Sosyal medya üzerine çok yazı yazdım. Hepsinde değişmeyen gerçek şu: Değerleri olana bu ortam değer kazandırmıyor, bilakis mevcut değerlerini de yavaş yavaş elinden alıyor. Daha mı sosyal oluyorsunuz? Ne münasebet! Sosyalleşmenin dozajını kaçırıp fert olduğunuzu, bir şahsiyetiniz olduğunu unutuveriyorsunuz. Watsap grupları bu durumu çok aşikâr bir şekilde ortaya koyuyor. Başka zaman sizi reel ortamlarına almayan kişiler bir de bakmışsınız ki sizden izin alma zahmetine bile katlanmadan sizi ortamlarına almışlar. Dedikodu, haset, fitne fücur, kapris ne ararsan mevcut. Biliyor musunuz bu ortamların bir yararlı tarafı da var: Adam sandığınız bazı kişilerin aslında ne kadar çiğ olduklarını buradan daha net olarak görme imkânı buluyorsunuz. Bilinçaltının bütün bastırılmış duygu ve zaafları kolayca ortaya çıkıyor. Bizim mahallenin arka sokaklarıdır bu ortamlar. Görünmemek için duvar arkasına saklanan gizli iş peşindeki adamlar gibi. Bırakın daha fazla konuşsunlar, bırakınız yapsınlar, bırakınız yazsınlar... Neo liberal dalga hepimizi yutacak, herkesin görünmeyen cesedi birgün kıyıya vuracak.
RESMİ AĞZINI TOPLA
Çok fazla protokole boyandık dostlarım. Herkes olduğunun dışında bir başkası olma kisvesini yakıştırna yarışına girmiş. Davranışlarımızda asil taraf çoktandır gözükmüyor. Hep bir bürokrat ağzı, hep bir resmi endam. Hitap tarzları bile kravatlı. ‘Sayın başkanım’, ‘Sayın müdürüm’ hitaplarından geçilmiyor. Olan da olmayan da birbirine bu şekilde hitap ediyor. Hani nerede bizim yalın kişiliğimiz? Karın ağrısı modunda konuşmak, konuşmanın resmicesi olmuş. Devlette bir yere gelmek imkân, itibar ve ihtiram ölçüsü olmuş da bizim mi haberimiz yok. Adam bir makama atanıyor, ilk işi sahici mütevazı çevresini değiştirmek oluyor. İki gün önce tanıdığını iki gün sonra tanımazlıktan geliyor. Çaresiz ‘sen kimsin?’ diye dikiliyorsun karşısına. Ne dese beğenirsiniz? ‘Sen benim kim olduğumu birgün anlarsın!’
PATLICAN FESTİVALİ
Belediye , valilik, sivil toplum kuruluşları bir araya geliyor, ‘Patlıcan Yetiştirenler Festivali’ düzenliyorlar. Sanıyorsunuz ki güçleri birleştirmişler. Program başladıktan sonra bakıyorsunuz ki meğerse bu devletlüler güçlerini gösterme yarışına girmişler. Herkes kendinden bahsediyor, hiçkimsenin patlıcandan bahsettiği yok. Bahsetmek bir yana, akıllarına bile gelmiyor festivalin düzenlenme maksadı. Şöyle bir bakıyorum aralarında patlıcan üreticileri var mı diye. Ne gezer! Sadece bir adam çıkıyor kürsüye, belli ki siyasetçi şunu söylüyor salondakilere dönerek: ‘Ben de eskiden patlıcan yerdim!’ Başta ön sıralar olmak üzere salondan bir alkış tufanı yükseliyor. Patlıcan festivali doğru düzgün bir musakka yemeden sona eriyor.
BÜYÜK YANGIN’IN ÇIKIŞ KAPISI NEREDE?
Kadir Korkut ile yakın bir zaman önce tanıştım. Onun o olduğunu bilmeden tabi. İçimden şöyle bir şey geçti: ‘Ne kadar şiire yakın duran biri’. Sakarya ’da bir şiir ortamında şairlerle birlikte otururken o da bize sessizliği ile iştirak ediyordu. Meğerse şiir yazıyormuş, bunu tam kalkmaya hazırlanırken öğrendim. Yanlış anlaşılmasın, benim çoktandır Dergâh dergisinde şiirleirini takip ettiğim bir Kadir Korkut vardı, ama onun karşımda gördüğüm adamla ilişkisini kuramadım. Neden sonra taşlar yerine oturdu. Zira kelimeler yerli yerine oturmuştu. İyi ki Ülke yayınları Kadir’in ilk şiir kitabını yayınladı. Şimdi raflarda arayan herkesin dokunabileceği bir Kadir Korkut şiirleri kitabı var: ‘Büyük Yanık’. Beni yakan şu dizeler oldu. Şimdi söyleyin bana, bu dizeler sizi de niye yakmasın? ‘ Benim annem sarışın ve başı açık bir mezar / Böyle diyorum çayının soğuduğuna üzülen kim varsa’. Şiir anlaşılmaz diyenleri artık anlayışla karşılamıyorum. Yüreğinle eğilmelisin bir şiirin üzerine. Göreceksin yangın nereden ve neden başlamış.
Kıymetli okur! Boşver dünya kendi kafasına göre dönsün, yeter ki sen yolundan dönme. Büyük yangınlara hazır bir yüreği gelecek günlere hazırla. Gagasında bir damla suyla bir saka kuşu serinliğinde dizeler düşecektir nasibine. Yeter ki şiir okurken tesbihatı unutma. Büyük Yangın’ı oku, büyük yangına hazırlan!