
hayat dediğimiz yaşamın bize dayattığıdır. İnançsız, amaçsız bir toplumun hasta
unsurlarıdır. Bunların tedavisi şeriat panzehri ile olur.
Ya biz kendi rızamızla kabul ederiz veya anarşiye
yeniliriz.