Bizim memleket

Abone Ol

Bu memleketin aldatanları, paraya pula doymayanları, iki vadi dolusu altını olmasına rağmen üçüncünün, ona sahip olduktan sonra dördüncünün peşinde olanları ne zaman biter? Oturdukları koltuktan kalkamayanları, ikinci, üçüncü, dördüncü derken beşinci, altıncı maaşın peşinden koşanları, her şeyi bilenleri, bilmedikleri konularda bile yorum yapanları ne zaman biter? İşine geldiği gibi konuşanları, hak ve adaleti kenara koyanları, dini imanı sömürenleri, iyilik ve güzellikleri istismar edenleri ne zaman biter? Yalanı dolanı, çalanı çırpanı bol olanları ve ayrıca abdesti alanları, namazı kılanları ne zaman biter? Kula kul olanları, malzemeden çalanları, hak yiyen çakalları, herkesi aldatan tilkileri ne zaman biter? Tabi ki bitmez.

Tabi ki bitmez de zaman içerisinde en azından azalsa olmaz mı? Yok, o da olmaz. Yani normalde olur da bizim memlekette olmaz. Olsa olurdu herhalde. Şöyle düşünelim, cumhuriyetin bu sene 100. yılı yani 100 yıldır bu topraklarda yeni bir devlet ve milyonlarca millet olarak çalışıyoruz, didiniyoruz, koşturuyoruz, terliyoruz ama hala akıl almaz sorunlardan kurtulamıyoruz. Bir devlet düşünün ki 100. yılında ve hala oturmuş bir eğitim öğretim sistemi yok. Aslında bu konular konuşmakla, tartışmakla bitmez.

Bir çıkmaz sokağın içinde dönüp dolaşıp, gidip gelip bir çıkış arıyor gibiyiz. “Durun ey millet, bu sokak çıkmaz sokak” diyenlere kulak asan da yok. O çıkmaz sokağa sırtımızı verip etrafa bir bakabilsek, şöyle kafamızı kaldırıp etrafı bir dolaşsak, ayağa kalkıp yürüsek, yürüsek, yürüsek, durmasak, yorulmadan yola devam etsek, elbet bir yol bulunur tüm sorunlarımıza. Yürüsek ama yürürsek ve kafamızı kaldırırsak.

Geçenlerde bir YouTube kanalında bir siyasiyi dinlerken enteresan bir şey anlattı, sizle de paylaşmak isterim. Kanalın ve siyasinin adından bahsetmek istemiyorum çünkü o zaman genelde akıl devre dışı kalırken duygular harekete geçiyor. İnsanlara bir şey anlatmaya çalışırken çok hassas davranmamız gerekiyor. Önyargıları uyandırmadan, aklın ve mantığın hâkim olabileceği şekilde, duyguları bastırarak anlatabilmeyi başarmamız lazım. Biz de onun için böyle bazı basit sıradan şeylere dikkat etmeye çalışıyoruz. Adam dedi ki, bir kitapta okumuş galiba ya da bir filmde izlemiş. Şöyle diyor, “Güçlü liderler zayıf toplumlarda olur, güçlü toplumların güçlü liderlere ihtiyacı yoktur.” Vay be, çok esaslı bir söz haa. Peki güçlü bir toplum nasıl olur? Girişte yazdıklarımızın aksini düşünmeniz herhalde yeterli olur.

Genelde böyle konuları okurken ya da düşünürken insanlar her zaman olduğu gibi kendilerinin ve kendi gruplarının dışındakilere odaklanır. Çünkü bizim insanımız Türk’tür, Kürt’tür, Laz’dır, Çerkez’dir, Arap’tır, Acem’dir, doğrudur, çalışkandır, yanlış ve tembel olan her zaman başkalarıdır. Onun için bizim memleketimizde gelişim, tavşanla değil tosbağa ile yarışır. Mesela şöyle bir dikkatle bakarsanız, teşkilatçılığı ile övünenlerin en zayıf yönlerinin kolektif çalışma kültürü olduğunu, hak ve adaletten bahsedenlerin en büyük zulümleri yaptıklarını, iyilik güzellik diyenlerin kendi din kardeşlerine bile katlanamadıklarını görürsünüz.

Tabi ki yazılacak, konuşulacak çok şey var ama burada kesmek zorundayız. Bundan sonrası hepimiz için sıkıntı olur, sıkıntıya gelmeyiz, sıkıntıyı sevmeyiz. Her ne olacaksa huzur, rahat ve konfor içinde olmalı. Aman kimsenin keyfi bozulmasın, konfor alanlarımız zarar görmesin. Yalnız şunu da unutmamalı, dünya tarihinde keyifle ve konforla gelmiş hiçbir başarı yoktur.