İki Patriot bataryası ve 400 Amerikan askerinin Türkiye’ye
gönderilmesini öngören kararını imzalamasının ardından ABD’nin İncirlik’teki
askeri üssüne sürpriz bir ziyaret gerçekleştiren eski CIA Başkanlarından
Savunma Bakanı Leon E. Panetta’nın Ankara’yı pas geçen bu tavrı bile
Türk-Amerikan ilişkilerindeki son durumu özetlemeye yetiyor da artıyor bile...
Şahin kanadın önde gelen isimlerinden Amerikan Yahudisi
Savunma Bakanı Panetta’nın Ankara yerine Adana’ya iniş gerçekleştirmesi, her
şeyden önce “bizim çocuklar” noktasında gelinen aşamayı göstermesi itibarıyla
da oldukça önemli. Dolayısıyla, Washington’daki şahin kanat açısından Ankara’da
ciddi bir “muhatap” sorunu bu ziyaret ile bir kez daha kendini göstermiş
durumda. ABD bu muhatap meselesini aşmak için ya Türkiye’deki “yeni çocuklara”
alışacak ya da “yeni bizim çocuklar” bulacak...
Bu da bize İstanbul’un son dönemde niçin bu kadar ön plana
çıkartıldığıyla ilgili önemli bir ipucunu daha veriyor. Yeni devlet
yapılanmasında Washington’un Ankara’yı değil de Doğu ve Batı’nın bir
sentezi olarak bölgesel-küresel güç
denkleminde ağırlığını bir kez daha arttırmaya başlayan İstanbul gerçeğini
dikkate alması gerekliliğini burada bir kez daha ortaya koyuyor.
Bir diğer ifadeyle, Doğu ve Batı’nın kodlarını çözmüş
bulunan, Yeni Yalta sürecinde yer almak isteyen, bu kapsamda tersten işleyen
bir “Üç Tarz-ı Siyaset” geliştirmeye başlayan ve buna göre yeni bir devlet
yapılanmasına gitmiş bulunan yeni Ankara açısından İstanbul’un Türk-İslam
tarihi ve uluslararası politikadaki yerine, rolüne yapılan ısrarlı vurgu,
açıkçası Ankara-Washington hattındaki derin krizin temel nedenlerinden birini
oluşturuyor.
Nitekim, Rusya, İran vb. ülkeler bu yeni sürece çok hızlı
adapte olmasına rağmen, ABD’nin bunu kabulde yaşadığı sıkıntı, gösterdiği direnç ve bu noktada
Türkiye’de artık bir Amerikan klasiği haline gelmiş olan “sistem içi” suyu
bulandırmaya yönelik bir takım “arayışları” da hiç kuşkusuz dikkatlerden
kaçmıyor.
Aslında, meselenin bam telini de burası oluşturuyor. Mesele,
“hangi İstanbul”, “kimin İstanbul’u” noktasında ön plana çıkıyor. İstanbul,
bölgede yeni bir güç merkezi olarak ön plana çıkmaya başlayan yeni Türkiye
sürecinin bir sembolü mü olacak yoksa Türk-Amerikan ilişkilerinde bir “ABD
İstanbul”u mu Ya da güç kaybetmeye başlayan “Yeni Roma”nın “Doğu Roma”sının
başkenti mi
Şu ana kadarki mevcut göstergeler, ilk şık ile üçüncüsüne
işaret ediyor. Nitekim, son aylarda Türkiye’ye diplomatik anlamda yoğun
çıkartmalar gerçekleştiren ve Ankara üzerinde Suriye, İran, Afganistan ve Rusya
konularında baskı kurmaya çalışan ABD’nin bundan somut bir sonuç elde edemediği
hususu, Panetta’nın bu tavrında da bir kez daha görülüyor. Bir diğer ifadeyle,
ABD kontrollü yeni İstanbul projesine gösterilen direnç Washington’daki
şahinleri fazlasıyla öfkelendiriyor.
Gerek bu ziyaretler gerekse de Ankara’daki ABD Büyükelçiliği
tarafından gündeme getirilen, başta PKK terör örgütüne karşı olmak üzere yeni
Türkiye ile çok boyutlu etkin “işbirliği” ve “destek” yaklaşımlarına Ankara’nın
mesafeli yaklaşımı da, bu kapsamda Washington’daki belli bir kesim ile İsrail’i
fazlasıyla rahatsız ediyor.
Çin, Hindistan, Brezilya gibi yeni güçler karşısında ABD’nin
ancak Türkiye, Güney Afrika, Endonezya gibi yeni bölgesel güçlerle
geliştireceği ortaklıklarla dünyadaki etkisini devam ettireceğini savunan
“Küresel Trendler 2030”
raporunda Ulusal İstihbarat Konseyi yetkilisi Mathew Burrows’un “Türkiye,
uluslararası arenada artan bir rol oynayacak ve uluslararası sistemde daha
geniş bir etkisi olacak” ifadeleri, bu rahatsızlığın “tatlı dilli” bir
göstergesi olarak karşımıza çıkıyor.
Bu ifadeler, aynı zamanda ABD’nin bu konuda devam eden
arayışlarına, ikna çabalarına dikkatleri çektiği kadar, bu noktada gerekirse
bir “bizim çocuklar” operasyonu yapmaktan çekinmeyeceğini de ortaya koyuyor.
Bundan dolayı da Türkiye’yi her fırsatta bir takım oldu bittilere zorlamaya
çalışıyor. Bu oldu bittilerin adresi ise, NATO... ABD, doğrudan sonuç elde
edemediği taleplerinde Türkiye içindeki bir takım geçiş sürecindeki
“boşluklarından” da istifade etmek suretiyle Ankara’yı NATO üzerinden Suriye,
İran ve Rusya başta olmak üzere bölge politikalarında pasifize etmek ve kendi
istediği şekilde yönlendirmek istiyor.
Bu isteğini de açıkça ifade etmekten çekinmiyor. 2009’da,
bizzat Philip H. Gordon tarafından ifade edilen “Türkiye kendisini Batı’ya, NATO’ya
ispat etmeli” çağrısı bu kapsamda bir kez daha hatırlanmalı. Bu da bizi haliyle
bir kez daha ABD açısından “Türkiye’yi Kazanmak” çalışmalarına, bir önceki
yazıda değindiğimiz Washington kriterlerine ve “Bölgesel Trendler 2023” üzerine yoğunlaşmaya götürüyor...